YAŞAM

Görüntü temelli istismar kadınların hayatını nasıl değiştiriyor?

Sosyal medya platformlarında görüntülerin izinsiz paylaşılması çoğu zaman yalnızca çıplak veya cinsel içerikli fotoğraflar üzerinden değerlendiriliyor. Ancak yeni bir rapora göre, kişinin rızası dışında yayılan sıradan bir fotoğraf bile kültürel, sosyal ve psikolojik açıdan ağır sonuçlara yol açabiliyor.

Abone Ol

Dijitalleşen dünyada kişisel görüntülerin kontrolsüz şekilde yayılması, giderek daha büyük bir güvenlik ve mahremiyet sorununa dönüşüyor. Fotoğraf ve videoların izinsiz paylaşılması, kamuoyunda çoğunlukla “intikam pornosu”, özel görüntülerin sızdırılması veya yapay zekâ ile üretilen sahte içerikler üzerinden tartışılırken, uzmanlar bu yaklaşımın sorunun yalnızca küçük bir bölümünü kapsadığını belirtiyor. Toplumsal cinsiyet adaleti alanında çalışmalar yürüten Chayn adlı kuruluşun hazırladığı yeni rapora göre, teknoloji şirketleri ve yetkililer görüntü temelli istismarla mücadelede çoğunlukla “çıplaklık” unsuruna odaklanıyor. Ancak araştırmaya göre bir görüntünün zarar verici olması için açık cinsel içerik taşıması gerekmiyor.

Raporda, kişinin rızası olmadan paylaşılan sıradan bir fotoğrafın bile özellikle muhafazakâr toplumlarda kadınların sosyal hayatını, aile ilişkilerini, kariyerini ve psikolojik sağlığını ciddi şekilde etkileyebileceği vurgulanıyor.

“Hayatımı altüst eden görüntüler çıplak değildi”

Raporda yer verilen kadınlardan biri, güvenliği nedeniyle Mahnoor ismiyle anılıyor. Pakistan’da yaşayan 32 yaşındaki Mahnoor, yaşadığı sürecin yalnızca özel hayatının ihlali olmadığını, aynı zamanda toplum içindeki yerini de kaybetmesine neden olduğunu anlatıyor. Boşanma sürecinin ardından çocukluğunun geçtiği eve dönen Mahnoor, ailesinden destek beklediğini ancak tam tersiyle karşılaştığını söylüyor. İddialarına göre eski eşi, kendisine ait telefon hesabına ve özel fotoğraflarına erişerek görüntüleri ailesine, arkadaşlarına ve iş çevresine gönderdi. Ancak Mahnoor’un hayatını değiştiren fotoğraflar, çoğu kişinin düşündüğü gibi çıplak veya cinsel içerikli görüntüler değildi. Fotoğraflar arasında günlük hayattan kareler, arkadaşlarıyla çekilmiş görüntüler, yeni saç modelini gösterdiği özçekimler ve sıradan anlara ait fotoğraflar bulunuyordu. Mahnoor, eski eşinin bazı görüntüleri kırparak kendisini farklı kişilerle ilişkilendirilmiş gibi göstermeye çalıştığını ve bunun sonucunda çevresindeki insanların kendisinden uzaklaştığını belirtti. BBC’ye konuşan Mahnoor, “Sesimi kaybettim. Görünmez hissettim” ifadelerini kullandı. Bir dönem ailesinin kendisine danıştığını, fikirlerine değer verdiğini söyleyen Mahnoor, yaşananların ardından ailesi ve iş çevresiyle bağlarının büyük ölçüde koptuğunu anlattı.

Görüntü temelli istismar nedir?

