<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İzmir’de Son Dakika Haber</title>
    <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr</link>
    <description>İzmir haberleri ve son dakika gelişmeleri için izmirdesondakika.com.tr. İzmir'den güncel yerel haberler, spor, ekonomi, siyaset, teknoloji, magazin ve daha fazlasını takip edin. İzmir'in en güvenilir ve etkili haber kaynağı.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 18 Jul 2026 12:20:15 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsan plasentası ticareti soruşturması: Tıbbi atık mı, milyon dolarlık sektör mü?]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/insan-plasentasi-ticareti-sorusturmasi-tibbi-atik-mi-milyon-dolarlik-sektor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/insan-plasentasi-ticareti-sorusturmasi-tibbi-atik-mi-milyon-dolarlik-sektor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pakistan'da hastanelerden insan plasentalarını kaçırarak yaşlanma karşıtı ürünlerde kullandığı öne sürülen uluslararası bir şebekeye yönelik soruşturma başlatıldı. Yetkililer, ele geçirilen yüzlerce kilogram plasentanın yasa dışı yollarla işlenerek yurt dışına gönderildiğini açıklarken, olay insan plasentasının tıptaki kullanım alanlarını ve etik tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Pakistan'da insan plasentalarının yasa dışı yollarla toplanarak yurt dışına gönderildiği iddiasıyla yürütülen soruşturma, sağlık sektöründe büyük yankı uyandırdı. Federal Soruşturma Ajansı (FIA), hastanelerden düzenli olarak plasenta temin eden organize bir şebekenin yaşlanma karşıtı enjeksiyon üretimi amacıyla faaliyet yürüttüğünü açıkladı. Yetkililere göre şebeke, her ay çeşitli hastanelerden yaklaşık 200 kilogram insan plasentası topluyordu. Geçtiğimiz ay başkent İslamabad'da düzenlenen operasyonda ise yasa dışı işleme tesisinde yaklaşık 500 kilogram insan plasentası olduğu değerlendirilen materyal ele geçirildi, 5 kişi gözaltına alındı.</p>

<h2>Hastaneler de soruşturma kapsamında</h2>

<p>Pakistan İnsan Organ Nakli Kurumu yetkilileri, plasentaların hastane yönetimlerinin bilgisi olmadan bu ölçekte temin edilmesinin mümkün olmadığını belirtti. Soruşturma kapsamında hastaneler, atık yönetim şirketleri ve bazı kamu görevlileri hakkında da inceleme başlatıldı. Yetkililer, ele geçirilen plasentaların kurutularak işlendikten sonra yurt dışına gönderildiğini ve burada yaşlanma karşıtı enjeksiyon üretiminde kullanılmasının planlandığını ifade etti. Söz konusu ürünlerin uluslararası pazarda binlerce dolara satıldığı öne sürüldü.</p>

<h2>İnsan plasentası ticareti yasak</h2>

<p>Pakistan'da insan plasentasının ticari amaçla alınıp satılması yasalarla yasaklanmış durumda. İnsan organlarının ticari olarak toplanması suçundan hüküm giyen kişiler 10 yıla kadar hapis ve para cezasıyla karşı karşıya kalabiliyor. FIA yetkilileri, bunun Pakistan'da ilk kez uluslararası boyutta organize edilen insan plasentası ticareti soruşturması olduğunu belirtti.</p>

<h2>Plasenta nasıl imha ediliyor?</h2>

<p>Uzmanlara göre plasenta, doğumun ardından "biyolojik tehlikeli tıbbi atık" olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Jinekolog Sadaf Tarık, doğum sonrasında plasentanın özel biyolojik atık torbalarına konulduğunu, soğuk depolarda en fazla 24 saat muhafaza edildiğini ve ardından lisanslı atık yönetim şirketleri tarafından yakılarak imha edildiğini söyledi. Tarık, bu sürecin devlet ve özel hastanelerde kayıt altına alındığını ve düzenli olarak denetlendiğini ifade etti.</p>

<h2>Tıpta farklı alanlarda kullanılıyor</h2>

<p>Bilim dünyasında insan plasentası uzun yıllardır çeşitli araştırmalara konu oluyor.</p>

<p>Plasentadan elde edilen bazı bileşenler;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Doku onarımı,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yanık tedavisi,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Göz cerrahileri,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bazı hormon ilaçları,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Doğum sonrası anemi tedavisi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi alanlarda kullanılabiliyor. Bunun yanı sıra Parkinson, MS, kronik yorgunluk sendromu ve bazı otoimmün hastalıklar üzerine yürütülen deneysel çalışmalarda da plasenta kaynaklı ürünler araştırılıyor.</p>

<h2>Yaşlanma karşıtı etkisi kanıtlanmadı</h2>

<p>Her ne kadar plasenta özlü ürünler güzellik ve kozmetik sektöründe "gençleştirici" iddiasıyla pazarlansa da uzmanlar, insan plasentasının yaşlanmayı geciktirdiğine ilişkin kesin bilimsel kanıt bulunmadığını vurguluyor. Buna rağmen küresel plasenta bazlı ürün pazarının hızla büyüdüğü belirtiliyor. Araştırmalara göre sektörün mevcut büyüklüğü 700 milyon doların üzerinde bulunurken, önümüzdeki yıllarda 1,4 milyar dolar seviyesine ulaşması bekleniyor.</p>

<h2>Çin'de de yasa dışı ticaret sürüyor</h2>

<p>Haberde dikkat çekilen bir diğer nokta ise Çin'deki yasa dışı plasenta ticareti oldu. Resmi olarak satışı yasak olmasına rağmen insan plasentasının internet üzerinden veya kayıt dışı yollarla satıldığı, bazı ailelerin ise plasentalarını kapsül haline getirerek besin takviyesi olarak kullandığı ifade edildi. Uzmanlar ise hijyenik olmayan koşullarda kullanılan insan plasentasının HIV, hepatit ve sifiliz gibi ciddi enfeksiyonların bulaşmasına neden olabileceği uyarısında bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/insan-plasentasi-ticareti-sorusturmasi-tibbi-atik-mi-milyon-dolarlik-sektor-mu</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/insan-plasentasi.png" type="image/jpeg" length="29040"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Acı biber tüketenler dikkat: Fazla tüketim ölümcül kanser riskiyle ilişkilendirildi]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/aci-biber-tuketenler-dikkat-fazla-tuketim-olumcul-kanser-riskiyle-iliskilendirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/aci-biber-tuketenler-dikkat-fazla-tuketim-olumcul-kanser-riskiyle-iliskilendirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanlarının 11 binden fazla kişinin verisini inceleyerek hazırladığı analiz, yüksek miktarda acı biber tüketimi ile bazı sindirim sistemi kanserleri arasında dikkat çekici bir ilişki bulunduğunu ortaya koydu. Özellikle yemek borusu kanseri riskinin daha yüksek olduğu belirlenirken, araştırmacılar bulguların acı biberin doğrudan kansere neden olduğunu göstermediğinin altını çizdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><i>Frontiers in Nutrition</i> dergisinde yayımlanan yeni bir analiz, acı biber tüketimi ile sindirim sistemi kanserleri arasındaki olası ilişkiyi mercek altına aldı. Araştırmada, acı biber tüketiminin bazı kanser türleriyle ilişkili olabileceği belirtilirken, bunun doğrudan neden-sonuç ilişkisi anlamına gelmediği vurgulandı.</p>

<h2>11 binden fazla kişinin verisi incelendi</h2>

<p>'Frontiers in Nutrition' dergisinde yayımlanan analizde, bilim insanları 11 binden fazla kişinin yer aldığı 14 farklı araştırmanın sonuçlarını değerlendirdi. Çalışmada, acı biber tüketimi ile sindirim sistemi kanserleri arasındaki olası ilişki incelendi. Bulgular, özellikle daha fazla acı biber tüketen kişilerde bazı kanser türlerinin daha sık görüldüğünü gösterdi ancak araştırmacılar bunun acı biberin kansere neden olduğunu kanıtlamadığını belirtti.</p>

<h2>En yüksek risk yemek borusu kanserinde görüldü</h2>

<p>Araştırmaya göre en fazla acı biber tüketen kişiler, en az tüketenlerle karşılaştırıldığında sindirim sistemi kanserlerine yakalanma açısından yaklaşık yüzde 64 daha yüksek risk taşıdı.</p>

<p>En güçlü ilişki ise yemek borusu kanserinde görüldü. Analize göre en fazla acı biber tüketen gruptaki kişilerin, en az tüketenlere kıyasla yaklaşık üç kat daha fazla bu kanser türüne yakalandığı belirlendi.</p>

