Dünya okyanuslarında sıcaklıkların tarihi seviyelere ulaşması, küresel iklim değişikliğinin denizler üzerindeki etkisini bir kez daha gündeme taşıdı. Avrupa Birliği'nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi verilerine göre, kutup bölgeleri dışındaki küresel deniz yüzeyi ortalama sıcaklığı 21,1 dereceye yükselerek Mart 2024'te kaydedilen 21,09 derecelik rekoru geride bıraktı.
Okyanuslardaki sıcaklık artışının yalnızca deniz ekosistemleriyle sınırlı kalmayacağını belirten uzmanlar, ısınan denizlerin atmosferik sistemleri, yağış rejimlerini, deniz seviyelerini ve kıyı kentlerindeki yaşamı da etkileyebileceğine dikkat çekiyor. ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu ise Türkiye açısından özellikle Akdeniz havzasındaki ısınmanın yakından takip edilmesi gerektiğini vurguladı.
İzmir için risk büyüyor
Türkiye'nin üç tarafının denizlerle çevrili olması nedeniyle küresel deniz sıcaklıklarındaki değişimin ülkemiz açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini belirten Salihoğlu, özellikle kıyı kentlerinin artan risklerle karşı karşıya kalabileceğini ifade etti. İzmir de uzun kıyı şeridi, körfezi, limanları, deltaları ve yoğun yerleşim alanları nedeniyle bu değişimlerden doğrudan etkilenebilecek kentlerin başında geliyor. Deniz seviyesindeki yükselmenin yanı sıra fırtına kabarmaları ve yüksek dalgaların kıyılardaki etkisinin artması, özellikle alçak kotta bulunan bölgelerde taşkın riskini artırabilecek unsurlar arasında gösteriliyor. Salihoğlu, İstanbul, İzmir, Mersin ve Antalya gibi nüfusun, limanların ve turizm tesislerinin kıyılarda yoğunlaştığı kentlerde deniz seviyesindeki yükselişin daha önemli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
Denizler ısındıkça yağış ve sel riski artabilir
Okyanusların atmosferdeki fazla ısının yüzde 90'ından fazlasını emdiğini belirten Salihoğlu, sistemin giderek daha fazla ısı depolamasının denizlerin fiziksel ve biyolojik yapısını değiştirdiğini söyledi. Deniz yüzeyinin ısınmasıyla birlikte üst ve alt su tabakaları arasındaki karışımın azalabildiğini ifade eden Salihoğlu, bunun oksijen ve besin maddelerinin deniz içerisinde taşınmasını zorlaştırabileceğini belirtti. Isınan suyun aynı zamanda genleşmesi nedeniyle deniz seviyelerinin yükselmesine katkıda bulunduğunu kaydeden Salihoğlu, deniz ısı dalgalarının da daha güçlü ve uzun süreli hale gelebildiğini aktardı. Türkiye açısından ise özellikle Akdeniz'in taşıdığı sıcaklık ve nemin önemli olduğunu vurgulayan Salihoğlu, sıcak deniz yüzeyinin uygun hava sistemleriyle birleşmesi halinde aşırı yağışları ve selleri besleyebileceğini söyledi. Bu durum, İzmir gibi kıyı yerleşimlerinin bulunduğu kentlerde yalnızca deniz seviyesindeki yükselişin değil, aşırı yağış ve fırtına gibi olayların oluşturabileceği birleşik risklerin de önem kazanabileceği anlamına geliyor.
İzmir'in deniz canlıları da etkilenebilir
Deniz suyundaki sıcaklık değişimlerinin deniz canlıları açısından sanılandan çok daha büyük sonuçlara yol açabileceğini belirten Salihoğlu, canlıların uzun yıllar boyunca belirli sıcaklık, tuzluluk ve oksijen koşullarına uyum sağladığını hatırlattı. Sıcaklığın yükselmesiyle canlıların metabolizmalarının hızlandığını ve daha fazla oksijene ihtiyaç duyduğunu belirten Salihoğlu, diğer yandan sıcak suyun daha az çözünmüş oksijen tutabilmesinin deniz canlıları üzerindeki baskıyı artırdığını ifade etti. Bu değişim, İzmir Körfezi ve Ege Denizi'ndeki canlı türlerinin dağılımında da değişikliklere yol açabilecek riskler arasında bulunuyor. Soğuk suyu tercih eden bazı yerli türlerin daha kuzeye veya daha derin sulara çekilmesi beklenirken, sıcak su kökenli istilacı türlerin yayılım alanlarını genişletmesi mümkün olabiliyor.
Balıkçılık ve ekonomi de tehdit altında
Denizlerdeki sıcaklık artışının ekolojik etkilerinin yanı sıra ekonomik sonuçları da bulunuyor. Balıkların yaşam ve beslenme alanlarının değişmesi, geleneksel avlanma sahalarının verimliliğini kaybetmesine neden olabilirken, bu durum balıkçılık sektöründe faaliyet gösteren kentleri de doğrudan etkileyebiliyor. İzmir'in önemli bir balıkçılık ve denizcilik merkezlerinden biri olması nedeniyle deniz ekosistemindeki değişimler kentin ekonomik yapısı açısından da önem taşıyor. Türlerin dağılımının değişmesi, av miktarlarının azalması veya farklı türlerin öne çıkması, balıkçılığın yanı sıra gıda güvenliği üzerinde de baskı oluşturabilecek gelişmeler arasında gösteriliyor.
Deniz seviyesi yükseliyor
Küresel deniz seviyesindeki yükselişin arkasında hem ısınan suların genleşmesi hem de karasal buzulların erimesi bulunuyor. 1901-2018 döneminde küresel deniz seviyesinin ortalama 20 santimetre yükseldiğini belirten Salihoğlu, yükselme hızının da zaman içerisinde arttığına dikkat çekti. Salihoğlu'na göre kıyı kentleri açısından yalnızca ortalama deniz seviyesindeki artışa bakmak yeterli değil. Fırtına kabarmaları ve yüksek dalgalarla birleşen yükselen deniz seviyesi, kıyılardaki su baskını riskini daha da büyütebiliyor. İzmir'de özellikle kıyıya yakın yerleşim alanları, liman bölgeleri ve alçak kotlu alanlar açısından bu riskin uzun vadede daha yakından takip edilmesi gerekiyor.
Türkiye denizleri için asıl tehlike uzun vadeli ısınma
Türkiye çevresindeki denizlerde uzun dönemli sıcaklık artışının açık şekilde görüldüğünü belirten Salihoğlu, Türkiye'nin yalnızca tek bir sıcaklık rekoruna odaklanmak yerine uzun vadeli değişime hazırlanması gerektiğini söyledi. Salihoğlu, Türkiye'nin denizlerinde 2024 ve 2025 yıllarında da çok yüksek sıcaklıklar görüldüğünü hatırlatarak, bundan sonraki dönemde hangi bölgelerin daha hassas olduğunun ve kıyı kentlerinin değişime nasıl uyum sağlayacağının belirlenmesi gerektiğini vurguladı. Bu çerçevede İzmir için de deniz sıcaklıklarının, kıyı taşkınlarının, istilacı türlerin ve balıkçılıktaki değişimlerin uzun vadeli olarak izlenmesi önem kazanıyor. Küresel okyanus sıcaklıklarındaki rekor, denizlerdeki değişimin artık yalnızca uzak coğrafyaların sorunu olmadığını ve İzmir gibi kıyı kentlerinin de iklim değişikliğinin etkilerine karşı hazırlık yapması gerektiğini ortaya koyuyor.