İngiltere’de yaşayan mobilyacı Nick James, ailesinde kanser vakalarının artması üzerine yaptırdığı genetik testte Lynch Sendromu taşıdığını öğrendi. Bu sendrom, bağırsak kanserine yakalanma riskini ciddi şekilde artıran kalıtsal bir genetik mutasyon olarak biliniyor. James, bu süreçte Newcastle Üniversitesi’nde yürütülen ve aspirinin kanser riskine etkisini araştıran klinik bir çalışmaya dahil edilen ilk hastalardan biri oldu. Profesör John Burn’ün yürüttüğü çalışmada James’in yaklaşık 10 yıldır düşük doz aspirin kullandığı ve bu süreçte kanser gelişmediği belirtildi. Bu durum, aspirinin kolon kanserine karşı koruyucu etkisi olabileceği yönündeki bilimsel tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Antik dönemden modern ilaca
Aspirinin kökeni binlerce yıl öncesine dayanıyor. Mezopotamya’da bulunan 4400 yıllık kil tabletlerde, söğüt ağacından elde edilen ve ağrı kesici etkisi olan maddelere dair tarifler yer alıyordu. Söğüt kabuğundaki salisin maddesi, vücutta salisilik aside dönüşerek ağrıyı hafifletiyordu. Mısırlılar, Yunanlar ve Romalılar da benzer doğal bileşikleri kullanmıştı. 18. yüzyılda Edward Stone’un söğüt kabuğu üzerine yaptığı çalışmalarla modern bilimsel süreç başlamış, 19. yüzyılda ise asetilsalisilik asit sentezlenerek bugünkü aspirin formuna ulaşılmıştı.
Kanser araştırmalarında yeni dönem
Aspirin uzun yıllar kalp ve damar hastalıklarında kanı sulandırıcı etkisiyle kullanıldı. Ancak 1970’lerden itibaren bazı çalışmalar ilacın kanserin yayılmasını da azaltabileceğine işaret etmeye başladı. 2010’da Oxford Üniversitesi’nden Prof. Peter Rothwell’un analizleri, aspirinin hem kanser görülme sıklığını hem de metastaz riskini düşürebileceğini ortaya koyarak araştırmaları hızlandırdı. Ancak uzmanlar, geniş çaplı klinik çalışmaların zorluğuna dikkat çekiyor; çünkü kanser gelişimi uzun yıllara yayılıyor ve sonuçların elde edilmesi çok zaman alıyor.
Lynch Sendromu çalışmaları çarpıcı sonuçlar verdi
En güçlü veriler, Lynch Sendromu taşıyan hastalar üzerinde yürütülen araştırmalardan geldi. 861 kişiyle yapılan uzun süreli çalışmada, günde 600 mg aspirin kullananların bağırsak kanserine yakalanma riskinin yaklaşık %50 azaldığı görüldü. Daha yeni araştırmalarda ise düşük doz (75–100 mg) aspirinin de benzer etki gösterebileceği değerlendiriliyor. Bu durum, ilacın daha güvenli kullanımına kapı aralayabilir çünkü yüksek doz aspirin mide kanaması ve iç kanama gibi ciddi yan etkilere yol açabiliyor. İngiltere’de yapılan çalışmalara dayanarak Lynch Sendromu taşıyan bireyler için 20’li yaşlardan itibaren aspirin kullanımı önerilmeye başlandı.
Kanserin geri gelme riskini de azaltabilir
İsveç’te yürütülen bir başka büyük çalışmada, bağırsak kanseri ameliyatı geçiren yaklaşık 3 bin hasta incelendi. Günde 160 mg aspirin alan hastalarda hastalığın tekrarlama riskinin yarı yarıya azaldığı görüldü. Bu bulgular, aspirinin yalnızca önleyici değil, tedavi sonrası koruyucu etkisinin de olabileceğini gösteriyor. Araştırmacılar, ilacın etkisinin sadece tek bir mekanizmaya bağlı olmadığını düşünüyor. Bazı çalışmalar aspirinin COX-2 enzimini baskılayarak tümör gelişimini yavaşlattığını, bazıları ise bağışıklık sistemini güçlendirerek kanser hücrelerinin daha kolay tespit edilmesini sağladığını öne sürüyor.
Herkes için uygun bir ilaç değil
Uzmanlar, aspirinin “her derde deva” bir ilaç olarak görülmesine temkinli yaklaşıyor. Bazı araştırmacılar genel toplumda kullanımın ölüm oranlarını düşürebileceğini savunsa da, birçok bilim insanı bunun riskli olabileceğini düşünüyor. Özellikle mide kanaması, ülser ve beyin kanaması gibi yan etkiler nedeniyle aspirinin herkes tarafından düzenli kullanılmasının doğru olmadığı vurgulanıyor. Bu nedenle güncel yaklaşım, ilacın yalnızca yüksek risk grubundaki kişilerde doktor kontrolünde kullanılması yönünde.
Araştırmalar devam ediyor
Şu anda İngiltere’de, İrlanda ve Hindistan’ı da kapsayan geniş çaplı bir çalışma, aspirinin farklı kanser türleri üzerindeki etkisini araştırıyor. Sonuçların önümüzdeki yıllarda netleşmesi bekleniyor. Bilim insanları, aspirinin mekanizmasını daha iyi anlamaya çalışırken iki temel etki üzerinde duruyor: hücre içi inflamasyonu azaltması ve bağışıklık sistemini kanser hücrelerine karşı daha duyarlı hale getirmesi.
Sonuç: Umut var ama kesin değil
Mevcut bulgular, aspirinin özellikle genetik risk taşıyan bireylerde ve bazı kanser türlerinde koruyucu etkiler gösterebileceğini ortaya koyuyor. Ancak uzmanlar, bunun genel bir kanser önleme yöntemi olarak kullanılabilmesi için daha fazla klinik kanıta ihtiyaç olduğunu söylüyor. Araştırmalar ilerledikçe aspirinin tıptaki rolü yeniden tanımlanabilir. Ancak şimdilik net olan tek şey, bu çok eski ilacın modern bilimde hâlâ önemli bir tartışma konusu olmaya devam ettiği.