<p>Buna karşın mide ve kalın bağırsak kanseri için istatistiksel olarak kesin bir risk artışı tespit edilmedi. Araştırmacılar, mide kanserinde risk artışına işaret eden bulgular bulunduğunu ancak bunların kesin sonuç ortaya koyacak düzeyde olmadığını ifade etti.</p>

<h2>Sonuçlar bölgelere göre değişti</h2>

<p>Araştırma sonuçlarının bölgelere göre farklılık gösterdiği de görüldü. Analize göre, Asya, Afrika ve Kuzey Amerika'da yürütülen çalışmalarda acı biber tüketimi ile daha yüksek kanser riski arasında ilişki tespit edilirken, Avrupa ve Güney Amerika'daki araştırmalarda benzer bir risk artışı saptanmadı. Bazı çalışmalarda ise daha düşük risk sonuçları bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilim insanları bu farklılığın acı biber tüketim miktarı, kullanılan biber türleri, pişirme yöntemleri, genetik yapı, sigara ve alkol kullanımı ile diğer beslenme alışkanlıklarından kaynaklanabileceğini değerlendirdi.</p>

<h2>Daha fazla araştırmaya ihtiyaç var</h2>

<p>Ekip, en önemli bilinmeyenlerden birinin tüketim miktarı olduğunu vurguladı. Mevcut verilerin, orta düzeyde acı biber tüketiminin de aynı riski taşıyıp taşımadığını göstermediğini ifade eden araştırmacılar, bu sorunun yanıtlanabilmesi için insanları uzun yıllar takip eden yeni çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/aci-biber-tuketenler-dikkat-fazla-tuketim-olumcul-kanser-riskiyle-iliskilendirildi</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/aci-biber-1.png" type="image/jpeg" length="41902"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Araştırma ortaya koydu: Uyku kalitesi alzheimer riskini değiştirebilir]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-ortaya-koydu-uyku-kalitesi-alzheimer-riskini-degistirebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-ortaya-koydu-uyku-kalitesi-alzheimer-riskini-degistirebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avustralya'da yapılan yeni bir araştırma, uyku düzeninin Alzheimer hastalığıyla ilişkili genetik riskleri etkileyebileceğini ortaya koydu. Bilim insanları, aynı genetik özelliklere sahip kişilerin uyku alışkanlıklarına bağlı olarak farklı düzeylerde risk taşıyabileceğini belirledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Avustralya'daki Edith Cowan Üniversitesi (ECU) araştırmacıları, uyku düzeninin Alzheimer hastalığıyla bağlantılı genetik riskleri nasıl etkilediğini ortaya koyan dikkat çekici bir çalışmaya imza attı.</p>

<p>Araştırmada, beynin sıvı dolaşımını düzenleyen ve atık maddelerin temizlenmesini sağlayan <strong>AQP4 (Aquaporin-4)</strong> adlı gen mercek altına alındı. Özellikle uyku sırasında daha aktif çalışan bu sistemin, Alzheimer ile ilişkilendirilen zararlı proteinlerin beyinden uzaklaştırılmasında önemli rol oynadığı değerlendiriliyor.</p>

<h2>Aynı gen herkesi aynı şekilde etkilemiyor</h2>

<p>Bilim insanları, AQP4 geninin 13 yaygın varyantını katılımcıların uyku alışkanlıkları, beyin görüntüleri ve bilişsel performanslarıyla karşılaştırdı.</p>

<p>Elde edilen bulgular, bazı genetik varyantlara sahip kişilerin daha az uyuması halinde beynin gri maddesinde daha hızlı kayıp yaşandığını gösterdi. Bazı bireylerde ise uykuya dalma süresinin uzamasının beyin hacmindeki azalmayla ilişkili olduğu belirlendi.</p>

<p>Araştırmanın başyazarı Dr. Ayeisha Milligan Armstrong, "Önemli olan sadece hangi genlere sahip olduğunuz değil, bu genlerin yaşam tarzınızla nasıl etkileşime girdiğidir. Aynı genetik özellik, kişinin uyku düzenine bağlı olarak faydalı ya da zararlı etki gösterebilir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<h2>Uyku sorunlarının etkisi kişiden kişiye değişiyor</h2>

<p>Araştırmada öne çıkan bir diğer sonuç ise uyku bozukluklarının herkeste aynı etkiyi oluşturmaması oldu.</p>

<p>Uyku problemi yaşayan kişilerde hafıza ve düşünme becerilerindeki değişimlerin, sahip olunan AQP4 gen varyantına göre farklılık gösterdiği tespit edildi. Bu bulgu, kötü uyku düzeninin Alzheimer riskini herkeste aynı mekanizmayla artırmadığını ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmacılar, bu farklılıkların aynı genetik riske sahip kişilerin neden farklı hızlarda bilişsel gerileme yaşadığını açıklamaya yardımcı olabileceğini ifade etti.</p>

<h2>Kişiye özel tedbirler gündeme gelebilir</h2>

<p>Uzmanlar, elde edilen bulguların gelecekte Alzheimer'ın önlenmesine yönelik kişiselleştirilmiş yaklaşımların geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte araştırmacılar, çalışmanın uyku sorunlarının doğrudan Alzheimer hastalığına neden olduğunu göstermediğini vurguluyor. Aynı şekilde yalnızca uyku düzenini değiştirmenin genetik riski ortadan kaldırdığına dair de kesin bir kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Bilim insanlarına göre araştırmanın en önemli mesajı ise kaliteli ve yeterli uykunun beyin sağlığını korumada düşünüldüğünden daha büyük bir öneme sahip olabileceği yönünde. Bu bulguların, Alzheimer riskinin daha iyi anlaşılması ve gelecekte kişiye özel koruyucu stratejilerin geliştirilmesi açısından önemli ipuçları sunduğu değerlendiriliyor.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-ortaya-koydu-uyku-kalitesi-alzheimer-riskini-degistirebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 13:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2025/12/uyku-7.png" type="image/jpeg" length="78990"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kumar bağımlılığı her geçen yıl artıyor: En büyük risk kimlerde?]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/kumar-bagimliligi-her-gecen-yil-artiyor-en-buyuk-risk-kimlerde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/kumar-bagimliligi-her-gecen-yil-artiyor-en-buyuk-risk-kimlerde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de kumar bağımlılığı son yıllarda hızla artarken, Yeşilay'a 2024 yılında kumar bağımlılığı nedeniyle yapılan başvurular ilk kez alkol ve uyuşturucu bağımlılığı başvurularının toplamını geride bıraktı. Uzmanlar, dijital bahislerin yaygınlaşması, ekonomik zorluklar ve kolay erişimin bağımlılığı tetiklediğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de kumar bağımlılığı son yıllarda önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldi. Yeşilay'ın verilerine göre, 2024 yılında kumar bağımlılığı nedeniyle yapılan tedavi başvuruları ilk kez alkol ve uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle yapılan başvuruların toplamını geçti. Özellikle çevrim içi bahis platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte bağımlılık vakalarının her geçen yıl arttığı belirtiliyor.</p>

<h2>Kumar bağımlılığı nedir?</h2>

<p>Kumar; para veya değerli bir varlığın daha büyük kazanç elde etme umuduyla riske atılması olarak tanımlanıyor. Kişinin bu davranışı kontrol edememesi, yaşadığı maddi ve sosyal sorunlara rağmen kumar oynamayı sürdürmesi ise "kumar bozukluğu" olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre dünyadaki yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 1,2'sinde kumar bozukluğu bulunuyor.</p>

<p><img height="720" src="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/bahis-1-1.png" width="1280" /></p>

<h2>Dijital bahis bağımlılığı artırıyor</h2>

<p>Kumar bağımlılığındaki artışın en önemli nedenlerinden birinin dijitalleşme olduğu belirtiliyor. Eskiden yalnızca fiziki bayiler üzerinden oynanabilen bahisler artık cep telefonları ve internet sayesinde günün her saatinde erişilebilir hale geldi.</p>

<p>Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) Müdür Yardımcısı Klinik Psikolog <strong>Mert Şerbetçi</strong>, dijital platformlara kolay erişimin bağımlılığı ciddi şekilde artırdığını belirtiyor. Şerbetçi'ye göre ekonomik kaygılar, kısa yoldan para kazanma isteği ve bireysel sorunlar da bağımlılığı besleyen diğer etkenler arasında yer alıyor.</p>

