İzmir, Şubat ayının ilk haftasında 88 yılın en yoğun yağışını yaşadı ve metrekareye 106,4 kilogram su düştü. Bu durum İzmir için olağanüstü bir doğa olayı olarak kayıtlara geçti.
İzmir'in siyaset kulisleri ise elbette yağmurla birlikte hareketlendi. İzmir Büyükşehir Belediyesi, yağmurun oluşturduğu olumsuzlukları yönetemediği gerekçesiyle suçlandı. Doğal afet seviyesinde yağış olmuşken ve İzmir sel ile boğuşurken maalesef bunlar söylendi. İnsanların evleri su altında kalırken, sokaklar çamur deryasına dönmüşken bunları söylemek çok da doğru değildi.
Peki, Avrupa'da bu işler nasıl oluyor, bir kaç örnekle anlatmakta fayda var.
İspanya 2024 Valencia sel felaketinin hemen ertesinde, Halk Partisi'nin lideri Carlos Mazón, merkezi hükümet lideri Pedro Sánchez ile birlikte bölgeyi ziyaret etti. Mazón, Sánchez'i "sevgili başbakan" diye selamladı, teşekkür etti ve yakın temas için minnettarlığını belirtti. Bu durum İspanya'nın derin kutuplaşmasında bir birlik görüntüsü yarattı. Kral Felipe VI bile "tüm kurumlar birlikte çalışsın" çağrısı yaptı. Almanya'daki 2021 Ahr Vadisi sel felaketi sonrasında rakip partilerin liderleri afet bölgelerine gitti, ortak taziye ve yardım sözleri verildi. Şansölye Merkel bile bölgeye gidip "Almanya bu güce karşı duracak" dedi. Belçika'da 2021 sel felaketi sırasında, özellikle Valonya bölgesinde yaşanan büyük yıkım karşısında rakip partiler arasında bir dayanışma ortaya çıktı. Federal hükümet ile muhalefet partileri, suçlamalara yer vermeden ortak taziye mesajları verdi ve "tüm Belçika birlikte" vurgusu yaptı. Parlamento'da acil yardım paketleri ve milyarlarca Euroluk fonlar oybirliğiyle kabul edildi. Farklı partilerden belediye başkanları birlikte çalışarak yardım dağıtımını başarıyla yönetti. Avusturya'da 2024 Eylül sel felaketi sırasında hükümet ile muhalefet partileri arasında eşi benzeri az görülmüş siyasi bir birlik sağlandı. Felaketin hemen ardından tüm partiler seçim etkinliklerini iptal etti veya erteledi, ortak taziye ve yardım çağrıları yaptı. Liderler afet bölgelerine birlikte giderek ulusal dayanışma vurgusu yaptı. Parlamento'da acil yardım fonları oybirliğiyle kabul edildi.
Bizim ülkemizde niye böyle örnekler olmasın?
Peki, gerçekten söylenildiği gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi yağışların oluşturduğu olumsuz tabloya gerçekten müdahalede gecikti mi? Durum pek de öyle gözükmüyor. Dr. Cemil Tugay'ın koordinasyonunda İzmir Büyükşehir Belediyesi, ilk günden itibaren tüm imkanlarıyla sahada olumsuzluklarla mücadele etti. Tüm personel sahada var gücüyle çalıştı. İtfaiye ve İZSU ekipleri su tahliyesi, kurtarma ve temizlik için canla başla görev başındaydı. Gelen her ihbar değerlendirildi ve çözüme kavuşturuldu.
Tüm dünyada bu tür doğal afetlerde birlik olmak esastır. Yağışlar yoğun bir şekilde devam ederken, taşkın riski varken eleştiri yerine dayanışma göstermek hem sorunun çözümü noktasında hem de vatandaşların yaralarını sarma noktasında hiç şüphesiz daha yapıcı bir davranış olarak görülür.
Siyaset hem yerelde hem de genelde elbette eleştirmeyi gerektirir ama ortak noktada ve paydada buluşulacak yerler vardır. Gönül ister ki mağduriyetler, böylesine bir doğal afetten sonra el birliği ile ve İzmir'in tüm siyasi figürleriyle giderilsin. Elbette siyaseten eleştiriler yapılabilir, yapılmalıdır da; ancak bu eleştiriler, vatandaşlar ve ekipler yağmurla boğuşurken olmamalıdır. En sert eleştiriler bile, afet anında halkın acısını hafifletme sorumluluğunu taşımalı ve asla siyasi rant aracı olmamalı.
İzmir halkı, böylesine zor günlerde kenetlenmeyi bilir, siyasetçiler de en doğan haliyle bu kenetlenmeye ortak olmalıdır. Yağmurdan ötürü mağdur olan vatandaşlar varken ve şehrin yaraları tam anlamıyla sarılmamışken biraz daha sakin kalarak bu doğal afetin bilançosunu beklemek gerekiyordu.
İzmir’in dört bir yanı suyla savaşırken, siyaset ve koltuk kavgaları bir tarafa bırakılmalıydı, kanaatime göre İzmirliler de bunu istiyorlar. Doğal afetler; siyasi rekabetin değil, ortak mücadelenin alanıdır. Doğal afetler ve felaketler oy kazanma alanı olmamalıdır. Afet yönetimi, eleştiriyle değil, şehrin tüm bileşenlerinin desteğiyle güçlenir ve büyür. Yağışlar son hızla devam ederken siyaset yapmak, felaketi azaltmaz, sadece kutuplaşmayı artırır. Sellerle boğuşan bir kentte, “niye her yeri sel götürüyor" demek yerine “nasıl yardım edebiliriz” demek bir gerekliliktir. İzmir'de yaşanan bu afet, hepimize aynı gemide olduğumuzu hatırlatmalıdır ve siyaset, bu gemiyi batırmamalıdır. Ayrışmak ve ayrıştırmak İzmir’in ruhuna aykırıdır. Dayanışma ise şehrin özüdür.
Afet anlarında taraf olmak değil, birlik olmak önceliktir. İzmirliler de gerek iktidar gerekse muhalefet partisine mensup siyasetçilerden bunu bekler. Sonuçta, yağış bitecek, sular çekilecek geriye sadece vicdanlarımız kalacak. Afetler üzerinden siyaset yapmak ise vicdanları yaralamaktan öteye gitmeyecek. Bu nedenle, yağmur yağarken, sel oluşmuşken ve vatandaşlar zor durumdayken siyaset yapmak İzmir'e yakışmaz. Üstelik 4 insanımız yaşamını yitirmişken...