DÜNYA

ABD ve İran masaya oturursa şartlar ne olacak?

ABD ile İran arasında müzakere iddiaları gündemdeki yerini korurken, tarafların açıklamaları birbiriyle çelişiyor. Perde arkasında dolaylı temaslar sürerken, tarafların şartları ise uzlaşmadan hala oldukça uzak görünüyor.

Abone Ol

ABD ile İran arasında yürütüldüğü öne sürülen müzakerelere ilişkin çelişkili açıklamalar dikkat çekiyor. Washington yönetimi sürecin ilerlediğini ve verimli temasların sürdüğünü savunurken, Tahran cephesi resmi olarak böyle bir müzakerenin olmadığını ifade ediyor. Ancak diplomatik kaynaklar, iki ülke arasında dolaylı iletişim kanallarının açık olduğunu ve bazı mesajların üçüncü ülkeler aracılığıyla iletildiğini ortaya koyuyor. Pakistan gibi her iki ülkeyle de ilişkileri bulunan aktörler üzerinden yürütülen bu temaslar, doğrudan müzakere olarak tanımlanmıyor. Bu durum, İranlı yetkililerin “müzakere yok” açıklamalarını da kısmen açıklıyor. Taraflar arasında iletişim olsa da, somut bir anlaşmaya ulaşmanın kısa vadede mümkün olmadığı değerlendiriliyor. Sürecin, Rusya-Ukrayna Savaşı müzakerelerinde olduğu gibi bir tıkanma noktasına sürüklendiği yorumları yapılıyor.

ABD ve İsrail’in beklentileri

Savaşın başlangıcında ABD ve İsrail tarafında, sahip olunan askeri üstünlüğün İran yönetimini zayıflatacağı ve Tahran’ı geri adım atmaya zorlayacağı yönünde beklentiler hakimdi. Ancak sahadaki gelişmeler bu öngörülerin gerçekleşmediğini gösterdi. İran yönetiminin geri adım atmak yerine daha dirençli bir tutum sergilemesi, Washington ve Tel Aviv’in hedeflerine ulaşmasını zorlaştırdı. İsrail basınına yansıyan bilgilere göre ABD’nin İran’a sunduğu plan, oldukça kapsamlı şartlar içeriyor. Bu çerçevede İran’dan nükleer programını sonlandırması, balistik füze faaliyetlerini durdurması ve Yemen’deki Husiler ile Lübnan’daki Hizbullah gibi bölgesel aktörlere verdiği desteği kesmesi talep ediliyor. Buna karşılık İran’a yaptırımların hafifletilmesi ve stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerinde daha fazla söz hakkı verilmesi gibi teklifler sunuluyor. Ancak bu şartların, İran açısından kabul edilmesi zor maddeler içerdiği değerlendiriliyor.

İran’ın talepleri ve stratejik hedefleri

İran yönetimi, ABD’nin sunduğu planı başlangıçta “aşırı” olarak nitelendirerek reddetti. Ancak son açıklamalarda daha temkinli bir dil kullanıldığı dikkat çekti. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakchi, bazı önerilerin üst düzey yönetime iletildiğini ve gerektiğinde net bir pozisyon alınacağını ifade etti. İran basınında yer alan bilgilere göre Tahran yönetimi, savaşın sona ermesi için beş temel şart öne sürüyor. Bu şartlar arasında savaş tazminatı ödenmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki yetkisinin uluslararası alanda tanınması ve ülkeye bir daha saldırı yapılmayacağına dair garanti verilmesi yer alıyor. Bu taleplerin ABD ve bölgedeki müttefikleri açısından kabul edilmesi oldukça zor görülüyor. İran ayrıca, 1979’daki İran İslam Devrimi öncesinde sahip olduğu bölgesel güç rolünü yeniden kazanmayı hedefliyor. Bu kapsamda ABD’nin Bahreyn’de konuşlu 5. Filosunun bölgeden çekilmesini ve kendi müttefikleriyle birlikte Körfez’de daha belirleyici bir askeri güç olmayı amaçlıyor. Tahran yönetimi, geçmişte yapılan müzakerelerde ABD’nin süreci yarıda bırakarak askeri adımlar attığını savunuyor ve bu nedenle Washington’a karşı ciddi bir güven sorunu yaşadığını dile getiriyor.

Körfez ülkeleri ve artan gerilim

Körfez’deki Arap ülkeleri ise mevcut tablodan rahatsız. Savaş öncesinde İran ile zor da olsa bir denge kurduklarını belirten bölge ülkeleri, yaşanan gelişmelerle birlikte daha kırılgan bir güvenlik ortamıyla karşı karşıya kaldı. İran’ın son süreçte askeri kapasitesini sahada daha görünür şekilde kullanması ve özellikle insansız hava araçları ile füze sistemleri üzerinden caydırıcılığını artırması, bölgedeki endişeleri derinleştirdi. Ayrıca Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini artırması, küresel enerji piyasaları açısından da kritik bir risk unsuru olarak öne çıkıyor. Bu durum, enerji fiyatlarının yükselmesine ve küresel ekonominin baskı altına girmesine neden olabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Körfez ülkeleri, mevcut gerilimin daha da tırmanmasından endişe ederken, savaş öncesi dengeye dönülmesini tercih ediyor.

Washington’un seçenekleri ve riskler

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin önünde ise sınırlı seçenekler bulunuyor. Bölgeye askeri takviye yapılması, baskıyı artırabilecek bir adım olarak görülse de olası bir kara operasyonu ciddi riskler barındırıyor. Bölgeye gönderilebilecek askeri unsurlar arasında deniz piyadeleri ve hava indirme birlikleri yer alıyor. Ancak bu tür bir müdahale, ABD’nin doğrudan kayıp verme ihtimalini artıracağı için iç kamuoyunda da tartışma yaratıyor. Uzmanlara göre İran yönetimi, hem coğrafi avantajlarını hem de zamanın kendi lehine işlediğini düşünüyor. Bu nedenle Tahran’ın mevcut şartlarda geri adım atmaya istekli olmadığı, aksine daha güçlü bir pazarlık pozisyonu elde etmeye çalıştığı değerlendiriliyor. ABD’nin İran’ın anlaşmaya hazır olduğu yönündeki söylemlerinin artması ise ters etki yaratabiliyor. Çünkü bu tür açıklamalar, Tahran yönetiminin pazarlık masasında daha temkinli ve mesafeli bir tutum sergilemesine neden oluyor.