<h2>Gençler en büyük risk grubunda</h2>

<p>Çocuk ve Ergen Psikiyatristi <strong>Prof. Dr. Şaziye Senem Başgül</strong>, kumar bağımlılığının her yaş grubunu etkileyebilmesine rağmen en büyük riskin gençlerde görüldüğünü belirtiyor. Başgül, Türkiye'de kumarla tanışma yaşının 14-15'e kadar düştüğünü ifade ediyor.</p>

<p>Yeşilay verilerine göre kumar oynayan kişilerin yüzde 71'i bu alışkanlığı 15-24 yaş arasında edinmeye başlıyor. Bilgisayar oyunlarında yer alan ödül kutuları, çevrim içi oyunlar ve internet sitelerindeki bahis reklamlarının da gençlerin kumarla erken yaşta tanışmasına neden olduğu belirtiliyor.</p>

<h2>Aileleri de etkileyen bir bağımlılık</h2>

<p>Klinik Psikolog <strong>Mert Şerbetçi</strong>, kumar bağımlılığının yalnızca bağımlı bireyi değil, tüm aileyi etkileyen bir sorun olduğuna dikkat çekiyor. Borçlanma, ekonomik çöküş, aile içi çatışmalar, boşanmalar ve sosyal ilişkilerin bozulması bağımlılığın en sık görülen sonuçları arasında yer alıyor. Şerbetçi, tedavi sürecinde aile desteğinin iyileşme açısından büyük önem taşıdığını vurguluyor.</p>

<h2>"Çocuğuma harcayacağım parayı kumarda kaybettim"</h2>

<p>Yeşilay aracılığıyla tedavi gören ve ismini paylaşmak istemeyen 37 yaşındaki Ali, yaklaşık 15 yıl önce futbol bahisleriyle başladığı kumarın zamanla hayatını tamamen kontrol altına aldığını anlatıyor. İnternet üzerinden bahis oynamanın kolaylaşmasıyla bağımlılığının giderek arttığını belirten Ali, bir-iki ev alabilecek kadar para kaybettiğini söylüyor.</p>

<p>Bağımlılık sürecinde ailesiyle ilişkilerinin bozulduğunu ifade eden Ali, "Çocuğuma harcayacağım parayı bile kumarda kaybediyordum" diyerek yaşadığı süreci özetliyor. Tedavi sırasında banka hesaplarını eşinin kontrolüne açtığını anlatan Ali, bu yöntemin kumar oynama isteğini kontrol etmesine yardımcı olduğunu belirtiyor. Bir yıl içerisinde hem borçlarını kapattığını hem de ailesiyle yeniden sağlıklı bir yaşam kurabildiğini ifade ediyor.</p>

<h2>Kadınlar tedaviye daha az başvuruyor</h2>

<p>Yeşilay verilerine göre kadınlar da kumar bağımlılığı riski taşımasına rağmen tedavi başvurularında büyük bir fark bulunuyor. Kumar bağımlılığı tedavisi için YEDAM'a başvuranların yalnızca yüzde 2'sini kadınlar oluşturuyor. <strong>Mert Şerbetçi</strong>, bunun en önemli nedenleri arasında toplumsal baskılar, damgalanma korkusu ve yardım istemekte yaşanan çekincelerin bulunduğunu ifade ediyor.</p>

<h2>Koruyucu politikalar öne çıkıyor</h2>

<p><strong>Prof. Dr. Şaziye Senem Başgül</strong> ve <strong>Klinik Psikolog Mert Şerbetçi</strong>, kumar bağımlılığıyla mücadelede bireysel tedavinin yanı sıra koruyucu politikaların da büyük önem taşıdığını belirtiyor.</p>

<p>Bahis reklamlarının sınırlandırılması, gençlere yönelik bilinçlendirme çalışmaları yapılması ve dijital kumar platformlarının daha sıkı denetlenmesi öneriliyor.</p>

<p>Öte yandan <strong>Glasgow Üniversitesi Kumar Araştırmaları ve Politikaları Profesörü Heather Wardle</strong>, Norveç'teki uygulamayı örnek gösteriyor. Wardle, bu ülkede çevrim içi kumar hesaplarının merkezi bir sistem üzerinden takip edildiğini, aylık belirli bir kayıp limitine ulaşan kullanıcıların hesaplarının otomatik olarak geçici süreyle kapatıldığını belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kumar bağımlılığı, erken fark edilmesi ve profesyonel destek alınması halinde tedavi edilebilen bir bağımlılık türü olsa da müdahale edilmediğinde hem bireyin hem de ailesinin yaşamını derinden etkileyebiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/kumar-bagimliligi-her-gecen-yil-artiyor-en-buyuk-risk-kimlerde</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/bahis-2.png" type="image/jpeg" length="94417"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avrupa'da denizlerde et yiyen bakteri alarmı]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/avrupada-denizlerde-et-yiyen-bakteri-alarmi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/avrupada-denizlerde-et-yiyen-bakteri-alarmi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı sıcaklar deniz suyu sıcaklıklarını artırırken, Avrupa kıyılarında Vibrio bakterisinin yayılımı hızlandı. Uzmanlar, özellikle açık yarası bulunanlar ve risk grubundaki kişilerin denize girerken dikkatli olması gerektiğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa genelinde etkili olan sıcak hava dalgaları, deniz ekosistemlerinde de değişikliklere yol açıyor. Deniz suyu sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte insan sağlığı açısından risk oluşturabilen Vibrio bakterisinin bu yıl normalden daha erken görülmeye başladığı bildirildi. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC), uydu verileri üzerinden deniz suyu sıcaklığı ve tuzluluk oranlarını analiz ederek hazırladığı değerlendirmede, yüksek sıcaklıkların bakterinin çoğalması için uygun koşullar oluşturduğunu açıkladı.</p>

<h2>Vibrio bakterisi sıcak sularda hızla yayılıyor</h2>

<p>Vibrio bakterisinin özellikle tatlı su ile tuzlu suyun birleştiği nehir ağızları ve düşük tuzluluk oranına sahip kıyı bölgelerinde daha kolay çoğaldığı belirtildi. Uzmanlar, deniz suyu sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıkmasının bakterinin yayılım sürecini hızlandırdığını ifade ediyor. Akdeniz ve Atlas Okyanusu'nun yüksek tuzluluk oranları nedeniyle genel olarak daha düşük risk taşıdığı belirtilirken, yoğun yağış sonrası denize ulaşan tatlı suların bazı bölgelerde riski artırabileceği kaydedildi. ECDC'nin risk analizinde özellikle Baltık Denizi ve Kuzey Denizi kıyıları bakterinin yayılımı açısından daha riskli bölgeler arasında gösterildi.</p>

<h2>Bazı Avrupa kıyıları risk altında</h2>

<p>Risk haritalarında Bulgaristan, Fransa, Almanya, Romanya ve İsveç'in bazı kıyıları dikkat çeken bölgeler arasında yer aldı. İspanya'da ise bazı plajların Vibrio bakterisi nedeniyle geçici olarak kullanıma kapatıldığı bildirildi. Uzmanlar, özellikle yaz aylarında deniz suyu sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte kıyı bölgelerinde bakteriyel enfeksiyon risklerinin yakından takip edilmesi gerektiğini vurguluyor. Yetkililer, tatilcilerin denize girmeden önce bölgedeki sağlık uyarılarını kontrol etmelerini öneriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Açık yarası olanlar daha dikkatli olmalı</h2>

<p>Uzmanlara göre sağlıklı bireylerde Vibrio kaynaklı ciddi enfeksiyon görülme ihtimali düşük olsa da bazı gruplar daha fazla risk taşıyor. Açık yarası, kesik, yeni yapılmış dövmesi veya ameliyat izi bulunan kişilerin sıcak deniz sularına korumasız şekilde girmemesi gerektiği belirtiliyor. Karaciğer hastalığı, diyabet veya bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde enfeksiyonun daha ağır seyredebildiği ifade ediliyor. Bakterinin açık yaralardan vücuda girmesi halinde kızarıklık, şişlik ve şiddetli ağrı gibi belirtiler ortaya çıkabileceği, bazı durumlarda enfeksiyonun kana yayılabileceği uyarısı yapılıyor.</p>

