İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Dilek Gappi yönetiminde tuhaf işlere imza atıyor.

Örneğin cemiyete üye olmak için basın kartı sahibi olmak yetmiyor. Tüzüğe göre en az 10 yıllık üç üyenin ıslak imzası şart koşuluyor. Bu kural, cemiyetin belirli bir zihniyet tarafından yönetilmek istenmesinin en somut göstergesi. Kapılar böyle sıkı tutulunca yeni sesler ve farklı bakış açıları dışarıda kalıyor. İstemediği kişilerin cemiyete üye olup oluşabilecek bir cemiyet seçiminde yönetimi kazanır korkusu mu acaba bu?

Basın kartı sahipleri bile birçok zorlukla üye yapılabiliyor. Bu durum, mesleki dayanışmayı değil, seçici bir kapalı devre anlayışını besliyor.

Cemiyete ait malların satışı ise ayrı bir sorun yumağı oluşturuyor. Taşınmazların elden çıkarılması süreçleri şeffaflıktan uzak ilerliyor. Bu satışlar, kurumun geleceğine dair kaygıları derinleştiriyor.

Cemiyet adeta siyasi bir taraf gibi gazete çıkarıyor. Gazete, tarafsız habercilik iddiasının aksine belirli bir çizgiyi yansıtıyor. Meslek örgütü olması gereken bir yapı, yayın organıyla siyasetin içine çekiliyor. Bu yaklaşım, bağımsız gazetecilik ilkesine zarar veriyor.

Üstüne üstlük bugün yaşadığımız hadise basın etiğine yakışmadığı gibi açıklanmaya muhtaç bir konu. Takip ettiğimiz bir basın toplantısında mikrofonumuz yapay zeka marifetiyle yok edilerek başka bir basın kuruluşunun mikrofonu görüntülere eklenmiş. 80 yıllık cemiyet kendi gazetesi adına muhabir göndereceğine yapay zekayla fotoğraflarla oynuyor. Bunu da servis ediyor.

Üyelik engelleri ve yönetim tarzı, cemiyeti dar bir çevrenin tekelinde tutuyor. Genç gazeteciler ve farklı görüşteki meslektaşlar sistematik olarak dışlanıyor. Bizim kurumumuzda kaç personel çalışıyor? Herhangi bir fikriniz var mı? Kaç basın kartlı personelimiz var? Bilginiz var mı?

Engellemelerinize rağmen aldığımız basın kartlarından söz ediyorum. Hatırlarsınız; her basın kartı komisyonuna girdiğimizde kılıfına uydurarak red oyu verdiğiniz ama bizim almımızın akıyla aldığımız basın kartlarından söz ediyorum. Hatırladınız değil mi Dilek Hanım?

Siyasi etkiler, kurumun asli görevi olan mesleki korumayı gölgeliyor ve kişisellik ön plana çıkıyor. Sizin yaptığınız gibi.

İzmir basını, açık ve kapsayıcı bir cemiyete her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyor. Cemiyet böyle kapalı devre devam ettiği sürece asla gerçek bir mesleki dayanışma mümkün olmayacak.

Bazı siyasi gölgelerin altında cemiyet yönetilmez. Basının yaşadığı zorluklar ortada. Bu zorluklarla ilgili ne yaptınız? Kendi çıkarlarınızın peşinde koşacağınıza basın sektörünün zorluklarının peşinde koşun. Şunu hiçbir zaman unutmayın, cemiyeti size yedirtmeyeceğiz. Gazetecileri üye yapma konusunda ayak diretseniz de, o koltuktan ömür boyu kalkmak istemesiniz de cemiyet fabrika ayarlarına dönecektir. Cemiyet kimsenin malı değildir, hiçbir zaman da olmamıştır. Sizin de olamayacağı gibi. Cemiyet herkesin cemiyeti mi yoksa sadece birilerinin cemiyeti mi?