63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında Ulusal ve Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışmaları’nda yer alan altı yapım izleyiciyle buluştu. Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirilen gösterimlerin ardından film ekipleri, yapımlarının çıkış noktalarını ve işledikleri konuları anlattı. Ulusal yarışmada Elisa, Kadim Mavi ve Hakikatin Ölümü; uluslararası yarışmada ise Babalarımdan Biri Ay’dır, Umut Işığı ve Riverstone gösterildi.
Geçmişin izleri ve toplumsal hafıza
Hüseyin Karabey’in yönettiği Hakikatin Ölümü, geçmişin yüküyle yüzleşen iki eski dostun hikâyesini anlatıyor. Söyleşide konuşan Karabey, filmlerinde toplumsal hafızaya yer vermesinin temel nedeninin unutmaya karşı mücadele olduğunu belirtti. Kuşaklar arasında aktarılan sorunların gençler üzerindeki etkisine değinen yönetmen, geçmişin hatırlanmasının gelecekte yaşanabilecek travmalara karşı hazırlıklı olmaya katkı sağlayabileceğini söyledi.
Filmde rol alan Mert Fırat, hikâyenin 1990’lı yılların karanlık dönemine uzandığını belirterek oyunculuk sürecinde karakterini savunmanın zorluğuna dikkat çekti. Mehmet Günsür ise geçmişle yüzleşmenin önemini vurgulayarak hikâyenin yalnızca Türkiye’yi değil, dünyadaki benzer deneyimleri de anlattığını ifade etti.
Karabey, Soğuk Savaş döneminde Yunanistan, Latin Amerika ve İran gibi farklı bölgelerde de benzer baskı süreçlerinin yaşandığını hatırlattı. Sanatın geçmişi yeni kuşaklara aktarmada önemli bir işlev üstlenebileceğini belirten yönetmen, insanların yaşadıklarının kayda geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Filmde emniyet görevlisini canlandıran Ümit Çırak da iktidarların tarih yazdığını, ancak o tarihi insanların yaşadığını ve sanatın yaşananları kayıt altına aldığını dile getirdi.
Savaş nedeniyle çekimler İstanbul’a taşındı
Ali Asgarî’nin yönettiği Umut Işığı (A Bit of Light), hayat kurtarmakla görevli bir doktorun intiharını konu alıyor. Filmin yapımcısı Milad Hüsrevî, İran’da başlayan çekimlerin savaş koşulları nedeniyle İstanbul’da devam ettiğini anlattı.
Yönetmen Ali Asgarî’nin yaşadığı binanın yakınlarına bomba düşmesinin ardından çekimlerin İran’da sürdürülmesinin mümkün olmadığını belirten Hüsrevî, tüm prodüksiyonun Tahran’dan İstanbul’a taşındığını aktardı.
Savaş dönemlerinde medyanın gerçekleri aktarmakta yetersiz kaldığını savunan yapımcı, sinemanın bu noktada farklı bir anlatım alanı oluşturabileceğini söyledi. Hüsrevî, filmin izleyiciye umut vermeyi amaçladığını ifade etti.
Riverstone’da devlet şiddeti ve sansür eleştirisi
Sri Lanka’nın Oscar adayı Riverstone filminin yönetmeni Lalith Rathnayake, yapımın devletin yeraltı dünyasıyla ilişkisini ve polis şiddetini ele aldığını belirtti.
Rathnayake, devletin kendi ihtiyaçları doğrultusunda yeraltı dünyasını oluşturduğunu, ardından bu yapının üyelerini ortadan kaldırabildiğini savundu. Ülkesinde sanatçıların devleti açıkça eleştirmesinin ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyleyen yönetmen, bu konuyu sinemaya taşırken karşılaşabileceği riskleri göze aldığını dile getirdi.
Filmin gösteriminin ardından bazı polis memurlarından olumlu tepkiler aldığını da aktaran Rathnayake, yapımın tartışmaya açtığı konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Elisa’dan bilim kurguya farklı bir bakış
Sinan Sertel’in yönettiği Elisa, ulusal yarışmada dünya prömiyerini yaptı. Bilim kurgu türündeki filmde tek bir ana karakter yerine farklı kişilerin hikâyelerine odaklanıldığını belirten Sertel, ölülerin hikâyelerine de yer verdiklerini söyledi.
Bilim kurgu anlatısını yerel unsurlarla kurmayı tercih ettiğini vurgulayan yönetmen, filmi uluslararası örneklerle bir yarış içinde görmediğini ifade etti.
Çekimleri mağarada gerçekleştirilen yapımda rol alan Ekin Türkmen ise klostrofobisi nedeniyle zorlandığını anlattı. Türkmen, çekim deneyimi üzerinden maden işçilerinin karşılaştığı fiziksel ve psikolojik koşullara da dikkat çekti.
Kadim Mavi’de kişisel anlam ve yerel mitoloji
Emir Ziyalar’ın yönettiği Kadim Mavi, izleyiciye tek bir anlam dayatmak yerine farklı yorumlara alan açan yaklaşımıyla öne çıktı. Ziyalar, seyircileri filmde kendi anlamlarını bulmaya davet ettiğini belirtti.
Yunan mitolojisinin bilinen anlatılarından uzaklaşarak yerel mitolojik unsurlardan yeni bir hikâye oluşturmayı hedeflediğini söyleyen yönetmen, filmin kendine özgü bir anlatı dünyası kurduğunu aktardı.
Sanat yönetmeni Natali Yeres ise filmde kullanılan nesnelerin özel olarak tasarlandığını belirtti. Yeres, kişisel travmayı merkezine alan hikâyenin görsel dünyasını doğrudan göstermek yerine daha örtük bir anlatımla oluşturduklarını söyledi.
Baba-oğul ilişkisi ülke tarihine uzanıyor
Uluslararası yarışmada gösterilen Babalarımdan Biri Ay’dır (The Moon Is a Father of Mine) filminin yönetmeni George Ovashvili de söyleşide yapımın kişisel yönünü anlattı.
Baba-oğul ilişkisi üzerine uzun süredir düşündüğünü belirten Ovashvili, filmin aynı zamanda kendi ülkesinin hikâyesini taşıdığını ifade etti. Yönetmen, çocuk karakterlere filmlerinde sıkça yer vermesini ise çocuklarla doğa arasında kurduğu bağla açıkladı.
Altın Portakal’daki gösterimler ve söyleşiler, farklı coğrafyalardan gelen filmler aracılığıyla geçmişle yüzleşme, toplumsal sorunları görünür kılma ve sinemanın tanıklık etme gücü üzerine tartışmalara sahne oldu.




