Sosyal medyanın yargı üzerindeki görünmez etkisi

Abone Ol

Günümüzde bir olay yaşandığında, mahkeme salonlarından önce ekranlar devreye giriyor. Sosyal medya, çoğu zaman hukuki sürecin önüne geçiyor; kararlar dosyalardan önce paylaşımlar üzerinden tartışılıyor. Bu durum, yalnızca bireysel tepkilerin ifadesi olmaktan çıkıp adalet duygusunu doğrudan etkileyen bir güç hâline geliyor.
Hukuki süreçler, sessiz ve dikkatli bir çalışma gerektirir. Oysa sosyal medya, hız ve görünürlük üzerine kuruludur. Birkaç saniyelik videolar, kısa cümleler ve keskin ifadelerle karmaşık hukuki dosyalar hakkında hüküm verilebiliyor. Henüz soruşturma tamamlanmadan yapılan bu paylaşımlar, toplumda güçlü kanaatler oluşturuyor.
Adli mercilerce yapılan işlemlerden memnun olmayan bazı kişilerin, video çekerek doğrudan hâkim ve savcılara seslenmesi artık sıkça karşılaşılan bir durum. Kullanılan kelimeler, kurulan cümleler ve hedef gösterici dil, çoğu zaman masum bir eleştirinin ötesine geçiyor. Bu paylaşımlar, yargı görevini yapanlar üzerinde görünmez ama etkili bir baskı oluşturabiliyor.
Bu baskının en önemli sonucu, toplumda oluşan “cezasızlık” ya da “adalet sağlanmıyor” algısıdır. Özellikle tahliye ve tutuklama kararları, hukuki gerekçeleri yeterince bilinmeden eleştiriliyor. Oysa her tahliye, hukukun gereği olabilir; her tutuklama da adaletin sağlandığı anlamına gelmez. Hukuk, duygulara göre değil; ölçüye göre karar verir.
Sosyal medyanın yargı üzerindeki etkisi her zaman doğrudan değildir. Bazen bir etiket, bazen binlerce yorum, bazen de tekrar edilen aynı söylem, yargı üzerinde dolaylı bir baskı yaratır. Bu ortamda, adli makamların aceleci reflekslerle hareket etmesi yönünde beklenti oluşabilir. Oysa adalet, aceleye geldiğinde güç kaybeder.
Bu noktada asıl soru şudur: Hukuku kim yönetmelidir? Sosyal medya mı, yoksa hukuk kuralları mı? Cevap açıktır. Hukuk, kendi ilkeleriyle işler. Yargının görevi, kamuoyunu memnun etmek değil; dosya içeriğine göre adil karar vermektir. Popüler olanla değil, doğru olanla ilgilenir.
Eleştiri elbette mümkündür ve gereklidir. Ancak eleştirinin de bir zamanı ve yöntemi vardır. Devam eden bir soruşturma hakkında peşin hüküm vermek, kişileri suçlu ya da suçsuz ilan etmek, adil yargılanma hakkına zarar verir. Hukuk, baskı altında değil; bağımsızlık içinde çalıştığında güven üretir.
Medya ve sosyal medya kullanıcıları bu noktada büyük bir sorumluluk taşır. Paylaşılan her bilgi doğru olmayabilir; her yorum adalete katkı sunmaz. Daha dikkatli bir dil, daha sorumlu bir yaklaşım, hukuka olan güveni güçlendirir. Çünkü kullanılan her kelime, toplumun adalet algısında iz bırakır.
Adalet, sessiz bir güçtür. Gürültüden beslenmez; sabırdan ve titizlikten güç alır. Yargı görevini yapanların bu sessizliği koruyabilmesi, toplumun da sürece saygı göstermesine bağlıdır.
Sonuç olarak, sosyal medya bir ifade alanıdır; ancak bir mahkeme değildir. Hukuku ayakta tutan, etiketler değil; deliller, usul ve vicdandır. Adalete güvenmek, yargının kendi işini yapmasına izin vermekle başlar.
Adaletin Korunması için Canı Feda Eden Aziz Sehitlerimiz Fethi Sekin ile Musa Can i bugun vefat yıldönümlerinde Rahmetle Andık .Tüm Aziz Şehitlerimiz Mekanı Cennet Olsun.
Adalete Güvenelim.Kalın Sağlıcakla.

Av. Bekir Şahiner