Dünya, vicdan ve ekranlar arasında kaybolan insanlık

Abone Ol

Dünya…
Üzerinde binlerce yıl boyunca sayısız hikâye yazıldı. İmparatorluklar kuruldu, yıkıldı; şehirler doğdu, küle döndü. İnsanlık bazen merhametiyle, bazen de zulmüyle iz bıraktı bu topraklarda. Güzellikleriyle büyülendik, zorluklarına tanıklık ettik; sevinci de acıyı da aynı gökyüzünün altında paylaştık.

Her çağ, insanın vicdanıyla sınandığı bir dönem oldu. Bugün ise bu sınav, hiç olmadığı kadar görünür ama bir o kadar da yüzeysel. Ekranların çağındayız. Felaketler canlı yayında, adaletsizlikler anlık bildirimlerde, acılar birkaç saniyelik videolarda karşımıza çıkıyor.

Türk Dil Kurumu’nun bu yılın sözcüğü olarak seçtiği “dijital vicdan”, tam da bu çağın ruhunu özetliyor. Dijital vicdan; gerçek hayatta sorumluluk almadan, sosyal medyada yapılan bir paylaşım, bırakılan bir yorum ya da atılan bir beğeniyle vicdanı rahatlatma hâli. Yani dokunmadan üzülmek, bedel ödemeden taraf olmak, değiştirmeden konuşmak…

Bugün acıya tanığız ama çoğu zaman onunla yüzleşmiyoruz. Bir gönderiyi paylaşıyoruz, altına üzgün bir cümle yazıyoruz, kalbimizi bir anlığına rahatlatıyoruz. Sonra hayat devam ediyor. O acı başka bir akışta kayboluyor; biz de onunla birlikte kayboluyoruz.

Oysa vicdan, geçici bir rahatlama aracı değildir. Vicdan; insanın içini kaşıyan, huzurunu bozan, onu yerinden kaldıran bir sestir. Eğer bir şey bizi rahatsız etmiyorsa, orada vicdandan çok alışkanlık vardır. Paylaşmak yardım etmekle, görmek değiştirmekle karıştırıldığında; vicdan sadece görünür bir gösteriye dönüşür.

Bu satırları yazarken, okyanusta bir kum tanesi kadar yerim olmadığını bilerek yazıyorum. Ama yine de insanlığın kalbindeki umutları, sevgiyi ve değişimi bir araya getirmek isteyen bir umudum var. Çünkü dünya, büyük lafları değil; küçük ama samimi duruşları hatırlar.

Yeni bir yılın eşiğindeyiz. Her yıl olduğu gibi yine dilekler tutuluyor, temenniler sıralanıyor: Daha çok umut, daha çok barış, daha çok dayanışma… Ama asıl soru şu: Bu dileklerin hangisi, ekrandan gerçek hayata taşacak?

Dayanışma, yalnızca bir paylaşım süresi kadar kısa olmamalı.
Merhamet, sadece görünür olduğu yerde kalmamalı.
Adalet, konuşulduğu kadar savunulmalı.

Gerçek vicdan; alkış beklemez. Kalabalıkta değil, yalnız kalmayı göze alabildiğinde ortaya çıkar. Ekran kapandığında da susmuyorsa gerçektir. Belki de “dijital vicdan” kavramının bu kadar hızlı yayılması tesadüf değil. Çünkü çağımız hissetmeyi değil göstermeyi, içtenliği değil görünürlüğü ödüllendiriyor.

Ve belki de yılbaşı, tam olarak bunun için var. Geçen yılın yükünü sessizce önümüze koyup bize şu soruyu sordurmak için: Neye baktık, neyi görmezden geldik, hangi acıya sadece uzaktan üzüldük? Yeni bir yıla girerken dilek tutmak kolay, paylaşmak hızlı, üzülmek anlık… Zor olan ise değişmek. Dijital vicdanın konforundan çıkıp gerçek hayatta bir sözün, bir duruşun, bir sorumluluğun altına girebilmek.

Eğer bu yeni yıl, bizi biraz daha rahatsız eden bir vicdanla karşılıyorsa; belki de en güzel dilek tam olarak budur. Daha az gösterilen, daha çok yaşanan bir insanlık hâli… Çünkü dünya bizden mükemmel olmamızı istemiyor. Ama insan kalmamızı istiyor.