Savaşta hukuk susmamalı

Abone Ol

Savaş, insanlığın en eski ama en karanlık gerçeğidir. Yalnızca şehirleri yıkmaz; evleri dağıtır, hayatları yarım bırakır, insanın içindeki merhameti de ağır biçimde yaralar. Üstelik savaşın en ağır bedelini çoğu zaman savaşı çıkaranlar değil, hiçbir suçu olmayan siviller öder. Kadınlar, yaşlılar, yoksullar ve en çok da çocuklar… Bugün Orta Doğu’da yaşanan acılar, bunu bir kez daha bütün çıplaklığıyla göstermektedir. Bombaların düştüğü yerde yalnızca binalar yıkılmıyor; çocukluklar, umutlar ve geleceğe dair inanç da yıkılıyor.
Ne var ki bütün bu yıkıma rağmen unutulmaması gereken temel bir gerçek vardır: Savaş, hukukun sustuğu bir alan değildir. Tam tersine, hukukun en çok konuşması gereken yer savaşın tam ortasıdır. Çünkü modern hukuk düzeni, çatışmanın varlığını kuralsızlığın bahanesi olarak kabul etmez. Hiçbir askerî amaç, sivillerin hedef alınmasını, çocukların ölümünü, hastanelerin vurulmasını, yaşam alanlarının yok edilmesini meşru hâle getiremez. Savaşın bile bir sınırı vardır ve o sınırın adı hukuktur.
Uluslararası insancıl hukuk tam da bu anlayış üzerine kuruludur. Cenevre Sözleşmeleri ve onları tamamlayan evrensel ilkeler, savaşın ortasında dahi insan onurunun korunması gerektiğini söyler. Ayrım ilkesi, siviller ile savaşanların birbirinden ayrılmasını zorunlu kılar. Orantılılık ilkesi, askerî fayda adına sınırsız bir yıkıma izin vermez. Askerî gereklilik ilkesi ise her mümkün olanın değil, yalnızca zorunlu olanın değerlendirilebileceğini ifade eder. Yani savaşta bile her şey serbest değildir; güç de şiddet de sınırsız değildir.
Özellikle çocuk ölümleri, savaşın hiçbir gerekçeyle örtülemeyecek en ağır yüzüdür. Çünkü çocuklar hiçbir cephenin tarafı değildir. Onların ne siyasi hesabı vardır ne askerî planı ne de savaşın sonucunda pay sahibi olma iradesi. Buna rağmen en büyük acıyı onlar yaşar. Bir çocuğun korkuyla büyümesi, yurdundan edilmesi, açlıkla sınanması ya da hayatını kaybetmesi sadece bireysel bir trajedi değildir; bu, insanlığın ortak vicdanında açılan derin bir yaradır. Bir çocuğun ölümü, aslında tüm dünyanın biraz daha eksilmesidir.
Bu yüzden savaşta meydana gelen her ölüm “kaçınılmaz sonuç” denilerek geçiştirilemez. Sivillerin bilerek hedef alınması, hastanelerin ve okulların vurulması, yardım koridorlarının engellenmesi, savunmasız insanların yaşam hakkının hiçe sayılması artık savaşın olağan sonucu değil, açık bir hukuka aykırılıktır. Daha açık söylemek gerekirse, bunlar savaşın değil, suçun konusudur. Ve suç karşısında hukuk susamaz.
Bugün Orta Doğu’da yaşananlara bakıldığında mesele artık yalnızca bölgesel bir çatışma olarak görülemez. Ortada aynı zamanda büyük bir insani kriz, derin bir vicdani çöküş ve hukukun sınandığı ağır bir tablo vardır. Her yeni ölüm haberi, her enkaz altından çıkan çocuk bedeni, her dağılan aile bize aynı soruyu sormaktadır: İnsanlık, bu acının karşısında ne zaman gerçekten dur diyecek?
En büyük dilek, bu savaşın bir an önce sona ermesidir. Çünkü barış geciktikçe sadece çatışma uzamıyor; acı büyüyor, kayıplar çoğalıyor ve insanlık biraz daha yoksullaşıyor. Savaş uzadıkça kazanılan bir zafer değil, kaybedilen bir vicdan birikiyor.
Sonuçta unutulmaması gereken şey şudur: Savaşın en karanlık anında bile hukuk geri çekilmemelidir. Çünkü hukuk sustuğunda geriye yalnızca çıplak güç kalır. Oysa insanlığı ayakta tutan şey güç değil; adalet, vicdan ve hayatı koruma iradesidir. En çok da çocukların yaşam hakkını koruma iradesidir. Çünkü bir dünyada çocuklar ölüyorsa, orada yalnızca savaş değil, insanlık da kaybediyor demektir.

Av. Bekir Şahiner