<h2>Deniz ürünleri tüketimine de dikkat</h2>

<p>Vibrio bakterisinin yalnızca deniz yoluyla değil, kirli suyun yutulması veya kontamine deniz ürünlerinin tüketilmesiyle de bulaşabileceği belirtiliyor. Özellikle midye ve istiridye gibi kabuklu deniz canlılarında bulunabilen bakterinin, iyi pişirilmeden tüketilmesi halinde sağlık sorunlarına yol açabileceği ifade ediliyor. Uzmanlar, bu tür deniz ürünlerinin tüketilmesinin mide bulantısı, kusma, ishal ve karın krampları gibi belirtilere neden olabileceğini belirtiyor. Yetkililer, denizden çıktıktan sonra yara bölgelerinde kızarıklık, şişlik veya şiddetli ağrı oluşması halinde zaman kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>cnn</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/avrupada-denizlerde-et-yiyen-bakteri-alarmi</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/et-yiyen-bakteri.png" type="image/jpeg" length="60070"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın en sık yapılan klima hatası: Uzmanlar bu alışkanlığa karşı uyardı]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yazin-en-sik-yapilan-klima-hatasi-uzmanlar-bu-aliskanliga-karsi-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/yazin-en-sik-yapilan-klima-hatasi-uzmanlar-bu-aliskanliga-karsi-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında serinlemek için kullanılan klimalar yanlış kullanıldığında çeşitli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Uzmanlar, hem klima bakımının ihmal edilmemesi hem de hava akımının doğrudan vücuda yönlendirilmemesi gerektiği konusunda uyarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sıcaklarının etkisini artırmasıyla birlikte klima kullanımı da yaygınlaşırken, uzmanlar yanlış kullanımın sağlık açısından önemli riskler oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle doğrudan soğuk havaya maruz kalmak kas ve solunum sistemi üzerinde olumsuz etkilere neden olabiliyor.</p>

<h2>Klima hava akımını doğrudan üzerinize yöneltmeyin</h2>

<p>Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, klimanın doğrudan boyun, sırt ve yüze üflemesinin kas spazmı, boyun tutulması ve çeşitli kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarına yol açabileceğini belirtti. Uzmanlara göre klima doğrudan boyun fıtığına neden olmuyor. Ancak terliyken soğuk havaya maruz kalmak kasların aniden kasılmasına ve ağrı oluşmasına zemin hazırlayabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Klima bakımı ihmal edilmemeli</h2>

<p>Uzmanlar, uzun süre bakımı yapılmayan klimalarda bakteri, küf ve çeşitli mikroorganizmaların birikebildiğine dikkat çekiyor. Bu durumun özellikle solunum yolu enfeksiyonları ve ciddi akciğer hastalıkları açısından risk oluşturabileceği belirtiliyor. Bu nedenle klimaların kullanılmadan önce düzenli bakım ve filtre temizliğinden geçirilmesi tavsiye ediliyor.</p>

<h2>Sağlıklı klima kullanımı için dikkat edilmesi gerekenler</h2>

<p>Uzmanlar, klima hava akımının doğrudan vücuda değil tavana veya yan duvarlara yönlendirilmesini öneriyor. Bu sayede kas ve eklem ağrılarının önüne geçilebileceği belirtilirken, düzenli bakım yapılan ve doğru kullanılan klimaların yaz aylarında güvenli şekilde kullanılabileceği ifade ediliyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>cnn</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yazin-en-sik-yapilan-klima-hatasi-uzmanlar-bu-aliskanliga-karsi-uyardi</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 10:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/klima-2.png" type="image/jpeg" length="29068"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşırı sıcaklarda kadınlar daha büyük risk altında! İşte nedenleri]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/asiri-sicaklarda-kadinlar-daha-buyuk-risk-altinda-iste-nedenleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/asiri-sicaklarda-kadinlar-daha-buyuk-risk-altinda-iste-nedenleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, artan sıcak hava dalgalarının kadınların kalp-damar sağlığı üzerinde erkeklere kıyasla daha fazla risk oluşturduğunu belirtiyor. Hormonlardaki değişimler ve vücudun ısıya verdiği farklı tepkiler nedeniyle kadınların sıcak havalara karşı daha savunmasız olduğu vurgulanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak hava dalgaları, iklim krizinin etkisiyle her geçen yıl daha sık ve daha şiddetli yaşanırken, uzmanlar bu durumun kadın sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor.</p>

<p>Cumhuriyet'in aktardığına göre BBC Türkçe'ye konuşan İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) bünyesinde görev yapan kadın sağlığı uzmanı Dr. Nighat Arif, sıcak hava dalgalarının kadınların kardiyovasküler sistemi için adeta bir "stres testi" niteliğinde olduğunu belirtti. Arif, kadınların biyolojik özellikleri nedeniyle aşırı sıcaklardan erkeklere göre daha fazla etkilendiğini ifade etti.</p>

<p>Uzmanlar, iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerine karşı kadınlara yönelik farkındalığın artırılması ve koruyucu politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<h2>Kadınlar neden daha fazla risk altında?</h2>

<p>Uzmanlara göre kadınların sıcak havaya karşı daha savunmasız olmasının iki temel nedeni bulunuyor. Bunlardan ilki kadın hormonlarının yaşam boyunca doğal olarak değişkenlik göstermesi, ikincisi ise kadın vücudunun ısıya verdiği fizyolojik tepkilerin erkeklerden farklı olması.</p>

<p>Hormon seviyelerindeki değişimler, vücudun sıcaklık dengesini ve kalp-damar sisteminin çalışma şeklini doğrudan etkiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Adet döneminde ısı hassasiyeti artıyor</h2>

<p>Adet döngüsünün özellikle adet öncesi döneminde yükselen progesteron hormonu, vücut sıcaklığını artırarak sıcak havanın etkisini daha ağır hissettirebiliyor.</p>

<p>Adetin başlamasıyla birlikte östrojen seviyesinin en düşük düzeye inmesi ise kalbin vücudu serin tutabilmek için daha fazla çalışmasına neden oluyor. Ayrıca yoğun kanama nedeniyle yaşanan demir kaybı, oksijen taşınmasını azaltarak kalp ve dolaşım sistemi üzerindeki yükü artırabiliyor.</p>

<h2>Menopozda "Çifte Etki"</h2>

<p>Menopoz döneminde düşen östrojen seviyeleri nedeniyle görülen sıcak basmaları ve gece terlemeleri, aşırı sıcaklarla birleştiğinde kadınlar için daha zorlayıcı bir tablo oluşturuyor.</p>

<p>Uzmanlar, küresel ısınmanın etkisiyle sıcak hava dalgalarının bu belirtileri daha da şiddetlendirebildiğine dikkat çekiyor.</p>

<h2>Hamilelikte risk daha da artıyor</h2>

<p><i>Lancet</i> dergisinde yayımlanan araştırmalara göre hamile kadınlar, artan metabolik ısı üretimi ve sıvı ihtiyacı nedeniyle vücut sıcaklığını düzenlemekte daha fazla zorlanıyor.</p>

<p>Özellikle yüksek riskli gebeliklerde sıcaklık stresinin hem anne hem de bebeğin sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlara yol açabileceği belirtiliyor.</p>

<h2>Uzmanlardan koruyucu önlem çağrısı</h2>

<p>Uzmanlar, iklim krizinin etkisiyle sıcak hava dalgalarının daha sık görüleceğine dikkat çekerek kadınlara yönelik sağlık politikalarının güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Özellikle hamileler, menopoz dönemindeki kadınlar ve kronik hastalığı bulunan kişilerin sıcak havalarda daha dikkatli olmaları, yeterli sıvı tüketmeleri ve günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmaktan kaçınmaları öneriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/asiri-sicaklarda-kadinlar-daha-buyuk-risk-altinda-iste-nedenleri</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 15:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/06/sicak-hava-7.png" type="image/jpeg" length="48278"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Afazi nedir? Belirtileri ve tedavi yöntemleri nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/afazi-nedir-belirtileri-ve-tedavi-yontemleri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/afazi-nedir-belirtileri-ve-tedavi-yontemleri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin hasarı veya felç sonrası ortaya çıkabilen afazi, konuşma, anlama, okuma ve yazma becerilerini etkileyen önemli bir nörolojik rahatsızlıktır. Peki afazi nedir, belirtileri nelerdir ve tedavi sürecinde hangi yöntemler uygulanır? İşte merak edilenler…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Afazi, beyin hasarı veya felç sonucu ortaya çıkan ve kişinin konuşma, anlama, okuma ile yazma becerilerini etkileyen nörolojik bir rahatsızlıktır. Beynin dil merkezinde oluşan hasar nedeniyle iletişim kurmak zorlaşabilir. İşte afaziye ilişkin merak edilenler…</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Afazi nedir?</h2>

