İZMİR

CHP'li Bağcıoğlu: NATO'da askeri sağlık sistemi olmayan iki ülkeden biriyiz

CHP Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, İzmir'de düzenlediği aylık basın toplantısında NATO Zirvesi'nden Karadeniz güvenliğine, Kıbrıs'tan savunma sanayisine, askeri sağlık sisteminden personel haklarına kadar birçok konuda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Bağcıoğlu, Türkiye'nin milli güvenliğini ilgilendiren konularda siyasi hesaplardan uzak, uzun vadeli ve stratejik politikalar izlenmesi gerektiğini söyledi.

Abone Ol

CHP Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, CHP Seçilmiş İzmir İl Başkanlığı'nda düzenlediği aylık milli güvenlik değerlendirme toplantısında Türkiye'nin savunma politikalarına ilişkin kapsamlı açıklamalarda bulundu. Konuşmasına Balyoz kumpası sürecinde yaşamını yitiren Amiral Cem Aziz Çakmak başta olmak üzere tüm mağdurları anarak başlayan Bağcıoğlu,

"Milli orduya kumpas kuranları, bu kumpaslara göz yumanları ve askeri personelin hakkını hukukunu korumayanları lanetliyorum. Unutmadık, unutmayacağız"

dedi. CHP olarak milli güvenlik alanındaki gelişmeleri yakından takip etmeyi sürdüreceklerini belirten Bağcıoğlu, askeri sağlık sisteminden savunma sanayisine, personel haklarından afet yönetimine kadar birçok başlıkta çözüm önerileri sunmaya devam edeceklerini ifade etti. Askeri eğitim sistemindeki gerileme, personel temin ve terfi süreçleri, hava savunma eksiklikleri, Mavi Vatan'daki hakların korunması, şehit aileleri, gaziler ve Türk Hava Kurumu'na ilişkin sorunların da takipçisi olacaklarını söyleyen Bağcıoğlu,

"Milli güvenliğimizi ilgilendiren hiçbir konunun gündemden düşmesine izin vermeyeceğiz"

diye konuştu.

NATO Zirvesi öncesi dikkat çeken mesajlar

Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'nin Türkiye açısından önemli olduğunu belirten Bağcıoğlu, asıl övünülmesi gereken konunun yerli ve milli savunma sanayisinin güçlendirilmesi olduğunu söyledi. "Keşke milli savunma sanayimizin ihtiyaç duyduğu kaynaklar zamanında tahsis edilebilseydi. Keşke zirvenin hava savunması tamamen yerli ve milli hava savunma sistemleriyle sağlanabilseydi. Asıl övünmemiz gereken başarı bu olurdu" ifadelerini kullandı. Türkiye'nin NATO yükümlülüklerini yerine getirirken Montrö Sözleşmesi'nin sağladığı stratejik avantajlardan, Karadeniz'deki dengeden, Kıbrıs Türklerinin güvenliğinden ve Ege ile Doğu Akdeniz'deki milli haklarından taviz vermemesi gerektiğini vurgulayan Bağcıoğlu, zirve öncesinde yaşanan bazı uygulamaları da eleştirdi. NATO'nun demokrasi, hukukun üstünlüğü ve bireysel özgürlük ilkeleri üzerine kurulu olduğuna dikkat çeken Bağcıoğlu,

"Gazetecilerin NATO'ya şikâyet edilmesi, bazı bölgelerde evlerin önüne paravanlar çekilmesi ve akademisyenler ile sivil toplum temsilcilerine yönelik uygulamalar Türkiye'nin uluslararası görünümü açısından düşündürücüdür"

dedi. Konuşmasında milli birlik ve beraberlik vurgusu da yapan Bağcıoğlu, Türk bayrağının milletin ortak değeri olduğunu ifade etti.

