Gappi'nin kullandığı ifadeler, basın sektörüne katkı sunmak ve çözüm üretmek adına bir anlam ifade etmiyor. Söz konusu ifadeler tam aksine, gazeteciliğin içinden geçtiği ağır ekonomik, mesleki ve etik krizlerin üzerini örtmekten başka bir anlam taşımıyor. Dilek Gappi'ye şunu açıkça soruyoruz; iş insanı gazete kurduğunda sorun yok, sanayici medya yatırımı yaptığında sorun yok, farklı meslek gruplarından insanlar medya sektörüne girdiğinde kimse rahatsız olmuyor. Ama iş, geçmişte esnaflık yapmış ya da başka bir meslekten gelmiş birine gelince mi “çaycı”, “pilavcı” benzetmeleri devreye sokuluyor? Bu yaklaşım hiç şüphesiz sınıfsal, kibirli ve ayrımcı bir tavrı ifade etmektedir. Gazetecilikte asıl mesele, kişinin nereden geldiği değil, işini etik kurallar içinde yapıp yapmadığıdır.
Bugün medya sektörünün problemi; kimlerin yatırımcı olduğu değil, gazetecilerin güvencesiz çalıştırılması, sansür, oto-sansür, gazeteciliğin itibarsızlaştırılmasıdır. Bütün bu sorunlar ortadayken, bir meslek örgütü başkanının çıkıp meslekleri küçümseyen ifadelerle konuşması kabul edilemez. Daha vahimi ise; medya kuruluşu sahibi olmak ile gazetecilik emeğini aynı aşağılayıcı dil içinde eşleştirmektir. Bu, gazetecilik yapan emekçilere karşı da açık bir saygısızlıktır. Gazeteciler Cemiyeti’nin görevi; aşağılama yapmak değil, sorunları teşhis etmek, çözüm için mücadele etmektir. Ancak görüyoruz ki, reklamcılıktan gelen bir bakış açısıyla gazeteciliğe yön verilirse, ortaya çıkan tablo tam olarak budur: Gerçek sorunlardan kaçan, kolaycı ve kırıcı açıklamalar… Gazetecilik; unvanla, kökenle, meslek geçmişiyle değil, etikle, emekle ve kamu yararıyla yapılır. Bugün ihtiyaç duyulan şey; küçümseyen cümleler değil, hesap veren, mücadele eden, gazetecinin onurunu savunan bir duruştur.