<p>Afazi, en sık beyin kanaması, felç veya travmatik beyin yaralanması sonrasında beynin dil ve konuşmadan sorumlu bölgelerinde meydana gelen hasar sonucu gelişir. Bu durum, kişinin konuşmasını, söylenenleri anlamasını, okumasını ve yazmasını farklı düzeylerde etkileyebilir.</p>

<p>Her afazi hastasında belirtiler aynı değildir. Beyindeki hasarın yeri ve şiddetine göre iletişim becerilerindeki kayıp değişiklik gösterebilir.</p>

<h2>Afazinin belirtileri nelerdir?</h2>

<p>Afazi hastalarında görülebilecek başlıca belirtiler şunlardır:</p>

<ul>
 <li>Konuşmada güçlük</li>
 <li>Doğru kelimeyi bulmakta zorlanma</li>
 <li>İsimleri veya nesneleri hatırlayamama</li>
 <li>Söylenenleri anlamakta güçlük</li>
 <li>Okuma ve yazma becerilerinde bozulma</li>
 <li>Uygun olmayan ya da anlamsız kelimeler kullanma</li>
</ul>

<p>Bu belirtiler hafif düzeyde olabileceği gibi günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyecek seviyeye de ulaşabilir.</p>

<h2>Afazi türleri ve tedavi süreci</h2>

<p>Afazi, beynin etkilenen bölgesine göre farklı türlere ayrılır:</p>

<ul>
 <li>Broca Afazisi: Kişi söylenenleri büyük ölçüde anlar ancak konuşurken doğru kelimeleri seçmekte zorlanır.</li>
 <li>Global Afazi: Dil ve iletişimle ilgili tüm beceriler ciddi şekilde etkilenmiştir.</li>
 <li>Wernicke Afazisi: Konuşma akıcı olsa da anlam bütünlüğü bozulabilir. İşitilen bilgileri anlamada güçlük yaşanabilir.</li>
 <li>Kondüksiyon Afazisi: Kişi söylenenleri tekrar etmekte zorlanırken anlama ve konuşma becerileri büyük ölçüde korunabilir.</li>
 <li>Anomik Afazi: Konuşma akıcıdır ancak nesnelerin adını hatırlamakta güçlük yaşanır.</li>
 <li>Transkortikal Afazi: Özellikle anlama becerisinde belirgin sorunlar görülebilir.</li>
</ul>

<p>Afazi tedavisinde; hastanın yaşı, hasarın nedeni, afazinin tipi ve beynin etkilenen bölgesi büyük önem taşır. Dil ve konuşma terapisi, hastaların iletişim becerilerini geliştirmeyi ve günlük yaşamda daha bağımsız iletişim kurabilmelerini hedefleyen en önemli tedavi yöntemlerinden biridir. Erken başlayan ve düzenli sürdürülen rehabilitasyon süreci, birçok hastada önemli gelişmeler sağlayabilmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/afazi-nedir-belirtileri-ve-tedavi-yontemleri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 18:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2025/12/beyin-3.png" type="image/jpeg" length="71343"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Telefonlar vücudumuzda hangi değişikliklere neden oluyor?]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/telefonlar-vucudumuzda-hangi-degisikliklere-neden-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/telefonlar-vucudumuzda-hangi-degisikliklere-neden-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzun süre telefon ve dijital cihaz kullanımı yalnızca zihinsel sağlığı değil, vücudu da etkiliyor. Uzmanlar, ekran başında geçirilen sürenin boyun duruşundan görme sağlığına, kas gücünden motor becerilere kadar birçok alanda kalıcı değişikliklere yol açabileceği konusunda uyarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akıllı telefonlar ve dijital cihazlar günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelirken, bilim insanları uzun süreli ekran kullanımının fiziksel sağlık üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre telefonların yoğun kullanımı, "teknoloji boynu" olarak adlandırılan duruş bozukluğundan görme problemlerine, kavrama gücünün azalmasından ince motor becerilerde gerilemeye kadar birçok soruna neden olabiliyor. Araştırmalar, bu etkilerin zaman içinde birikerek kas-iskelet sistemi, göz sağlığı ve genel fiziksel kondisyon üzerinde kalıcı sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyuyor.</p>

<h2>Açık havada geçirilen zaman göz sağlığını koruyor</h2>

<p>ABD'deki Ohio Eyalet Üniversitesi'nden optometri profesörü Donald Mutti, miyop vakalarının son yıllarda hızla arttığını ancak bunun tek nedeninin ekran kullanımı olmadığını belirtiyor. Mutti'ye göre asıl koruyucu unsur, çocukların ve yetişkinlerin açık havada geçirdiği süre.</p>

<p>Güneş ışığının retinada dopamin salgılanmasını artırarak göz gelişimini desteklediğini ifade eden uzmanlar, gün içerisinde açık havada daha fazla vakit geçirmenin hem göz sağlığı hem de uyku düzeni açısından önemli olduğunu vurguluyor.</p>

<h2>"Teknoloji boynu" kalıcı duruş bozukluklarına yol açabiliyor</h2>

<p>Uzmanlar, telefona bakarken başın sürekli öne eğilmesinin boyun omurlarına yaklaşık 27 kilograma kadar ek yük bindirebildiğini belirtiyor. "Teknoloji boynu" olarak adlandırılan bu durumun zamanla omurga disklerinde hasar, kas ve eklem problemleri ile akciğer kapasitesinde azalmaya neden olabileceği ifade ediliyor.</p>

<p>Bu riski azaltmak için telefonun göz hizasında tutulması, ekranın yüzden yaklaşık bir kol mesafesinde kullanılması ve uzun süre ekran karşısında kalındığında düzenli aralar verilmesi öneriliyor.</p>

<h2>Akıllı saatler cilt sorunlarına neden olabilir</h2>

<p>Dermatologlar, akıllı saatlerin uzun süre çıkarılmadan kullanılmasının ciltte tahriş, mantar oluşumu ve egzama riskini artırabileceğini belirtiyor. Saat altında oluşan nemli ortamın cilt bariyerini zayıflatabileceğine dikkat çeken uzmanlar, cihazın düzenli olarak çıkarılıp temizlenmesini ve gerektiğinde koruyucu bariyer krem kullanılmasını tavsiye ediyor.</p>

<p>Öte yandan "teknoloji boynu" nedeniyle oluştuğu iddia edilen boyun kırışıklıklarıyla ilgili kesin bilimsel kanıt bulunmadığı belirtilirken, bu alanda pazarlanan özel kozmetik ürünlere temkinli yaklaşılması gerektiği ifade ediliyor.</p>

<h2>Motor beceriler ve kas gücü de etkileniyor</h2>

<p>Araştırmalar, dijital cihaz kullanımının özellikle çocuklarda ince motor beceriler üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini gösteriyor. Uzmanlar, ekran süresi arttıkça el-göz koordinasyonu ve el becerilerinin zayıflayabileceğini, bunun akademik ve bilişsel gelişimi de dolaylı olarak etkileyebileceğini belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca fiziksel aktivitenin azalmasına bağlı olarak kavrama gücünde düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. Kavrama gücünün genel sağlık göstergelerinden biri olduğuna işaret eden uzmanlar, düzenli egzersiz yapılmasını, el becerilerini geliştiren aktivitelerle uğraşılmasını ve günlük yaşamda fiziksel hareketliliğin artırılmasını öneriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/telefonlar-vucudumuzda-hangi-degisikliklere-neden-oluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 15:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/cep-telefonu-3.png" type="image/jpeg" length="55668"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şeker detoksu modası büyüyor: Her şeker düşmanınız değil]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/seker-detoksu-modasi-buyuyor-her-seker-dusmaniniz-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/seker-detoksu-modasi-buyuyor-her-seker-dusmaniniz-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal medyada hızla yayılan "şeker detoksu" akımı, daha sağlıklı bir yaşamın anahtarı olarak sunuluyor. Ancak uzmanlar, tüm şekerleri hayatınızdan çıkarmanın faydadan çok zarar getirebileceğini belirterek, asıl dikkat edilmesi gerekenin serbest şeker tüketimi olduğuna dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde sosyal medyada popüler hale gelen "şeker detoksu" akımı, daha fazla enerji, kilo kaybı, kaliteli uyku ve sağlıklı bir cilt vaat ediyor. Ancak uzmanlara göre şekeri tamamen hayatınızdan çıkarmak bilimsel olarak gerekli değil. Aksine, tüm şekerleri kesmek vücudun ihtiyaç duyduğu önemli besin öğelerinden mahrum kalınmasına neden olabiliyor. Beslenme uzmanları, şeker konusunda en önemli ayrımın doğal ve serbest şekerler arasında yapıldığını belirtiyor. Meyve, sebze, süt ve yoğurt gibi doğal besinlerde bulunan şekerler; lif, vitamin ve mineral bakımından zengin olduğu için sağlık açısından risk oluşturmuyor. Buna karşılık gazlı içecekler, paketli atıştırmalıklar, bisküvi, kek ve tatlılarda bulunan serbest şekerlerin fazla tüketilmesi; kilo artışı, diş çürükleri, tip 2 diyabet ve kalp hastalıkları riskini artırabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Tüm şekerleri kesmek doğru değil</h2>

