İzmir’de deniz tutkusu ile endüstriyel tasarımı bir araya getiren girişimci Nermin Sena Özger, kentte önemli miktarda atık olarak ortaya çıkan midye kabuklarını yapay resiflere dönüştürerek deniz ekosistemine kazandırıyor. Foça’da denizle iç içe büyüyen dalış eğitmeni, endüstriyel tasarımcı ve girişimci Özger’in geliştirdiği proje kapsamında üretilen ilk dört yapay resif, İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZDENİZ AŞ tarafından satın alınarak Seferihisar Sığacık’taki Telgraf Koyu’na yerleştirildi.
İzmir’de çöpe giden midye kabukları denize geri dönüyor
Özger, yapay resif tasarımı üzerine yürüttüğü çalışmalar sırasında midye kabuklarının suya dayanıklı bir malzemeye dönüştürülebileceğini fark ederek projesini bu yönde geliştirdi. İzmir’deki midye dolma işletmeleri ile midye ihracatı yapan firmaların tesislerinden çıkan kabukları toplayan Özger, ilk aşamada yaklaşık 3 ton atığı ileri dönüştürerek dört yapay resif prototipi üretti.
Ege Bölgesi’nde ayda 40 tondan fazla midye kabuğunun çöpe gittiğinin öngörüldüğünü belirten Özger, atığın azaltılması ile deniz canlıları için yeni yaşam alanları oluşturulmasını aynı projede buluşturduklarını söyledi. Özger,
“Bu 40 tonluk çöpün hem azaltılması hem de bu atıkların azaltılırken yaşam alanlarına dönüşmesi, bu yaşam alanlarının turizm cazibe noktaları haline gelmesi gibi fikirleri birleştirince hem yerel denizden geleni denize kazandırmak fikriyle midye kabukları üzerine yoğunlaştık”
dedi.
Sığacık’taki resiflerde deniz yaşamı hızla başladı
İzmir’in Seferihisar ilçesindeki Sığacık Telgraf Koyu’na yerleştirilen yapay resifler, belirli aralıklarla gerçekleştirilen kontrol dalışlarıyla takip ediliyor. Özger, dünyada yapay resiflerde ağırlıklı olarak beton kullanıldığını, ancak midye kabuklarının yeniden değerlendirilmesiyle hem atık sorununun azaltılmasını hem de deniz tabanında canlıların barınabileceği alanların artırılmasını hedeflediklerini belirtti. Prototiplerin su altındaki performansını gözlemlediklerini aktaran Özger, midye kabuğundan üretilen resiflerin üzerinde canlılığın beton kullanılan resiflere kıyasla daha hızlı başladığını gözlemlediklerini söyledi.
“Özellikle otçul, alg dediğimiz oluşumların daha hızlı başladığını gözlemliyoruz. Bu da resifler etrafında yaşayan diğer deniz canlılarının da buraya daha çok çekilmesi anlamına geliyor”
ifadelerini kullanan Özger, böylece yapay yapıların zamanla deniz ekosisteminin bir parçasına dönüştüğünü belirtti.
Yapay resifin ilk sakini ahtapot oldu
Projenin İzmir’deki çalışmalarında en dikkat çekici gelişme ise son kontrol dalışında yaşandı. Telgraf Koyu’ndaki resiflerden birinin yuvasında ahtapot gören ekip, canlıya ait izlerin resifin artık yalnızca yapay bir yapı olmadığını, deniz canlıları tarafından barınma alanı olarak kullanılmaya başladığını gösterdiğini belirledi.Bu gözlemin kendileri açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Özger, “İlk defa yaptığımız prototiplerin yuvaların içlerinden birinde ahtapot gördük. Bu bizim için aslında tarihi bir dönüm noktası, bugün gözlemlediğimiz bu ahtapot yuvası. Çünkü orayı hem süslemişti hem de gerçekten oraya yerleştiğini gösteren emareler vardı”
diye konuştu.
Hedefte 35 yeni resif daha var
Kontrol dalışlarında yalnızca ahtapotun değil, farklı balık türlerinin de resifleri kullandığı gözlemlendi. Özger, özellikle karagöz, gün ve gelin balıklarının yapay resiflerin çevresini korunma ve sığınma alanı olarak kullandığını belirterek,
“Bu bizim için çok sevindirici, umut verici bir gelişme”
dedi. TÜBİTAK destekleriyle geliştirilen proje kapsamında Telgraf Koyu’na 35 yeni yapay resif daha yerleştirilmesi planlanıyor. Özger’in hedefi, İzmir’de atıkların yeniden değerlendirilmesini sağlayan bu modelle deniz canlılarına daha fazla yaşam alanı kazandırmanın yanı sıra Sığacık’ı dalgıçlar ve su altı fotoğrafçıları açısından yeni bir cazibe merkezine dönüştürmek.