Hâkim ve savcılardan toplumun sessiz beklentisi

Abone Ol

Toplumun adaletten beklentisi çoğu zaman yüksek sesle dile getirilmez. Bu beklenti, sloganlarda ya da sert eleştirilerde değil; sessiz ama derin bir güven arayışında kendini gösterir. İnsanlar, adaletin gerçekten işlediğini hissetmek ister. Bu his ise yalnızca verilen kararlarla değil, karar sürecinin nasıl yürütüldüğüyle oluşur.
Hâkim ve savcıların görev yaptığı her dosyada, tarafların taşıdığı ortak bir beklenti vardır: Dinlenmek. İddiasını anlatan da, savunmasını yapan da sözünün duyulduğunu bilmek ister. Dilekçelerin gerçekten okunduğu, beyanların dikkate alındığı ve taleplerin ciddiyetle değerlendirildiği bir süreç, adil yargılamanın temelidir. Bu beklenti karşılandığında, kararın sonucu çoğu zaman ikinci planda kalır.
Ne var ki günümüzde, özellikle kamuoyunun yakından izlediği dosyalarda, bu güven duygusunun zedelendiğine dair yaygın bir algı oluşabilmektedir. “Dosya okunmadan karar verildi” ya da “Savunma dikkate alınmadı” gibi ifadeler, hızla karşılık bulur. Bu algı doğru olsun ya da olmasın, adalete olan güveni doğrudan etkiler.
Oysa yargılama, yalnızca bir hüküm kurma faaliyeti değildir. Aynı zamanda taraflarla kurulan bir iletişim sürecidir. Hâkim ve savcıların, taraflara kendilerini ifade edebilecekleri bir alan tanıması; iddia ve savunmaları eşit ciddiyetle ele alması, hukukun görünmeyen ama en güçlü yönlerinden biridir. İnsanlar, anlaşıldıklarını hissettiklerinde hukuka daha güçlü bağlanır.
Bu noktada, geçtiğimiz günlerde yaşadığım somut bir olay, dinlemenin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlattı. Sit alanına izinsiz müdahale iddiasıyla açılan bir davada, duruşma öncesinde dosyaya yön verecek bilgi ve belgelerin neler olduğu mevzuat ve yargısal kararlar ışığında tespit edilmişti. Duruşmada, ilgili resmî kurumlardan bu belgelerin toplanması, ardından keşif yapılarak bilirkişi raporu alınması talep edildi.
Ancak mahkeme, henüz tapu kayıtları, tescil fişleri ve diğer resmî belgeler toplanmadan; ayrıca alan orman vasfı taşımamasına rağmen ormancı bilirkişiyle keşfe karar verdi. Oysa uyuşmazlık, arkeolojik sit alanına ilişkindir ve keşifte arkeoloji uzmanının bulunması, usul ekonomisi ve sağlıklı yargılama açısından zorunludur. Bu husus birkaç cümleyle ifade edilmeye çalışıldığında, keşfin bu şekilde yapılmasının davayı gereksiz yere uzatacağı, eksik incelemeye yol açacağı belirtildi.
Ne var ki bu noktada, “tecrübeli bir hâkim olunduğu” vurgulanarak, talep üzerinde durulmadan duruşma tutanağı kapatıldı. Oysa dinlenmiş olsaydı, talebin o an için gerekli olup olmadığına dair kısa bir değerlendirme, dosyanın yönünü değiştirebilirdi. Doğru bilirkişiyle, eksiksiz bir keşif yapılacak; dosya, ileride telafisi güç bir eksik incelemeye maruz kalmayacaktı. Bu süreçte, davanın tarafı olan kişi için asıl yıpratıcı olan şey, kararın sonucu değil; dinlenmediği hissi oldu.
Bu örnek, yargı mensuplarının taşıdığı sorumluluğun yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal olduğunu bir kez daha gösteriyor. Kararların gerekçeli, anlaşılır ve ölçülü olması, toplumda güven inşa eder. Gerekçe, adaletin sesidir. Gerekçesiz ya da yüzeysel görünen bir karar, doğru bile olsa ikna edici olmaktan uzaklaşır.
Toplumun sessiz beklentisi, adaletin aceleye getirilmemesidir. Hızlı kararlar her zaman doğru değildir. Özellikle karmaşık dosyalarda, sabırla yapılan bir inceleme hem taraflar hem de toplum açısından güven vericidir. Bilgi, karara güç katar; tecrübe ise vicdana derinlik katar. Bu ikisi birlikte olduğunda, adalet gerçek anlamda tecelli eder.
Savcıların iddia makamı olarak yalnızca suç isnadına değil, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına odaklanması; hâkimlerin ise tarafsızlıklarını yalnızca kararlarında değil, yargılama sürecindeki tutumlarında da hissettirmesi beklenir. Toplum Hakim ve Savcıların Verdigi Kararlarda kusursuzluk beklemez.Zaten hakim ve Savcilar verdiği kararlarda eksiklik var ise Yargısal Yollara başvurularak sonuclandirilir .Ancak Kusursuzluk beklemese de toplum ,kararlarda bu kararlara giden aşamalarda samimiyet, özen ve hakkaniyet bekler.
Sonuç olarak, hâkim ve savcılardan beklenen şey son derece insani ve basittir: Dinlemek, anlamak ve tartmak. Bu yapıldığında, adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil; toplumun vicdanında da yerini bulur.
Adalete Güvenelim.Hukukçular olarak Elbirligiyle Güven Duygusunun Pekişmesi icin çalışalım.

Av. Bekir Şahiner