Adalete Güvenelim

Abone Ol

Adalet, bir toplumun yalnızca hukuk sistemi değil, aynı zamanda vicdanıdır. Yasalar değişebilir, kurumlar dönüşebilir, uygulamalar yenilenebilir; ancak adalete duyulan güven kaybolduğunda, onun yerine yenisini koymak kolay değildir. Çünkü adalet, sadece kararlarla değil, o kararların nasıl alındığıyla anlam kazanır.
Hukuk, sonuçtan ibaret değildir. Hukuk, sürecin kendisidir.
Bir toplumda adalete duyulan güven; verilen kararın içeriğinden önce, o kararın nasıl, hangi titizlikle ve hangi bağımsızlıkla verildiğiyle ölçülür. Aceleyle kurulan doğrular, kalıcı adalet üretmez. Adalet, zaman ister; dikkat ister; sorumluluk ister.
Bugün hukuki süreçler yalnızca dosya ve deliller üzerinden değil, algılar üzerinden de yürütülmektedir. Sosyal medya, hızla kanaat üreten bir alan hâline gelmiş; henüz tamamlanmamış soruşturmalar, bağlamından koparılmış bilgilerle yargılanır olmuştur. Oysa hukuk, gürültüden beslenmez. Hukuk; sessiz, sabırlı ve bağımsız bir çalışmayı gerektirir. Yargı makamları, alkışla yönlendirildiğinde değil; baskıdan uzak kaldığında adil karar verebilir.
Cezasızlık algısı ile adil yargılama arasındaki denge, hukukun en hassas çizgisidir. Toplum, suçun karşılıksız kalmasını istemez; ancak bu haklı beklenti, sürecin feda edilmesini meşrulaştıramaz. Çünkü adalet, yalnızca “ceza vermek” değildir. Adalet; doğru kişiye, doğru fiil nedeniyle, doğru yöntemle ulaşabilmektir. Hatalı bir cezalandırma, cezasızlık kadar ağır bir adaletsizliktir.
Adil yargılanma hakkı, yalnızca sanık için değil; toplum için de bir güvencedir. Bugün başkası için ihlal edilen bir usul, yarın herkes için tehdit hâline gelir. Bu nedenle hukuk, “hak edenin hak ettiğini alması” kadar, “hak etmeyenin zarar görmemesi” ilkesini de korumak zorundadır.
Toplumun adaletten beklentisi sanıldığı kadar karmaşık değildir. İnsanlar her zaman kendi lehlerine karar verilmesini istemez. Ancak dinlendiklerini, anlaşıldıklarını ve dosyalarının ciddiyetle ele alındığını bilmek ister. Dilekçelerin okunduğu, iddia ve savunmaların gerçekten incelendiği, taleplerin kayda alındığı bir süreç; adalet duygusunu ayakta tutar. Görünür bir özen, güven üretir.
Bu noktada hâkim ve savcıların sorumluluğu kadar, toplumun ve medyanın sorumluluğu da büyüktür. Yargının bağımsızlığı, sadece Anayasa’da yazılı bir ilke değildir; ortak bir toplumsal mutabakattır. Yargı mensuplarının baskı altında değil, hukuk ve vicdan ışığında karar verebilmesi; yalnızca bir zümrenin değil, herkesin yararınadır.
Eleştiri, demokratik bir haktır. Ancak eleştiri; yargılamayı yönlendiren, süreci baskı altına alan bir araca dönüştüğünde, adaleti zedeler. Devam eden bir dosya hakkında peşin hüküm vermek, adil yargılanma hakkına zarar verir. Hukuka güvenmek; susmak değil, doğru zamanda, doğru zeminde ve ölçülü bir dil kullanmaktır.
Adalete güven, aynı zamanda bir toplumsal olgunluk göstergesidir.
Adalet, bekleyebilenlerin erdemidir.
Toplum olarak adalete güveni artırmak için yapabileceklerimiz vardır:
Süreci sonuçtan ayırmak,
Bilgi ile kanaati karıştırmamak,
Yargıyı alkışla ya da linçle değil, hukukla değerlendirmek,
Ve en önemlisi, adaletin zamana ihtiyaç duyduğunu kabul etmek.
Adaletin en güçlü yanı, ikna edebilmesidir. Aleyhine karar verilmiş olsa bile, sürecin adil yürütüldüğüne inanan birey hukuka sırt çevirmez. Çünkü güven, yalnızca kazanıldığında değil; kaybedildiğinde de adil davranıldığını görmekle oluşur.
Hukuka acele etmemek için,
Yargıyı baskıdan korumak için,
Eleştiriyi ölçülü, dili sorumlu kullanmak için,
Ve adaleti yalnızca mahkemelerden değil, kendimizden de talep etmek için.
Son söz nettir:
Adalet, sadece mahkemelerin değil; toplumun da sınavıdır.
Bu sınavı sağduyu, sabır ve sorumlulukla verebildiğimiz sürece hukuk; yalnızca bir kurallar bütünü değil, toplumsal barışın en sağlam teminatı olur.
Adalete güvenelim. Adalete olan güveni sarsılmaz biçimde korumak için hukukçuların özen göstermesi kadar toplum olarak da adalete olan güveni tesis etmek için adaletin verdiği kararları beğenmesek memnun olmasak bile yine Adaletin kendi mecrası içindeki hukuki yol ve yöntemlerle düzeltilebileceğine inanalım.

Av. Bekir Şahiner