Dijitalleşmeyle birlikte çocukların sosyal medya ve diğer dijital platformlarda karşılaştıkları içeriklerin çeşitlendiğine dikkat çeken Işıklı, algoritmaların kullanıcıların ilgi alanları, aramaları ve etkileşimlerinden elde edilen veriler doğrultusunda içerik önerdiğini belirtti. Bu durumun ebeveynlerin çocuklarının dijital dünyayla ilişkisini takip etmesini geçmişe kıyasla zorlaştırdığını ifade etti.
Işıklı, çocukların yaşlarına uygun biçimde cinsiyet kimliği ve toplumsal roller hakkında bilgilendirilmesinde sakınca olmadığını belirterek, asıl önemli noktanın bilgilendirme ile yönlendirme arasındaki ayrım olduğunu söyledi.
“Erken yaşta maruz kalmanın riskleri var”
Çocukların LGBT ve cinsiyet kavramlarıyla ilgili yoğun dijital içeriğe erken yaşta maruz kalmasının çeşitli sonuçlar doğurabileceğini öne süren Işıklı, algoritmaların da bu süreçte önemli bir rol üstlendiğini belirtti. Çocukların önceki nesillerden farklı bir dijital ortamda büyüdüğünü ifade eden Işıklı, erken yaşta yoğun içerik maruziyetinin çocukları henüz hazır olmadıkları konularda zihinsel ve psikolojik bir gerilimle karşı karşıya bırakabileceğini savundu.
Işıklı, erken yaşta yapılan kimliklendirmelerin çocukların cinsiyet kimliği gelişim sürecini etkileyebileceğini belirterek, ebeveynlerin çocuklarının karşılaştığı içerikleri takip etmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca farklı dijital içeriklerin geleneksel kadın ve erkek rollerine ilişkin algıları da tartışmalı hale getirebileceğini ifade etti.
“Tek yönlü enformasyon çocuğu etkileyebilir”
Çocukların farklı dönemlerde farklı düşüncelere sahip olabileceğini ve yeni şeyler deneyebileceğini belirten Işıklı, cinsiyet kimliğini keşfetme sürecinde internet ve sosyal medya üzerinden yalnızca tek yönlü içeriklerle karşılaşılmasının çocuğun belirli bir yöne kaymasına neden olabileceğini öne sürdü.
Işıklı, özellikle Batı ve Amerika kaynaklı bazı dijital platformlarda LGBT konularının daha fazla öne çıkarıldığını savunarak, Netflix ve Hollywood yapımlarının yanı sıra farklı sinema ve dijital içeriklerde de bu temaların yer aldığını söyledi. Bu içeriklerin çocukların henüz yetişkin olmadan belirli bir konuda tercih yapmaları gerektiği yönünde bir mesaj oluşturabileceğini iddia etti.
Teknolojik gelişmelere dikkat çekti
Bilim ve teknolojideki gelişmelerin cinsiyet, aile ve toplumsal ilişkiler üzerindeki olası etkilerine de değinen Işıklı, gen düzenleme ve sentetik biyoloji gibi alanların hızla geliştiğini belirtti. Bu gelişmelerin doğum öncesinde çocuğun cinsiyeti ve bazı genetik özellikleri üzerinde daha fazla müdahale imkanı sağlayabileceğini ifade etti.
Işıklı, teknolojik gelişmelerle birlikte cinsiyet, aile ve toplumsal ilişkilere ilişkin mevcut normların da tartışmaya açılabileceğini savunarak, toplumların bu gelişmelerin gelecekteki etkileri konusunda karar vermesi gerektiğini söyledi.
“Ebeveynler yalnız başına mücadele edemez”
Çocukların dijital ortamda karşılaştıkları içeriklerden ebeveynlerin haberdar olması ve çocuklarıyla aktif iletişim kurması gerektiğini belirten Işıklı, bu sürecin yalnızca ailelerin çabasıyla yönetilemeyeceğini ifade etti.
Işıklı, büyük teknoloji şirketleri, bilimsel fon kuruluşları ve bilim politikalarının da çocukların dijital dünyadaki deneyimlerinin şekillenmesinde dikkate alınması gerektiğini belirterek, ebeveynlerin bu aktörlerle eş güdüm içinde hareket etmesinin önemine dikkat çekti.