"Türk bayrağı rüzgarla değil, ettikleri yemin gereği onu korurken şehit olan her Mehmetçiğin son nefesi ile dalgalanır"

diyen Bağcıoğlu, bazı kesimlerin Türk bayrağı ve milli birlik temalı faaliyetlerden rahatsız olmasını eleştirdi. Milli değerlerin korunmasının toplumsal birlik açısından büyük önem taşıdığını belirten Bağcıoğlu, Türkiye'nin ortak değerleri etrafında kenetlenmesi gerektiğini söyledi.

Karadeniz'deki güvenlik risklerine dikkat çekti

Karadeniz'de ticaret gemilerine yönelik insansız araç saldırılarının devam ettiğini belirten Bağcıoğlu, bu gelişmelerin Türkiye'nin deniz ticareti, caydırıcılığı ve milli menfaatleri açısından ciddi risk oluşturduğunu söyledi. Türk bayraklı veya Türkiye bağlantılı gemilerin gelecekte hedef alınmayacağına ilişkin herhangi bir güvence bulunmadığını ifade eden Bağcıoğlu, saldırılardan sorumlu devletler nezdinde diplomatik girişimlerin gecikmeden başlatılması gerektiğini kaydetti.

"Daha önce yapılan uyarılara rağmen önleyici ve caydırıcı tedbirlerin yeterli olmadığı görülmektedir"

diyen Bağcıoğlu, Türk Deniz Kuvvetleri'nin gerekli planlama ve siyasi iradeyle bu güvenlik tedbirlerini alabilecek kapasiteye sahip olduğunu dile getirdi. Karadeniz kıyısındaki illere düşen kontrol dışı İHA'ların yeni nesil tehditlerin ulaştığı boyutu gösterdiğini söyleyen Bağcıoğlu, kamu kurumlarının, özel sektörün ve vatandaşların İHA tehdidine karşı bilinçlendirilmesi, erken ihbar sistemleri ile kuvvet koruma tedbirlerinin sürekli güncellenmesi gerektiğini ifade etti.

Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'de "egemen eşitlik" vurgusu

Kıbrıs meselesinde CHP'nin yaklaşımının yıllardır değişmediğini belirten Bağcıoğlu, adada kalıcı çözümün Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesiyle mümkün olacağını söyledi.

"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin huzuru ve güvenliği Türkiye'nin milli güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır"

diyen Bağcıoğlu, Kıbrıs Türklerinin kazanılmış haklarını yok sayan hiçbir girişimin kabul edilemeyeceğini vurguladı. Doğu Akdeniz'de ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY'nin yer aldığı enerji ve ulaştırma projelerinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda askeri ve jeopolitik boyut taşıdığını ifade eden Bağcıoğlu, Türkiye'nin bu gelişmeleri milli güvenlik perspektifiyle değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Türkiye'nin güçlü bir deniz kuvveti, etkin diplomasi ve doğru stratejik hamlelerle bölgedeki konumunu güçlendirebileceğini belirten Bağcıoğlu, Akdeniz Kalkanı Harekâtı'nın uluslararası bir yapıya dönüştürülmesini önerdi. Suriye ve Mısır'ın ardından Libya ile Lübnan'ın da bu yapıya dahil edilmesiyle Türkiye öncülüğünde yeni bir bölgesel deniz güvenliği mimarisi oluşturulabileceğini ifade etti.

"Mısır ile ilişkilerde yaşanan kopuş Türkiye'ye kaybettirdi"

Doğu Akdeniz'de diplomatik açılımların gecikmesinin Türkiye açısından önemli stratejik kayıplara neden olduğunu belirten Bağcıoğlu, Mısır ile uzun yıllar boyunca ilişkilerin kesintiye uğramasının deniz yetki alanları konusunda Türkiye'nin elini zayıflattığını söyledi. Son dönemde gerçekleştirilen ortak deniz ve hava tatbikatları ile askeri çerçeve anlaşmalarını olumlu ancak gecikmiş adımlar olarak değerlendiren Bağcıoğlu,

"Eğer bu ilişkiler kesintiye uğramamış olsaydı, Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda Türkiye'nin milli menfaatlerine çok daha uygun sonuçlar elde edilebilirdi"

dedi.

