İzmir Yaşam Alanları, hazırladıkları yaklaşık 100 dilekçeyi İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ne sundu. Yapılan açıklamada, alanın yapılaşmaya açılmasının kentin kolektif hafızasına zarar vereceği vurgulandı.
“Karar kamusal alanı sınırlandırıyor”
İzmir Yaşam Alanları, kısa süre önce dayanışma içinde oldukları Buca Cezaevi Özgürleştirilsin Platformu ile birlikte belediye yönetimine ve meclis üyelerine daha önce alınan karara itiraz ettiklerini hatırlattı.
Grup tarafından yapılan açıklamada, söz konusu planın kamusal kullanım alanlarını daralttığı savunularak şu değerlendirmelere yer verildi:
-
Rekreasyon alanlarının azalacağı,
-
Ulaşım ve altyapı sorunlarının artabileceği,
-
Planlama sürecinin yeterince şeffaf ve katılımcı yürütülmediği,
-
Kararın kamu yararı ilkesine aykırı olduğu.
“Kent hafızası korunmalı”
Dilekçede cezaevi alanının İzmir’in toplumsal belleğinde önemli bir yere sahip olduğu vurgulanarak şu ifadeler kullanıldı:
“Buca Cezaevi’nin İzmir kentinin belleğinde son derece önemli yeri vardır. Toplumumuzun demokratik bir düzende, insan hak ve özgürlüklerine sahip olarak varlığını sürdürebilmesi için, 12 Mart ve 12 Eylül açık faşizm dönemlerinde yaşatılanlar belleklerden silinmemeli, sonraki nesillere devredilmelidir. 12 Eylül faşizmi Necati Vardar, Seyit Konuk, İbrahim Ethem Coşkun isimli devrimcileri; Halil Esendağ ve Selçuk Duracık isimli MHP’lileri Buca Cezaevinde asarak katletmişti.”
“Hafıza mekânları yok edilmemeli”
Dilekçede kent hafızasının korunması gerektiği vurgulanarak şu değerlendirme yer aldı:
“Kentlerimizin belleğinin bilinçli ve planlı olarak silinmeye çalışılmasına karşı durulmalı, anı ve hafıza mekânları yaşatılmalıdır. Kentliler yaşam ve hafıza alanlarına yabancılaştırılmamalı, böylesi zulümlerin yaşatıldığı mekânlar gibi Buca Cezaevi alanı da hem İnsan Hakları ve Özgürlük Parkı hem de Cezaevi Müzesi haline getirilmektedir.”
Dünyadan ve Türkiye’den örnekler
Açıklamada, benzer uygulamaların hem Türkiye’de hem de dünyada hayata geçirildiği hatırlatıldı.
Türkiye’de Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nin restore edilerek müzeye dönüştürüldüğü, Sinop Tarihi Cezaevi’nin hafıza müzesi olarak düzenlendiği ve Diyarbakır Cezaevi için de müze ve kültür alanı çalışmaları yürütüldüğü ifade edildi.
Dünyadan örnekler arasında ise şu merkezler gösterildi:
-
Bellek ve İnsan Hakları Müzesi
-
Ebrat Müzesi
-
ESMA Bellek ve İnsan Hakları Müzesi
Bu müzelerde işkence odaları, hücreler ve dönemin siyasi baskılarını anlatan belgelerin sergilendiği belirtildi.
“Rant alanı değil, anıt alan olmalı”
Dilekçede, darbe dönemlerinde yaşanan işkence, zorla kaybetme ve idamların unutulmaması gerektiği vurgulanarak şu çağrı yapıldı:
“Bizler de darbe dönemlerinde yaşanan işkence, zorla kaybetme, idam ve siyasi baskıları belgelemek, bu dönemin karanlık yüzünü göstermek; yaşatılanların bir daha yaşanmaması, demokrasi ve insan hakları için Buca Cezaevi alanının korunması ve anıt alan hâline getirilmesine talebimizi yükseltmeliyiz.”
Açıklamada son olarak şu ifadeler kullanıldı:
“Buca Cezaevi Alanı, sermayeye rant alanı olarak sunulmamalı, İnsan Hakları ve Özgürlük Parkı olarak düzenlenmelidir. Buca Cezaevi Alanı kentlinin belleği demokrasi ve insan hakları bilinciyle canlı tutulmalıdır.”




