Tarihin akışını değiştiren anlar vardır; bazen bir savaş meydanında, bazen de bir mahkeme salonunun soğuk duvarları arasında… Türk milletinin fikir dünyasında derin izler bırakan 3 Mayıs 1944, bir takvim yaprağından çok daha fazlasını ifade eder. Bugün, Türk aydınının ve gençliğinin kendi öz değerlerine sahip çıkma iradesinin ete kemiğe büründüğü, millî şuurun şahlandığı gündür.
Bir Duruşun ve Mücadelenin Hikâyesi
1944 yılının Mayıs ayında Ankara sokaklarında yankılanan ayak sesleri, sadece bir protesto değil, bir “kendine dönüş” haykırışıydı. Nihal Atsız ve arkadaşlarının tabutluklarda sınandığı o sancılı süreç, bir milletin kendi öz yurdunda garip kalmama mücadelesiydi.
Bu noktada, 1912’den beri Türk milliyetçiliğinin sönmez ocağı olan Türk Ocakları’nın gösterdiği tarihî hassasiyeti hatırlamak elzemdir. Türk Ocakları; kültürel yozlaşmaya, millî kimliğin aşınmasına ve her türlü bölücü akıma karşı her zaman bir kale vazifesi görmüştür. 3 Mayıs ruhu, bu köklü ocakların tüttürdüğü “millî birlik” ateşinin en somut yansımasıdır.
Irkçılık mı, Vatanseverlik mi?
Bugün bazı çevreler, Türkçülük gününe önem vermeyi “ırkçılık” parantezine alarak itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Oysa bu büyük bir yanılgı ve çifte standarttır.
Dünyanın öbür ucunda, onlarca farklı kökenden gelen insanın bir araya gelip “Amerikalılık” vurgusu yapması, bayraklarına sarılması “ulusal gurur” ve “demokrasi bağı” olarak alkışlanırken; bu cennet vatanda yaşayanların “Türkçüyüm” demesi neden ırkçılık olsun?
Milliyetçilik dışlamak değil, kucaklamaktır: Bizim milliyetçiliğimiz, biyolojik bir kafatasçılık değil; dili, bayrağı ve kaderi bir olanların sarsılmaz ittifakıdır.
Meşru Bir Hak: Bir toplumun kendi değerlerini savunması, tarihine sahip çıkması ve kimliğini yaşatması en doğal hakkıdır.
Türk Ocakları’nın Hassasiyeti ve Gelecek Vizyonu
Türk Ocakları’nın kuruluş felsefesinde olduğu gibi; Türkçülük, bilimde, sanatta ve teknolojide dünyayla yarışır hale gelmektir. Milliyetçilik; sadece geçmişin kahramanlıklarıyla övünmek değil, Türk dilini korumak, Türk kültürünü yaşatmak ve “muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma” hedefini bir karakter haline getirmektir.
Bugün de sürdürülen bu fikir işçiliği, 3 Mayıs ruhunun sadece geçmişe ait bir hatıra değil; geleceğe yön veren bir bilinç olduğunu ortaya koymaktadır.
“Kendi milletini sevmek, başka milletlere düşman olmak demek değildir. Ancak kendi evini sevmeyen, sokağını da koruyamaz.”
Son Söz
3 Mayıs 1944’ün kahramanlarını, o çileyi kutsal bir emanet gibi göğüsleyenleri rahmetle anıyoruz. Onların bıraktığı meşale, bugün Türk dünyasının her köşesinde, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan geniş coğrafyada bir umut ışığı olarak yanmaya devam ediyor.
Kendi kimliğine yabancılaşmayan, millî değerlerini çağın bilgisiyle harmanlayan ve “Türklük” demeyi en büyük şeref sayan bir neslin omuzlarında, bu devlet ebediyen payidar kalacaktır.
3 Mayıs Türkçüler Günü kutlu olsun!