<p>Uzmanlara göre şeker detoksu adı altında meyve, süt ve tam tahıllar gibi besinlerin de diyetten çıkarılması doğru bir yaklaşım değil. Bu tür besinler vücut için gerekli lif, vitamin ve mineralleri sağlıyor. Araştırmalar da düzenli meyve tüketiminin tip 2 diyabet riskini azaltabildiğini gösteriyor. Şekeri tamamen bırakmak amacıyla karbonhidrat tüketimini ciddi şekilde azaltan kişilerde ilk etapta görülen hızlı kilo kaybının ise büyük ölçüde su kaybından kaynaklandığı, bunun doğrudan yağ kaybı anlamına gelmediği belirtiliyor.</p>

<h2>Serbest şekeri azaltmak sağlık için daha faydalı</h2>

<p>Uzmanlar, sağlıklı beslenme için tüm şekerleri değil, özellikle serbest şeker içeren gıdaları azaltmayı öneriyor. Şekerli içecekler, paketli tatlılar, bisküviler ve pastalar yerine meyve, kuruyemiş ve lif açısından zengin besinlerin tercih edilmesi hem daha uzun süre tokluk sağlıyor hem de genel sağlık üzerinde olumlu etki oluşturuyor. Ayrıca katı beslenme kurallarının uzun vadede sürdürülebilir olmadığına dikkat çeken uzmanlar, aşırı kısıtlamaların zamanla sağlıksız yeme alışkanlıklarına yol açabileceğini ifade ediyor.</p>

<h2>Uzmanlardan öneri: Dengeli beslenmeye odaklanın</h2>

<p>Uzmanlar, sağlıklı bir yaşam için şekeri tamamen yasaklamak yerine dengeli beslenmenin benimsenmesini tavsiye ediyor. Meyve, sebze, tam tahıllar ve süt ürünleri gibi besinlerin tüketilmeye devam edilmesi, buna karşılık serbest şeker oranı yüksek yiyecek ve içeceklerin sınırlandırılması en doğru yaklaşım olarak gösteriliyor. Böylece hem vücudun ihtiyaç duyduğu besin öğeleri korunuyor hem de şeker tüketimine bağlı sağlık riskleri azaltılabiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/seker-detoksu-modasi-buyuyor-her-seker-dusmaniniz-degil</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 17:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/seker-2.png" type="image/jpeg" length="35049"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak havalarda kahve tüketenler dikkat! Uzmanlardan önemli uyarı]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/sicak-havalarda-kahve-tuketenler-dikkat-uzmanlardan-onemli-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/sicak-havalarda-kahve-tuketenler-dikkat-uzmanlardan-onemli-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında buzlu kahve tüketiminin artmasıyla birlikte uzmanlar, kahvenin suyun yerini tutmadığı konusunda uyarıyor. Uzman Diyetisyen Büşra Nur Güngör, sıcak havalarda her fincan kahvenin yanında bir bardak su içilmesini önerirken, aşırı kafein tüketiminin sıvı kaybını artırabileceğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sıcaklarının etkisini artırdığı günlerde buzlu kahve tüketimi de yükselirken uzmanlardan önemli bir uyarı geldi. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Uzman Diyetisyeni Büşra Nur Güngör, kahvenin su yerine geçmediğini, aksine aşırı tüketildiğinde vücudun daha fazla sıvı kaybetmesine neden olabileceğini belirtti.</p>

<p>Kahvenin diüretik, yani idrar söktürücü özelliği bulunduğunu ifade eden Güngör, özellikle sıcak havalarda sıvı kaybının önüne geçebilmek için kahve tüketiminin su ile dengelenmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Güngör, "Kahve içtiğimizde sıvı alıyoruz ancak bu, vücudun ihtiyaç duyduğu suyun yerine geçmiyor. Sıcak havalarda terle kaybettiğimiz sıvıyı kahveyle geri kazanamıyoruz. Bu nedenle her bardak kahvenin yanında bir bardak su tüketilmesini öneriyoruz" dedi.</p>

<h2>Günlük kafein sınırı ne kadar olmalı?</h2>

<p>Günlük kafein tüketiminde önerilen üst sınırın 400 miligram olduğunu belirten Güngör, bunun yaklaşık 3-4 fincan kahveye denk geldiğini ifade etti. Büyük boy kahvelerde ise günlük tüketimin iki bardağı geçmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<h2>Bazı gruplar daha dikkatli olmalı</h2>

<p>Özellikle ileri yaştaki bireyler ve bazı kronik rahatsızlıkları bulunan kişilerin kafein tüketiminde daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Güngör, böbrek hastaları, kalp yetmezliği bulunanlar, tansiyon hastaları, kemik erimesi yaşayanlar ve gebeler için günlük kafein sınırının 200 miligramı aşmaması gerektiğini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gebelerde kafeinin vücuttan atılma süresinin uzadığını belirten Güngör, "Bir yetişkinde kafein ortalama 4-5 saatte vücuttan atılırken, gebelerde bu süre 15 saate kadar çıkabiliyor. Ayrıca kafein bebeğe de geçiyor ve bebeğin vücudu bunu işleyemiyor. Bu nedenle tüketimin daha sınırlı olması gerekiyor" diye konuştu.</p>

<h2>Güneş çarpmasına karşı bu önlemleri alın</h2>

<p>Sıcak havalarda vücudun terleme yoluyla hem su hem de mineral kaybettiğini ifade eden Güngör, yeterli su tüketilmediğinde güneş çarpması riskinin arttığını söyledi.</p>

<p>Güngör, güneş çarpmasından korunmak için özellikle saat 11.00 ile 16.00 arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmamasını, güneş koruyucu ürünler kullanılmasını, şapka ve güneş gözlüğü takılmasını ve açık renkli, pamuklu kıyafetlerin tercih edilmesini önerdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/sicak-havalarda-kahve-tuketenler-dikkat-uzmanlardan-onemli-uyari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 16:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/soguk-kahve.png" type="image/jpeg" length="62161"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yüksek protein ve yüksek lifli beslenme sağlıklı mı: Uzmanlardan dikkat çeken 5 öneri]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yuksek-protein-ve-yuksek-lifli-beslenme-saglikli-mi-uzmanlardan-dikkat-ceken-5-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/yuksek-protein-ve-yuksek-lifli-beslenme-saglikli-mi-uzmanlardan-dikkat-ceken-5-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemde sosyal medyada popüler hale gelen yüksek protein ve yüksek lifli beslenme modeli, kas sağlığından bağırsak sistemine kadar birçok fayda vadediyor. Ancak uzmanlar, bu beslenme biçiminin bilinçsiz uygulanmasının bazı sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyada hızla yayılan "yüksek protein" ve "fibermaxxing" (maksimum lif tüketimi) akımı, sağlıklı yaşamı benimseyenlerin en çok konuştuğu beslenme trendleri arasında yer alıyor. Uzmanlara göre protein ve lif bakımından zengin bir beslenme düzeni kas gelişimi, bağırsak sağlığı ve kilo kontrolü açısından önemli avantajlar sunuyor. Ancak bu besinlerin bilinçsiz şekilde artırılması beklenen faydayı sağlamayabiliyor. Beslenme uzmanları, protein ve lif tüketiminin kişinin yaşına, kilosuna ve yaşam tarzına göre planlanması gerektiğini vurguluyor.</p>