Suriye ve İran'daki gelişmeleri değerlendirdi

Bağcıoğlu, Şam'da meydana gelen son saldırının Suriye'de güvenlik ve istikrarın tam anlamıyla sağlanabilmesi için güvenlik sektörünün yeniden yapılandırılmasının önemini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi. SDG/YPG gibi silahlı yapıların devlet çatısı altında entegrasyon sürecinin tamamlanmasının benzer saldırıların önlenmesi ve kamu düzeninin sağlanması açısından kritik olduğunu ifade etti. İran ile ABD arasındaki doğrudan çatışma riskinin ateşkes ve diplomatik temaslarla kısa vadede azaldığını belirten Bağcıoğlu, nükleer program, yaptırımlar, Hürmüz Boğazı'nın güvenliği ve vekil aktörler üzerinden yürütülen rekabet nedeniyle bölgedeki kırılganlığın sürdüğünü dile getirdi. Mevcut güvenlik ortamının kontrollü caydırıcılık ile diplomatik müzakerelerin birlikte yürütüldüğü hassas bir süreçten geçtiğini söyledi.

Savunma sanayisinde "konsepte dayalı ihtiyaç sistemi" çağrısı

Savunma sanayisinde temel yaklaşımın konsepte dayalı ihtiyaç sistemi olması gerektiğini söyleyen Bağcıoğlu, yalnızca yeni platformlar geliştirmenin yeterli olmadığını ifade etti. Esas başarının geliştirilen sistemlerin harekat ihtiyaçlarına uygun doktrin, eğitim sistemi, teşkilat yapısı ve harekat planlarıyla birlikte değerlendirilmesi olduğunu belirtti. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kritik ihtiyaçları arasında yeni nesil nakliye uçakları, deniz helikopterleri ve TCG Anadolu için uygun nakliye helikopterlerinin bulunduğunu söyleyen Bağcıoğlu,

"Başarı çok sayıda prototip üretmek değil, bunları kısa sürede olgunlaştırarak seri üretime geçirmek ve geleceğin harekat ortamına uygun bütünleşik askeri kabiliyet oluşturmaktır"

dedi. Orman yangınlarında askeri hava araçlarının sürekli kullanılmasının doğru olmadığını belirten Bağcıoğlu, bu ihtiyacın esas sorumlu kurumlar tarafından önceden planlanması gerektiğini ifade etti.

S-400, KAAN ve hava savunma sistemi değerlendirmesi

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler'in Patriot ve SAMP/T hava savunma sistemlerine ilişkin açıklamalarını değerlendiren Bağcıoğlu, milli sistemler tamamlanıncaya kadar hazır sistem tedarik edilmesinin doğal olduğunu söyledi. Asıl tartışılması gereken konunun S-400 kararı olduğunu savunan Bağcıoğlu, bu sisteme ayrılan kaynakların yerli hava savunma projelerine aktarılması halinde Türkiye'nin bugün çok daha güçlü bir noktada olacağını ileri sürdü.

"Türkiye'nin ihtiyacı geçmişteki yanlış tercihleri savunmak değil, onlardan ders çıkararak milli savunma kabiliyetlerini hızla güçlendirmektir"

diyen Bağcıoğlu, S-400 kararının KAAN başta olmak üzere birçok projeyi dolaylı olarak etkilediğini savundu. Muharip hava gücü açısından ise KAAN'ın tam harekat kabiliyetine ulaşması, EF-2000 Typhoon tedariki, F-16 ÖZGÜR modernizasyonu, F-16 Blok 70 süreci ile muharip insansız hava araçlarının envantere kazandırılmasının öncelikli hedef olması gerektiğini söyledi.

