Vali, kendi evladını değil, adaleti korur; çünkü o bir şehrin babasıdır

Abone Ol

Bu fotoğraf insana gerçekten ağır geliyor. Çünkü vali, bulunduğu ilin sadece yöneticisi değil; aynı zamanda adaletin, devlet ciddiyetinin ve vicdanın temsilidir.

Bir vali, o şehrin “mülki amiri”dir… Ama bundan daha fazlası, o şehrin sorumluluğunu taşıyan bir baba gibidir. Bu sorumluluk, sadece kendi yakınlarını değil, o şehirde yaşayan herkesi kapsar.

Suç kimden gelirse gelsin—ister en yakından, ister en uzaktan—
adalet duygusu nefsin önüne geçmek zorundadır.

Çünkü devlet terbiyesi bunu gerektirir.
Ve makamlar, kişisel bağların değil, hukukun gölgesinde anlam kazanır.

Vali olmak; sadece yönetmek değil, gerektiğinde en zor kararı bile adalet için verebilmektir.

Gülistan Doku’nun Ailesi İçin Tarih Hep 20 Ocak 2020

Gülistan Doku dosyasında gelinen noktada bir başka önemli gerçek daha dikkat çekiyor.

Dosyanın yeniden ele alınmasında ve titizlikle yürütülmesinde,
Ebru Cansu’nun ortaya koyduğu kararlı duruş, sürecin yönünü belirleyen en önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.

Yıllardır cevap bekleyen soruların yeniden masaya yatırılması, dosyadaki eksik ve karanlık noktaların üzerine gidilmesi, bu sürecin artık daha ciddi ve sonuç odaklı ilerlediğini gösteriyor.

Bu tablo aynı zamanda şu gerçeği net bir şekilde ortaya koyuyor:

Hiçbir makam ve mevki,
hiç kimseye dokunulmazlık sağlamaz.

Kamu gücünü kötüye kullananlar,
süreci saptırmaya çalışanlar,
ya da gerçeğin üzerini örtmeye kalkışanlar…

Er ya da geç,
adalet karşısında hesap vermek durumunda kalır.

Çünkü adalet gecikebilir,
ama yok olmaz.

Ve bu dosya,
suçluların ve varsa suç ortaklarının
eninde sonunda adalet önüne çıkacağını gösteren bir sınavdır.

Bir Kişi Değil, Bir Gerçeklik

Ama Gülistan Doku sadece bir isim değil…

O, bu ülkede kaybolan, susturulan, cevapsız bırakılan
nice kadının ortak hikâyesidir.

Her kayıp kadın,
her şüpheli ölüm,
her “intihar” denilerek geçiştirilen dosya…

Toplumun vicdanında açılan yeni bir yaradır.

Bugün Gülistan için sorulan sorular,
aslında yıllardır cevap bekleyen onlarca dosyanın da sorusudur:

Neden bulunamadı?
Neden korunamadı?
Neden zamanında aydınlatılamadı?

Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri bu ülkede sadece birer haber başlığı değildir.
Her biri, bir annenin yıkılışı,
bir ailenin sessiz çöküşü,
bir toplumun eksilen güvenidir.

Vicdanın Sessiz Çığlığı

Gülistan’ın ailesi hâlâ bekliyor.
Sadece bir haber değil…
Bir cevap, bir gerçek, bir adalet bekliyor.

Ve bu bekleyiş, aslında hepimizin sınavı.

Çünkü bir ülkede kadınlar güvende değilse,
dosyalar karanlıkta kalıyorsa,
ve gerçekler gecikiyorsa…

Hiç kimse gerçekten huzurlu değildir.

Son Söz

Gülistan Doku bulunana kadar bu hikâye bitmeyecek.

Ama asıl mesele şu:

Bu ülkede hiçbir kadının hikâyesi
yarım kalmasın diye
ne yapıyoruz?

Çünkü bazı dosyalar kapanmaz…
Onlar ya aydınlatılır,
ya da bir toplumun vicdanında
hep açık kalır.

Ve bir annenin yüreğinden yükselen o sessiz cümle,
her şeyin özetidir aslında:

“Evladımın bir mezarı olsun…
Başında bir Fatiha okuyayım yeter…”

Esra Ser