<h2>Yüksek protein ve yüksek lifli beslenme ne anlama geliyor?</h2>

<p>Uzmanlara göre yetişkin bireylerin günlük protein ihtiyacı kilogram başına ortalama 0,75 gram olarak hesaplanıyor. Ancak düzenli spor yapanlar veya ileri yaş grubundaki bireylerde bu miktar kilogram başına 1 ila 2 grama kadar çıkabiliyor. Lif tüketiminde ise yetişkinler için önerilen günlük miktar en az 30 gram. Araştırmalar, birçok kişinin bu hedefin oldukça altında kaldığını gösteriyor. Protein kas dokusunun korunmasına ve tokluk hissinin artmasına katkı sağlarken, lif ise bağırsak hareketlerini düzenliyor, kolesterolün düşürülmesine yardımcı oluyor ve Tip 2 diyabet riskini azaltabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanlardan 5 önemli öneri</h2>

<p>Günlük protein ve lif tüketiminizi hesaplayın, beslenme düzenini değiştirmeden önce gün içinde ne kadar protein ve lif tüketildiğinin belirlenmesi öneriliyor. Uzmanlar, birçok kişinin zaten yeterli miktarda protein aldığını ancak lif tüketiminde ciddi eksiklik yaşadığını belirtiyor. Bu nedenle önceliğin lif alımını artırmak olması gerektiği ifade ediliyor. Ayrıca hem proteinin hem de lifin tek öğünde değil, gün içine dengeli şekilde dağıtılması tavsiye ediliyor.</p>

<h2>Bitkisel protein kaynaklarını tercih edin</h2>

<p>Protein alımını artırırken yalnızca et ve süt ürünlerine yönelmek yerine bitkisel kaynakların da beslenmeye eklenmesi öneriliyor. Mercimek, nohut, kuru fasulye, bezelye, kuruyemişler ve tohumlar hem kaliteli protein hem de yüksek lif içeriyor. Uzmanlar, özellikle kırmızı etin bir bölümünü baklagillerle değiştirmenin hem bağırsak sağlığı hem de besin çeşitliliği açısından önemli avantaj sağladığını belirtiyor.</p>

<h2>Beslenmede çeşitlilik önemli</h2>

<p>Tek tip beslenmek yerine farklı sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, süt ürünleri, balık ve kuruyemişlerin birlikte tüketilmesi öneriliyor. Farklı lif kaynakları bağırsak mikrobiyotasını desteklerken, farklı protein kaynakları da vücudun ihtiyaç duyduğu aminoasit ve vitaminlerin daha dengeli alınmasına katkı sağlıyor.</p>

<h2>Ani değişikliklerden kaçının</h2>

<p>Uzmanlar, protein ve lif tüketiminin bir anda artırılmasının sindirim sistemi sorunlarına neden olabileceğine dikkat çekiyor. Lif tüketiminin hızlı şekilde artırılması şişkinlik ve gaz şikayetlerine yol açabilirken, aşırı protein tüketimi karbonhidrat alımını azaltarak enerji düşüklüğüne neden olabiliyor. Bu nedenle beslenme değişikliklerinin küçük adımlarla yapılması ve lif tüketimi artırılırken su tüketiminin de yükseltilmesi tavsiye ediliyor.</p>

<h2>İşlenmiş ürünler yerine doğal besinleri tercih edin</h2>

<p>Protein barları, proteinli atıştırmalıklar veya lif takviyeleri yerine doğal besinlerin tercih edilmesi öneriliyor. Yumurta, yoğurt, yulaf, tam tahıllar, sebzeler, meyveler, baklagiller ve kuruyemişler hem protein hem de lif açısından zengin içerikleriyle daha dengeli bir beslenme sunuyor. Uzmanlara göre takviye ürünleri yalnızca ihtiyaç halinde destek amaçlı kullanılmalı, günlük beslenmenin temelini ise doğal ve mümkün olduğunca az işlenmiş gıdalar oluşturmalı.</p>

<h2>Dengeli beslenme uzun vadede daha fazla fayda sağlıyor</h2>

<p>Uzmanlar, yüksek protein ve yüksek lifli beslenmenin doğru planlandığında kas sağlığını desteklediğini, bağırsak sistemini güçlendirdiğini ve uzun süre tok kalmaya yardımcı olduğunu belirtiyor. Ancak en önemli noktanın tek bir besine odaklanmak yerine protein, lif, sağlıklı yağlar ve karbonhidratları dengeli şekilde içeren sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturmak olduğu vurgulanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yuksek-protein-ve-yuksek-lifli-beslenme-saglikli-mi-uzmanlardan-dikkat-ceken-5-oneri</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/protein-lif-yiyecek.png" type="image/jpeg" length="10842"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Saçınızı doğru fırçalıyor musunuz?]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/sacinizi-dogru-fircaliyor-musunuz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/sacinizi-dogru-fircaliyor-musunuz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Saçınızı her gün 100 kez fırçalamak gerçekten faydalı mı? Uzmanlara göre bu yaygın inanışın bilimsel bir dayanağı bulunmuyor. Saç tipine uygun doğru fırçalama yöntemi ise kırılmaları azaltırken saçın daha sağlıklı görünmesine katkı sağlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Saç bakımında yıllardır doğru kabul edilen birçok alışkanlık, bilimsel araştırmalarla yeniden değerlendiriliyor. Bunların başında ise "saçı her gün 100 kez fırçalamak" inanışı geliyor. Uzmanlara göre bu yöntem saçın daha hızlı uzamasını sağlamadığı gibi, yanlış uygulandığında kırılmalara ve yıpranmaya da neden olabiliyor. Saç bakım uzmanları ve bilim insanları, sağlıklı saçların sırrının sık fırçalamakta değil, saç tipine uygun ve nazik bakım uygulamalarında olduğunu belirtiyor.</p>

<h2>Saçı sık fırçalamak uzatır mı?</h2>

<p>Uzun yıllardır doğru kabul edilen "saç ne kadar çok fırçalanırsa o kadar hızlı uzar" düşüncesinin bilimsel olarak doğru olmadığı ifade ediliyor. Araştırmalara göre saçın uzama hızı saç köklerinin biyolojik yapısıyla ilgili olup, fırçalama bu süreci hızlandırmıyor. Aksine sert ve sık fırçalama, saç tellerinde mikro çatlaklar oluşturarak kırılmaları artırabiliyor. Uzmanlar, özellikle saç uçlarında meydana gelen hasarın zamanla daha belirgin hale geldiğini ve aşırı kuvvet uygulanmasının saçın dayanıklılığını azalttığını belirtiyor.</p>

<h2>Doğru fırçalama saç sağlığını destekliyor</h2>

<p>Her ne kadar aşırı fırçalama önerilmese de, düzenli ve doğru teknikle yapılan fırçalamanın önemli faydaları bulunuyor.</p>

<p>Nazik şekilde yapılan fırçalama sayesinde;</p>

<ul>
 <li>
 <p>Saç derisindeki doğal yağlar saç tellerine daha dengeli dağılıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kopmuş saç telleri ve ölü deri temizleniyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Büyük düğümlerin oluşması önleniyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Saçın daha parlak ve düzenli görünmesi sağlanıyor.</p>
 </li>
</ul>

<p>Uzmanlara göre asıl önemli olan fırçalama sayısından çok, saça uygulanan baskının azaltılması.</p>

<h2>Saç tipine göre fırçalama nasıl olmalı?</h2>

<p>Saç bakımında tek bir doğru yöntem bulunmuyor. Uzmanlar, saç tipine göre farklı uygulamalar öneriyor.</p>

<ul>
 <li>
 <p>Düz ve dalgalı saçlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Düz ve hafif dalgalı saçlara sahip kişilerin saçlarını haftada birkaç kez, ihtiyaç halinde ise günde bir veya iki kez nazik şekilde fırçalaması öneriliyor. Ancak ıslak saçın daha hassas olduğu belirtiliyor. Bu nedenle özellikle ince telli saçlarda duş sonrası sert fırçalamadan kaçınılması tavsiye ediliyor.</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kıvırcık ve afro dokulu saçlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Kıvırcık saçlarda ise yöntem tamamen değişiyor. Uzmanlar, bu saç tiplerinin kuru halde fırçalanmasının kırılmalara yol açabileceğini belirtiyor. Bunun yerine saçın duş sırasında, saç kremi veya düğüm açıcı ürünler yardımıyla taranması öneriliyor. Bu yöntem hem saçın nemini koruyor hem de kopmaları önemli ölçüde azaltıyor.</p>