MİLGEM ve Ayyıldız Karargâhı değerlendirmesi

Türkiye'nin gemi inşa sanayisindeki başarısının uzun yıllara yayılan kurumsal birikimin sonucu olduğunu belirten Bağcıoğlu, MİLGEM Projesi'nin temellerinde çok sayıda asker ve sivil uzmanın emeği bulunduğunu ifade etti.

"Karadeniz bugün adeta bir MİLGEM Denizi haline gelmiştir"

diyen Bağcıoğlu, savaş gemisi ihracatı yapılırken Deniz Kuvvetleri'nin harekat ihtiyaçlarının zafiyete uğratılmaması gerektiğini kaydetti. Ankara'da yapımı süren Ayyıldız Karargâhı'nın komuta-kontrol açısından önemli katkılar sağlayacağını söyleyen Bağcıoğlu, proje tamamlandıktan sonra şehir merkezindeki mevcut askeri arazilerin nasıl değerlendirileceğine ilişkin kamuoyunun bilgilendirilmesini istedi. Bu alanların rant odaklı projelere açılıp açılmayacağı, personelin lojman sorunlarına neden aynı önceliğin verilmediği ve projenin neden uzun sürdüğü sorularının yanıt beklediğini ifade etti.

Askeri sağlık sistemi yeniden yapılandırılmalı

CHP olarak yaklaşık iki buçuk yıldır askeri sağlık sisteminin yeniden kurulması gerektiğini dile getirdiklerini belirten Bağcıoğlu, bölgede yaşanan savaşların bu ihtiyacı açık biçimde ortaya koyduğunu söyledi. NATO üyesi 32 ülkeden yalnızca Türkiye ve İzlanda'da askeri sağlık sisteminin bulunmadığını belirten Bağcıoğlu,

"İzlanda'nın zaten silahlı kuvvetleri bulunmuyor. Silahlı kuvvetleri olmayan bir ülke ile aynı konumda olmamız kabul edilemez"

ifadeleriyle mevcut tabloyu eleştirdi.

"Askeri sağlık sistemi yalnızca askeri hastanelerden ibaret değildir"

diyen Bağcıoğlu, bu yapının kıta ve birliklerde başlayan sağlık hizmetlerinden bölgesel askeri hastanelere ve en üst seviyede Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin oluşturduğu mükemmeliyet merkezine kadar uzanan bütünleşik bir sistem olduğunu ifade etti. Sadece birkaç askeri hastanenin yeniden açılmasının bu eksikliği gidermeyeceğini belirten Bağcıoğlu, askeri sağlık sisteminin tüm unsurlarıyla yeniden yapılandırılması gerektiğini vurgulayarak, bunun Türkiye'nin savunma kapasitesi açısından stratejik bir zorunluluk olduğunu söyledi.

Şehit aileleri, gaziler ve personel hakları için çağrı

Şehit aileleri ve gazilerin Türkiye'nin en büyük emaneti olduğunu belirten Bağcıoğlu, yıllardır çözüm bekleyen sorunların daha fazla ertelenmemesi gerektiğini söyledi. TBMM Milli Savunma Komisyonu'nda görüşülen düzenlemelerin hangi aşamada olduğunun kamuoyuyla paylaşılmasını isteyen Bağcıoğlu,

"Şehit aileleri ve gazilerimiz yeni vaatler değil, somut adımlar beklemektedir"

dedi. Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük haklarında yaşanan kayıpların ciddi rahatsızlık oluşturduğunu belirten Bağcıoğlu, emekli binbaşılar, emekli astsubaylar, emekli uzman erbaşlar ve emekli devlet memurlarının önemli bölümünün açlık sınırının altında maaş aldığını öne sürdü. Personel temininden terfi süreçlerine kadar tüm uygulamalarda liyakat ve hakkaniyet ilkesinin esas alınması gerektiğini vurgulayan Bağcıoğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin caydırıcılığının yalnızca sahip olduğu silah sistemleriyle değil, yetişmiş personelinin moral ve motivasyonuyla da doğrudan bağlantılı olduğunu sözlerine ekledi.