Çocukluğunu kaybeden eller: Bugün onların da günü

Abone Ol

Alın Teri mi, Sermaye Kibri mi?

1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nın eşiğindeki bu anlamlı günde, kalemimi sadece bir kutlama için değil, vicdanımızın nasır tutmuş taraflarına dokunmak için oynatıyorum.

Ama önce şunu net söylemek gerekir:
1 Mayıs, sadece bir meslek grubunun değil; bu ülkenin taşını toprağını yoğuran, alın teriyle var eden herkesin bayramıdır.

Madenciden öğretmene, çiftçiden memura,
esnaftan sanayide çalışan ustaya,
doktorundan avukatına,
pazarcısından inşaat işçisine,
mühendisinden gazetecisine, kameramanına kadar…

Bu milletin yükünü omuzlayan her bir insanın günüdür bugün.

Çünkü biz, emeği kutsal bilen bir milletiz.

Kısa Bir Hatırlatma: 1 Mayıs’ın Hafızası

1 Mayıs’ın kökleri, 1886 yılında Amerika’da işçilerin “8 saatlik iş günü” talebiyle başlattığı mücadeleye dayanır.
O gün yükselen ses, zamanla dünyanın dört bir yanında yankı bulmuş; emeğin, hak arayışının ve adaletin simgesi haline gelmiştir.

Türkiye’de ise 1 Mayıs; sancılı süreçlerden geçmiş, yasaklanmış, unutulmak istenmiş ama hiçbir zaman hafızalardan silinmemiştir.
Çünkü bu topraklarda emek, sadece bir ekonomik değer değil; aynı zamanda milli bir duruştur.

Görülmeyenlerin Sesi

Bugün sokaklar bayram havasında olsa da, yerin yüzlerce metre altında, güneş görmeyen bir karanlıkta ömür tüketen maden işçilerimizin sessiz çığlığı kulaklarımızda çınlıyor.

Son günlerde maden ocaklarından gelen haberler, sadece birer “iş kazası” ya da “kader” değildir.
Bunlar, insanca yaşam hakkının, sermayenin sınırsız hırsına kurban edilmesinin açık göstergesidir.

Madencilerimiz, her sabah helalleşerek indikleri o karanlık dehlizlerde sadece kömür çıkarmıyor…
Aslında bu ülkenin geleceğini omuzlarında taşıyorlar.

Ama ne yazık ki, modern dünyanın çarkları arasında, en temel iş güvenliği hakları bile hâlâ “maliyet” hesabına sıkıştırılıyor.

Ekonominin Sessiz Gerçeği: Çocuk İşçiler

Ekonominin gidişiyle birlikte, işçi haklarının zayıflaması sadece yetişkinleri değil, çocukları da vuruyor.
Bugün artık sadece işçiler değil, çocuklar da çalışmak zorunda bırakılıyor.

Okul sıralarında olması gereken eller;
tezgâhlarda, atölyelerde, tarlalarda, sanayi köşelerinde büyümeye çalışıyor.

Çocuk işçilerin sayısının artması, bir ekonomik veri değil;
bir toplumun vicdan sınavıdır.

Ve bugün…
Evet, bugün sadece emekçilerin değil,
çocukluğunu kaybeden o küçük işçilerin de günüdür.

Sermayenin Yanılgısı: Sömürüden Gelen Gurur

Bugün geldiğimiz noktada bazı sermaye sahipleri için başarı;
ürettiği değerle değil,
az maliyetle elde ettiği yüksek kârla ölçülüyor.

Oysa gerçek çok nettir:
Bir işçinin alın terini eksik vererek, onun hayatından çalarak büyüyen hiçbir yapı; başarı değildir.
Bu, açık bir ahlak çöküşüdür.

İnsan onurunu yok sayarak güçlenmeye çalışan anlayış, sadece işçiyi değil;
uzun vadede kendi geleceğini de tüketir.

Çünkü emek yoksa, sermaye sadece kağıttır.
Ruhsuz, değersiz ve sürdürülemez.

1 Mayıs: Bir Mücadele Hatırlatması

1 Mayıs, sadece meydanlarda slogan atmak değildir.
1 Mayıs; bir milletin kendi insanına nasıl davrandığının aynasıdır.

Hakça Bölüşüm: Sadaka değil, hakkın teslim edilmesi
İşçi Sağlığı: Kârın değil, insanın önce gelmesi
Vicdanlı Sermaye: Gücünü sömürüden değil, adaletten alan bir anlayış

Ve Son Söz

Bu millet, tarih boyunca alın terini kutsal saymış;
emeği hor göreni ise hiçbir zaman baş tacı etmemiştir.

1 Mayıs; ideolojilerin değil, millet olma bilincinin günüdür.
Çünkü güçlü devlet, ancak değer verilen emekle yükselir.

Bu yüzden bugün;
yüzündeki kömür karasıyla bize insanlığımızı hatırlatan madencinin,
tarlada güneş altında çalışan çiftçinin,
gece gündüz görev yapan memurun,
hastane koridorlarında yorulan doktorun,
adalet peşinde koşan avukatın,
sahada haber kovalayan gazetecinin, kameramanın,
inşaatta, pazarda, atölyede çalışan herkesin…

Ve en çok da çocukluğunu sırtında taşıyan küçük işçilerin yanında durma günüdür.

Yaşasın 1 Mayıs.
Yaşasın emeğin onuru.

Esra Ser