Futbolun İngiltere'de doğuşu ve ada futbolu

Abone Ol

Futbolun İngiltere ve ada macerası, modern spor tarihinin en çarpıcı başarı öykülerinden biridir ve kökleri ortaçağdan bugüne uzanır. 12. yüzyılda İngiltere’de halk arasında oynanan vahşi “folk football” oyunları, köyden köye topu sürükleyerek saatler süren kaotik mücadelelerdi. Bu oyunlar o kadar şiddetliydi ki 1314’te Londra Belediye Başkanı tarafından yasaklandı, çünkü sokaklarda büyük gürültü ve kargaşa çıkarıyordu. Kral Edward III’ten Henry V’e kadar birçok hükümdar, okçuluk eğitimini engellediği gerekçesiyle futbolu defalarca yasakladı. Sanayi Devrimi ile birlikte şehirleşen işçi sınıfı, bu eski oyunu fabrikaların gölgesinde yeniden canlandırdı. 19. yüzyılın ortalarında kamu okullarında farklı kurallarla oynanan çeşitli futbol versiyonları ortaya çıktı. Eton, Harrow, Rugby gibi elit okullar kendi kurallarını uyguluyor, bu da maçları imkansız kılıyordu. 1848’de Cambridge Üniversitesi öğrencileri ilk standart kuralları denedi, ancak tam bir birlik sağlanamadı. Kuzeyde Sheffield FC 1857’de kuruldu ve “Sheffield Kuralları” ile dribling ve köşe vuruşu gibi kavramları getirdi. 1863’te Ebenezer Cobb Morley öncülüğünde Freemason’s Tavern’de toplanan 11 kulüp, Futbol Birliği’ni (FA) kurdu ve modern futbolun kurallarını belirledi. Bu kurallar el ile top taşıma yasağı getirerek rugby’den kesin ayrımı sağladı. FA’nın ilk büyük hamlesi 1871’de FA Cup’ı başlatması oldu; dünyanın en eski kulüp turnuvası hâlâ oynanıyor. 1872’de İngiltere ile İskoçya arasında oynanan ilk uluslararası maç 0-0 bitti ve ada futbolunun rekabet ruhunu dünyaya gösterdi. 1885’te FA profesyonelliği kabul etmek zorunda kaldı, çünkü kuzey kulüpleri oyunculara maaş ödemeye başlamıştı. 1888’de William McGregor öncülüğünde 12 kulüple Football League kuruldu; dünyanın ilk profesyonel ligi buydu. Preston North End 1889’da “invincibles” olarak ilk lig şampiyonu oldu ve FA Cup’ı da alarak double yaptı. 19. yüzyıl sonlarında futbol, işçi sınıfının haftalık ritüeli haline geldi; maçlar binlerce seyirci çekiyordu. İngiliz imparatorluğu sayesinde futbol Hindistan’dan Güney Amerika’ya yayıldı; Britanyalı işçiler, askerler ve tüccarlar oyunu küresel bir fenomene dönüştürdü. 1905’te İngiltere FIFA’ya katıldı ama uzun süre Dünya Kupası’na katılmayı reddetti. 1920’lere gelindiğinde İngiltere’de 40 binden fazla kulüp vardı; ada futbolun en yoğun yaşandığı coğrafya oldu. 1950 Dünya Kupası’nda ABD’ye 1-0 yenilmek “Maracanazo”nun İngiliz versiyonu gibiydi ve İngilizlerin “yenilmez” imajını sarstı. 1966’da ev sahibi İngiltere, Jules Rimet Kupası’nı kaldırdı; Geoff Hurst’ün hat-trick’i hâlâ efsane. Kadın futbolu ise 1921’de FA tarafından yasaklandı, çünkü kadınların maçları erkeklerden fazla seyirci çekiyordu; bu yasak 1969’a kadar sürdü. Bugün Premier League dünyanın en zengin ve izlenen ligi; ada futbolu hâlâ tutku, sınıf, milliyetçilik ve para ile yoğrulmuş bir kültür. Ve en çarpıcı gerçek: Futbolu icat etmeyen ama kurallarını yazan, profesyonelleştiren ve dünyaya ihraç eden İngiltere, oyunun hem anası hem de en büyük hayranı olmaya devam ediyor.