Basın ve siyaset arasındaki ilişki, demokrasinin en hassas dengelerinden biridir. Bu ilişki ne tamamen iç içe geçmeli ne de aşırı mesafeli olmalıdır; ideal olan, sağlıklı bir mesafede, karşılıklı saygı ve denetim çerçevesinde ilerlemesidir. Basın, siyasetin en önemli denetim mekanizmalarından biridir.
Güçlü ve bağımsız bir medya olmadan siyaset şeffaflığını kaybeder. Siyasetçiler de basın sayesinde kamuoyuna ulaşır, politikalarını anlatır ve seçmenleriyle iletişim kurar. Bu nedenle tamamen kopuk bir ilişki gerçekçi değildir. Ancak basın ve siyasetin aşırı iç içe geçmesi, medya kuruluşlarının hükümetin veya belirli partilerin sözcüsü haline gelmesine yol açar.Böyle bir durumda gazetecilik görevi zarar görür; haberler tarafsızlığını kaybeder, eleştiri yerini övgüye bırakır.
Öte yandan, basın ile siyaset arasında aşırı düşmanlık ve güvensizlik de sağlıklı değildir. Bu durum, toplumu kutuplaştırır ve ortak aklı zayıflatır. Objektif basın, siyaseti eleştirirken gerçeklere dayalı, belgeli ve adil olmalıdır. Kişisel kin veya ideolojik körlükle hareket etmemelidir. Siyasetçiler de basına karşı saygılı olmalı, eleştiriyi “düşmanlık” olarak görmemelidir. Eleştiriyi fırsat olarak değerlendirebilmelidir. Tarih boyunca basın ile siyasetin iç içe geçtiği dönemlerde yolsuzluklar artmış, özgürlükler daralmıştır. Buna karşın, basın ile siyasetin tamamen mesafeli olduğu, hatta birbirine düşman olduğu toplumlarda da iletişim kopukluğu ve toplumsal gerilim yaşanmıştır.
En sağlıklı model, “denetleyen ve denetlenen” ilişkisidir. Basın siyaseti denetler, siyaset de basının bağımsızlığını korur. Medya kuruluşlarının sahiplik yapısı bu dengeyi bozabilir. Büyük holdinglerin veya siyasi bağlantılı kişilerin medya sahibi olması tarafsızlığı zedeler. Devletin medya üzerinde baskı kurması veya ekonomik araçlarla medyayı kontrol etmesi de aynı derecede tehlikelidir.
Bağımsız ve profesyonel gazetecilik, demokrasinin oksijenidir. Bu nedenle basın, siyasetten maddi ve siyasi bağımsızlığını korumalıdır. Siyasetçiler ise basın özgürlüğünü bir tehdit değil, demokrasinin vazgeçilmez parçası olarak görmelidir. Dijital çağda sosyal medya ile birlikte bu ilişki daha da karmaşık hale gelmiştir. Artık her siyasi aktör kendi medyasını yaratabilmekte, bu da geleneksel basının rolünü zorlamaktadır.
Objektif bir yaklaşım, basın ile siyasetin “işbirliği” değil, “karşılıklı denetim” ilişkisi içinde olmasını gerektirir. Basın hatalı haber yaptığında siyasetçiler haklı olarak düzeltme isteyebilir; ancak bu, sansür veya baskı aracı haline getirilmemelidir. Sonuç olarak, basın ve siyaset ne tamamen iç içe ne de tamamen kopuk olmalıdır. İkisi arasında saygıya dayalı, mesafeli ama iletişimi belirli bir seviyede olan bir ilişki en ideal olanıdır.
Bu denge korunduğu sürece demokrasi güçlenir, şeffaflık artar ve toplum daha sağlıklı bilgi alır. Basın ve siyaset arasındaki sağlıklı mesafe, aslında her ikisinin de daha iyi hizmet vermesini sağlar. Aşırı yakınlık bozar, aşırı uzaklık ise kopukluk yaratır. Dengeli bir ilişki, güçlü bir demokrasinin temel taşlarından biridir.