Uzmanlara göre görüntü temelli istismar; bir kişinin fotoğraf, video veya dijital görüntülerinin rızası olmadan paylaşılması, değiştirilmesi ya da zarar verme amacıyla kullanılması anlamına geliyor. Bu durum yalnızca çıplak fotoğrafları kapsamıyor. Kişinin özel hayatına ait sıradan görüntüler, sosyal medya paylaşımları, ekran görüntüleri, sahte yazışmalar veya yapay zekâ ile oluşturulan manipüle edilmiş içerikler de bu kapsamda değerlendiriliyor. Chayn’in raporunda, görüntünün kendisinden çok görüntünün nasıl kullanıldığına dikkat çekiliyor. Bir kişinin arkadaşlarıyla çekildiği bir fotoğraf, tatildeki bir görüntüsü veya günlük yaşamından bir kare; farklı bir kültürel ortamda, kişinin itibarını zedelemek amacıyla kullanıldığında ciddi zararlara yol açabiliyor. Chayn kurucusu Hera Hussain, tartışmanın yalnızca çıplaklık üzerinden yürütülmesinin yanlış olduğunu belirterek, “Bir görüntünün zarar verici olması için çıplaklık içermesi gerekmiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Kültürel baskı ve dijital şiddet birleşiyor

Rapora göre özellikle bazı toplumlarda kadınların görüntüleri yalnızca kişisel bir paylaşım olarak görülmüyor. Görseller, kişinin ahlaki durumu, aile itibarı veya toplum içindeki konumuyla ilişkilendirilebiliyor. Bu nedenle bir fotoğrafın içeriğinden çok, hangi amaçla yayıldığı önem taşıyor. Araştırmada; başörtüsüz saçların görünmesi, farklı tarzda kıyafetler, akraba olmayan bir erkekle yan yana çekilmiş bir fotoğraf, sahte mesaj ekran görüntüleri veya yapay zekâ ile oluşturulmuş görsellerin de kadınlar üzerinde ciddi baskı oluşturabildiği ifade ediliyor. Uzmanlara göre bu durum, dijital şiddetin yalnızca teknolojiyle değil, toplumsal normlarla da bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.

Teknoloji şirketleri eleştirilerin odağında

Raporda sosyal medya platformlarının görüntü temelli istismar vakalarında yeterli koruma sağlayamadığı savunuluyor. Birçok platformun içerik denetiminde otomatik sistemler kullandığı ve bu sistemlerin çoğunlukla çıplaklık tespit etmeye odaklandığı belirtiliyor. Ancak uzmanlar, bir görüntünün zararlı olup olmadığının yalnızca görsel özelliklerle belirlenemeyeceğini ifade ediyor. Asıl sorunun; kişinin rızasının olup olmadığı, paylaşımın amacı ve ortaya çıkan zarar olduğu vurgulanıyor. Bazı mağdurların, görüntülerinde çıplaklık bulunmadığı gerekçesiyle başvurularının dikkate alınmadığını aktardığı raporda, bu durumun mağdurlar için ikinci bir travma yarattığı belirtiliyor.

Ünlü isimler de benzer deneyimler yaşadı

Pakistanlı oyuncu Ayesha Omar da raporda kendi yaşadığı süreci anlattı. Omar, yıllar önce bir tatilde çekilen fotoğraflarının izni dışında internette yayıldığını ve bunun kariyerine zarar verdiğini söyledi. Plajda çekilen fotoğrafların kendisine ait olduğunu belirten Omar, görüntülerin paylaşılması sonrası reklam anlaşmalarını ve bazı iş fırsatlarını kaybettiğini ifade etti. Kendi toplumunda kadınların belirli bir imajla değerlendirilmesinin büyük baskı yarattığını anlatan Omar, yaşananların psikolojik etkisinin uzun süre devam ettiğini dile getirdi.

“Asıl mesele rıza, saygı ve onur”

Araştırmacılar, görüntü temelli istismarda temel meselenin görüntünün içeriği değil, kişinin kontrolünün elinden alınması olduğunu belirtiyor. Bir fotoğrafın paylaşılmasıyla birlikte mağdurun yalnızca mahremiyeti değil; aile ilişkileri, sosyal çevresi ve ekonomik hayatı da zarar görebiliyor. Uzmanlara göre dijital çağda kişisel görüntülerin korunması yalnızca teknoloji şirketlerinin değil, hukuk sistemlerinin ve toplumların da sorumluluğunda. Görüntü temelli istismarla mücadelede sorulması gereken ilk sorunun “Bu görüntü çıplak mı?” değil, “Bu görüntü kişinin rızası dışında mı kullanıldı ve nasıl bir zarar ortaya çıkardı?” olması gerektiği ifade ediliyor.