Tüketim bahane, gerçek: Emekli yaşam mücadelesi veriyor

Abone Ol

Son zamanlarda her ortamda aynı cümleler dolaşıyor:
“Ekonomi söylendiği kadar kötü değil.”
“Para aynı para.”
“İnsanlar kontrolsüz harcıyor.”

Konuşmaların ortak noktası ise dikkat çekici: Ekonomik krizin gerçek yüzünü tartışmak yerine, konu bir şekilde harcamalara ve tüketim alışkanlıklarına bağlanıyor. Sanki hayat pahalılığı; maaşların erimesiyle değil de insanların alışveriş sepetiyle açıklanabilirmiş gibi…

Oysa bir gerçeği unutmamak gerekiyor: Bu ülkede tüketimin dışında kalan, buna rağmen geçinemeyen büyük bir kitle var: emekliler.

“Eskiden yoktu” denilen her şeyin dışında kalan insanlar

Bugün birçok sohbet içinde ekonomi konuşulurken, geçmişle kıyaslar yapılıyor. Deniliyor ki:
• Eskiden bu kadar AVM yoktu, insanlar çok alışveriş yapmıyordu.
• Ayakkabıyı yılda bir alırdı, montu yıllarca giyerdi.
• Hazır su içilmezdi, tüketim çılgınlığı yoktu.
• Netflix, Digiturk, internet faturası yoktu.
• Site aidatları, yüksek elektrik tüketimi, sürekli eşya yenileme alışkanlığı yoktu.
• Dışarıda kafe kültürü yaygın değildi; misafirlik evlerde olurdu.

Doğru… Bunların bir kısmı geçmişte bu kadar yaygın değildi.

Ama asıl soruyu sormak gerekir:
Bu harcamaları zaten yapmayan emekliler neden geçinemiyor?

Emekli bu “tüketim” dünyasının neresinde?

Emekliler AVM’de gezmiyor.
Emeklilerin büyük kısmı Netflix kullanmıyor.
Kuryeyle hamburger söylemiyor.
Sosyal medyadan “hunharca alışveriş” yapmıyor.

Hatta çoğu emekli cep telefonunu yalnızca “alo” demek için kullanıyor. İnternet bankacılığına hâkim değil. Bir işlem gerektiğinde bankaya gidiyor, kurumlarda telefonunu uzatıp yardım istiyor. Hastane randevusu almayı bile bilmeyen, dijital çağın dışında kalmış binlerce yaşlı var.

Bu insanlar “kontrolsüz tüketim” yapmıyorsa…
Neden bu kadar zorlanıyorlar?

Bir zamanlar emekli, ülkenin güvencesiydi

Hafızamız taze: Bir dönem bu ülkede emeklilik, huzur demekti.
İnsan emekli olduğunda en azından:
• Kirasını düşünmezdi,
• İkramiyesiyle ev alabilirdi,
• Pazara çıktığında hesap yapmadan alışverişini yapardı,
• Torununa harçlık verir, bayramlarda el öperken çocuklar sevinirdi.

Emeklinin evi bereketliydi. Çünkü o ev sadece bir ev değil, aileyi toparlayan bir merkezdi. Misafir gelirdi, ikram olurdu. Yaşlılar yalnızlığa rağmen kapılarının çalınmasına sevinirdi.

Şimdi ise emekli evlerinde sessizlik var.
Dolaplarda eksiklik var.
Kalplerde yük var.

Bugün emekli hastaneye bile giderken düşünüyor

Öyle bir dönemdeyiz ki; emekli artık en temel ihtiyaçları için bile hesap yapıyor.

Hastaneye gitmeden önce:
“Acaba bu ay maaşımdan ne kadar kesilecek?” diye düşünüyor.

Evini ısıtmak isterken:
“Bu doğalgaz faturası nasıl ödenecek?” korkusuyla oturuyor.

Beslenmek isterken:
“Bugün et değil, belki sadece ekmek alabilirim” noktasına sürükleniyor.

Ve en acısı:
Bu ülkede yıllarca çalışmış, alın teri dökmüş insanlar…
pazarlarda, market arkalarında, çöpte, artıklarla yaşam mücadelesi veriyor.

20 bin lira yüksek değil, hayatta kalma sınırı bile değil

Bugün bazı çevreler için 20 bin lira “çok yüksek bir rakam” gibi anlatılabiliyor.
Oysa gerçek hayat başka bir şey söylüyor:

20 bin lirayla bir emekli…
• Düşünmeden hastaneye gidemiyor.
• Rahatça kirasını ödeyemiyor.
• Çocuğunu, torununu başka şehirde ziyaret edemiyor.
• Dışarı çıkıp arkadaşlarıyla oturup iki çay içmeyi bile “hesap” haline getiriyor.

Bu yüzden emeklileri; yazın güneş altında, kışın soğukta banklarda otururken görüyoruz. Çünkü evde oturmak bile masraf… Çünkü içerideki soba, kombi yakmak bile artık lüks.

Gerçek şu: Sorun tüketim değil, gelir adaletsizliği

Bu tabloyu “tüketim arttı” diyerek açıklamak mümkün değil.
Çünkü emekliler bu tüketim düzeninin en dışında kalan kesim.

Gerçek şudur:
Gelir, hayatın gerisinde kaldı.
Maaşlar, enflasyonun gerisinde ezildi.
İnsanca yaşam standardı, yıllar içinde teker teker kaybedildi.

Ve bugün emekliler, bir ülkenin en kırılgan kitlesi olarak, hayatta kalmaya çalışıyor.

Hani yaşlılar kıymetliydi?

Bir toplumun vicdanı; yaşlısına, emeklisine, zayıfına bakışıyla ölçülür.
Hani büyüklere saygı bizim kültürümüzdü?
Hani yaşlılar baş tacıydı?

O baş tacı edilen insanlar bugün bir poşetle pazardan ucuz sebze kovalıyor.
Bugün market arkasından artıkları topluyor.
Bugün torununa harçlık veremediği için göz göze gelmekten kaçıyor.

Ve biz…
Bunu görmek yerine “tüketim” diye konuşuyoruz.