Küresel piyasalarda tahvil faizlerindeki yükseliş hız kazanırken, yüksek enflasyon ve kamu borçlarındaki artış yatırımcıların risk algısını etkiliyor. Başta ABD olmak üzere gelişmiş ekonomilerde devletlerin borçlanma maliyetlerinin yükselmesi, uzun vadeli finansman koşullarına ilişkin endişeleri artırıyor.
ABD, Fransa, Almanya ve Japonya gibi büyük ekonomilerde tahvil getirilerinin yükselmesi, konut ve tüketici kredilerinden şirket finansmanına kadar geniş bir alanda borçlanma maliyetlerini artırırken, kamu maliyesi üzerindeki faiz yükünün de büyümesine yol açıyor.
ABD'de güçlü ekonomik veriler tahvil faizlerini yükseltti
ABD'de açıklanan ve beklentilerin üzerinde gerçekleşen ikinci çeyrek büyüme verisi ile ağustos ayına ilişkin kişisel gelir ve tüketim harcamaları verileri, ekonominin canlılığını koruduğuna işaret etti.
Enflasyonun ABD Merkez Bankasının (Fed) hedefinin üzerinde seyretmesiyle birlikte güçlü ekonomik görünüm, para politikasının sıkı tutulacağı beklentilerini güçlendirdi. Bu beklentiler ABD'nin 10 yıllık tahvil faizinde hızlı yükselişe neden olurken, küresel borsalarda da satış baskısı görüldü.
Küresel borçlanma maliyetleri açısından önemli bir gösterge olan ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 5,34 ile 2002'den bu yana en yüksek seviyesini gördü.
ABD tahvil faizleri yılın üçüncü çeyreğinde yaklaşık 90 baz puan yükselerek bu yüzyılın en güçlü çeyreklik artışlarından birini kaydetti.
Piyasalarda gözler ayrıca eylül ayına ilişkin istihdam verilerine çevrildi. İşsizlik oranının yüzde 4,1 seviyesinde kalması beklenirken, açıklanacak verilerin Fed'in para politikasına ilişkin beklentiler üzerinde etkili olması bekleniyor.
Yükselen faizler kredi maliyetlerini artırıyor
Tahvil faizleri, konut ve otomobil kredileri başta olmak üzere birçok borçlanma aracının maliyetinde belirleyici rol oynuyor.
ABD'de en yaygın kullanılan 30 yıllık konut kredilerinin faiz oranı, 2025 başından bu yana ilk kez yüzde 7 seviyesinin üzerine çıktı.
Uluslararası Finans Enstitüsü verileri ise büyük ekonomilerdeki faiz giderlerinin, yapay zeka, savunma ve temiz enerji yatırımlarının her birinden daha yüksek seviyeye ulaştığını gösteriyor.
Tahvil piyasasındaki baskının arkasında ekonomik canlılığın yanı sıra artan borç yükü de bulunuyor. ABD ile İran arasındaki gerilimin petrol fiyatlarını yükselterek enflasyonist baskıyı artırabileceği endişesi de faizlerin yönü açısından yakından takip ediliyor.
ABD'nin toplam borç yükünün 40 trilyon doları aşması ve Almanya dışında G7 ülkelerinin tamamında borç stokunun milli gelire oranının yüzde 100'ün üzerinde bulunması, piyasalardaki endişeleri artıran unsurlar arasında yer alıyor.
Yapay zeka yatırımları tahvil ihracını artırıyor
Tahvil piyasasındaki hareketlilikte teknoloji sektöründeki yüksek yatırım ihtiyacı da etkili oluyor. Yapay zeka alanındaki en büyük beş teknoloji şirketinin veri merkezlerini finanse etmek amacıyla bu yıl 220 milyar dolarlık tahvil ihraç ettiği belirtiliyor.
Şirketlerin artan finansman ihtiyacı, tahvil piyasasındaki arzı artırırken borçlanma maliyetleri üzerindeki baskının da sürmesine neden oluyor.
İngiltere, Fransa ve Japonya'da da faizler yükseldi
Tahvil piyasasındaki hareketlilik yalnızca ABD ile sınırlı kalmadı. İngiltere'nin 30 yıllık devlet tahvili faizi yüzde 6 seviyesini aşarak 1998'den bu yana ilk kez bu düzeye çıktı.
Fransa'nın 10 yıllık tahvil faizleri 2002'den bu yana en yüksek seviyeye ulaşırken, Japonya'da da uzun vadeli tahvil getirilerinde son yılların zirve seviyeleri görüldü.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, tahvil piyasasındaki endişelerin ABD ekonomisinin genel gücünü gölgelememesi gerektiğini savundu. ABD Hazinesi maliyetleri sınırlandırmak amacıyla tahvil geri alımları gerçekleştireceğini açıklamasına rağmen faizlerdeki yükseliş devam etti.
Yatırımcıların mali disiplin beklentisi öne çıkıyor
Piyasalarda, yüksek kamu harcamalarına karşı daha yüksek getiri talep eden yatırımcılar "tahvil muhafızları" olarak nitelendiriliyor. Bu yatırımcıların, hükümetlerin borçlanma politikaları üzerinde mali disiplin yönünde baskı oluşturabileceği belirtiliyor.
Analistler, petrol fiyatlarında yaşanabilecek düşüşün kısa vadede tahvil piyasasına rahatlama sağlayabileceğini değerlendiriyor. Uzun vadeli borçlanma maliyetlerinde kalıcı bir düşüş için ise hükümetlerin borç seviyelerini azaltmaya yönelik adımlar atmasının önemli olduğu ifade ediliyor.
Tahvil hareketliliği döviz piyasalarını da etkiliyor
Küresel tahvil piyasalarındaki dalgalanma, Avrupa başta olmak üzere döviz piyasalarında da baskı oluşturuyor.
Avustralya merkezli KCM Trade'in küresel baş piyasa analisti Tim Waterer, tahvil faizlerindeki yükselişte petrol fiyatları, kamu borçları ve yapay zeka sektörünün artan sermaye ihtiyacının etkili olduğunu belirtti.
Waterer, petrol fiyatlarında belirgin bir gerileme yaşanmaması veya ABD ile İran arasında bir uzlaşmaya varılmaması halinde piyasalardaki baskının devam edebileceğini ifade etti.
Fransa-Almanya tahvil farkı yakından izleniyor
Avrupa tarafında Fransa'nın bütçe görünümü de tahvil piyasalarının gündeminde yer alıyor. ING FX Stratejisti Francesco Pesole, Fransa'nın bütçe açıklamalarının ardından Fransa ile Almanya'nın 10 yıllık tahvil faizleri arasındaki farkın 130 baz puana yükseldiğine dikkat çekti.
Pesole, mevcut bütçe planının yapısal açığı gidermekte yetersiz kalması halinde söz konusu farkın 150 baz puana kadar genişleyebileceğini belirtti.
Tahvil faizleri arasındaki farkın açılmasının avro üzerinde değer kaybı baskısı oluşturabileceğini ifade eden Pesole, piyasalardaki mali risk algısının güçlenmesi halinde avronun bu gelişmelere karşı daha hassas hale gelebileceğini değerlendirdi. Spreadlerin genişlemeyi sürdürmesi durumunda avro/dolar paritesinde 1,110 seviyelerinin gündeme gelebileceğini öngördü.