<h2>Yanlış fırça seçimi de saça zarar verebilir</h2>

<p>Uzmanlar, kullanılan fırçanın da saç sağlığı üzerinde büyük etkisi bulunduğunu vurguluyor. Saç tipine uygun olmayan sert kıllı fırçalar saç tellerinde gerilimi artırabiliyor. Özellikle düğümleri zorlayarak açmaya çalışmak, saç uçlarında kırık oluşumunu hızlandırabiliyor. Bu nedenle saç tipine uygun fırça kullanılması ve düğümlerin uçlardan başlayarak yavaş yavaş açılması tavsiye ediliyor.</p>

<h2>Uzmanlardan ortak uyarı: Önemli olan nazik davranmak</h2>

<p>Bilim insanları, saç bakımında en büyük zararın çoğu zaman boya, kimyasal işlemler ve yüksek ısıyla şekillendirme uygulamalarından kaynaklandığını belirtiyor. Fırçalamanın oluşturduğu hasarın bunlara kıyasla daha düşük seviyede olduğu ifade edilirken, yanlış tekniklerle yapılan sert fırçalamanın da zaman içinde saçın yıpranmasına katkıda bulunabileceği vurgulanıyor. Uzmanlara göre sağlıklı saçlar için en önemli kural; saç tipine uygun ürünler kullanmak, gereksiz kuvvet uygulamamak ve bakım sırasında saça mümkün olduğunca nazik davranmak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/sacinizi-dogru-fircaliyor-musunuz</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 15:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/sac-tarama.png" type="image/jpeg" length="93657"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim insanlarından obeziteye umut veren keşif: Yağ depolanmasını durduran protein keşfedildi!]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-insanlarindan-obeziteye-umut-veren-kesif-yag-depolanmasini-durduran-protein-kesfedildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-insanlarindan-obeziteye-umut-veren-kesif-yag-depolanmasini-durduran-protein-kesfedildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İsrail'deki Weizmann Bilim Enstitüsü'nün yürüttüğü araştırma, "MTCH2 (Mitch)" proteininin devre dışı bırakılmasının insan hücrelerinde yağ yakımını artırırken yeni yağ hücrelerinin oluşumunu da baskıladığını ortaya koydu. Bilim insanları, bulguların obezite tedavisinde ve kilo verme ilaçlarına bağlı kas kaybını azaltacak yeni yöntemlerin geliştirilmesine ışık tutabileceğini, ancak çalışmanın henüz klinik tedavi aşamasına ulaşmadığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İsrail'deki Weizmann Bilim Enstitüsü araştırmacılarının EMBO Journal dergisinde yayımlanan çalışması, "MTCH2" (Mitch) adı verilen proteinin vücudun enerji kullanımı ve yağ depolama sürecinde kritik rol oynadığını ortaya koydu. Araştırmaya göre bu proteinin devre dışı bırakılması, hücrelerin daha fazla yağ yakmasını sağlarken yeni yağ hücrelerinin oluşumunu da önemli ölçüde azaltıyor.</p>

<h2>Fare deneylerinde dikkat çeken sonuç</h2>

<p>Araştırmacılar, daha önce fareler üzerinde yaptıkları deneylerde "Mitch" proteini bulunmayan hayvanların daha dayanıklı hale geldiğini, daha fazla kas lifi geliştirdiğini ve obeziteye karşı belirgin direnç gösterdiğini tespit etti.</p>

<p>Bu bulgunun nedenini araştıran ekip, hücrelerin enerji üretim merkezi olan mitokondrilere odaklandı. İncelemeler, "Mitch" proteininin mitokondrilerin çalışma düzenini kontrol ederek hücrelerin enerji üretim biçimini belirlediğini gösterdi.</p>

<p>Araştırmacılar daha sonra aynı mekanizmanın insan hücrelerinde de geçerli olup olmadığını incelemek için genetik mühendisliği yöntemleriyle "Mitch" proteinini insan hücrelerinden çıkardı.</p>

<h2>Hücreler daha fazla enerji tüketmeye başladı</h2>

<p>Araştırmada, protein devre dışı bırakıldığında hücrelerin enerji üretiminin verimsiz hale geldiği ve bu açığı kapatabilmek için daha fazla yağ, karbonhidrat ve aminoasit tüketmeye başladığı görüldü.</p>

<p>Araştırmanın başyazarı Weizmann Bilim Enstitüsü doktora öğrencisi Sabita Chourasia, "Mitch'i sildikten sonra insan hücrelerinde metabolizmaya katılan 100'den fazla maddeyi düzenli olarak inceledik. Hücrelerin oksijen kullanarak karbonhidrat ve yağlardan enerji üretme sürecinin hızlandığını gördük. Bu da farelerde gözlemlediğimiz dayanıklılık artışını açıklıyor." dedi.</p>

<p>Araştırmanın kıdemli yazarı Prof. Dr. Atan Gross ise "Mitch'i sildiğimizde hücre zarındaki yağ miktarında ciddi bir azalma gördük. Aynı zamanda enerji üretiminde kullanılan yağ bileşikleri arttı. Böylece bu proteinin insan hücrelerinde yağın depolanıp depolanmayacağını ya da yakıt olarak kullanılıp kullanılmayacağını belirlediğini göstermiş olduk." ifadelerini kullandı.</p>

<h2>Yeni yağ hücrelerinin oluşumu baskılandı</h2>

<p>Araştırma ekibi, "Mitch" proteininin yalnızca yağ yakımını artırmadığını, aynı zamanda yeni yağ hücrelerinin oluşumunu da zorlaştırdığını belirledi.</p>

<p>Bilim insanları, proteinin çıkarıldığı öncü hücrelerin olgun yağ hücrelerine dönüşmekte zorlandığını tespit etti. Araştırmacılara göre bunun nedeni, hücrelerin yeni yağ üretimi ve büyümesi için gerekli enerjiye yeterince sahip olmaması.</p>

<p>Gross, "Mitch'i öncü hücrelerden çıkardığımızda yeni yağ sentezi için uygun bir ortam oluşmadığını gördük. Hücreler büyüyemediği ve farklılaşamadığı için yeni yağ hücrelerinin oluşumu ile yağ birikimi belirgin şekilde azaldı." değerlendirmesinde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Bulgular umut veriyor, ancak tedavi için erken</h2>

<p>Araştırmacılar, çalışmanın henüz yalnızca insan hücreleri üzerinde gerçekleştirildiğini ve doğrudan bir tedavi anlamına gelmediğini vurguladı. Ancak bulguların, gelecekte obezite tedavileri ile kilo verme ilaçlarının neden olduğu kas kaybını azaltabilecek yeni yaklaşımların geliştirilmesine katkı sağlayabileceği ifade edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-insanlarindan-obeziteye-umut-veren-kesif-yag-depolanmasini-durduran-protein-kesfedildi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/obezite-10.png" type="image/jpeg" length="92496"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avrupa sağlık kurumlarından uyarı: Hazır erişteler salmonella salgınıyla bağlantılı]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/avrupa-saglik-kurumlarindan-uyari-hazir-eristeler-salmonella-salginiyla-baglantili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/avrupa-saglik-kurumlarindan-uyari-hazir-eristeler-salmonella-salginiyla-baglantili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avrupa'da 14 ülkede görülen salmonella salgınıyla ilgili yürütülen incelemelerde, aromalı hazır erişte ürünleri en güçlü şüpheli olarak öne çıktı. Salgından en az 106 kişi etkilenirken, 49 kişi hastaneye kaldırıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) ile Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC), 14 Avrupa ülkesinde görülen salmonella salgınına ilişkin ortak değerlendirmelerini yayımladı. Kurumlar, elde edilen bulguların aromalı hazır erişte ürünlerinin salgının en olası kaynağına işaret ettiğini açıkladı. Yetkililer, doğrulanan vakaların büyük bölümünü çocuklar ve genç yetişkinlerin oluşturduğunu belirtti.</p>

<h2>Salgından 106 kişi etkilendi</h2>

<p>Ortak açıklamaya göre, şimdiye kadar en az 106 salmonella vakası doğrulandı. Salgın nedeniyle 49 kişinin hastanede tedavi altına alındığı bildirildi. Yetkililer, vakaların büyük kısmının aynı marka aromalı hazır erişte ürünlerini tüketen kişilerde görüldüğünü ifade etti. Salmonella vakaları Avusturya, İngiltere, Çekya, Danimarka, Estonya, Fransa, Almanya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Hollanda, Norveç, Polonya ve İsveç'te tespit edildi. Salgının çok sayıda ülkeye yayılması nedeniyle soruşturmanın uluslararası düzeyde sürdürüldüğü belirtildi.</p>

<h2>Aynı marka ürünlerle bağlantı tespit edildi</h2>

<p>Epidemiyolojik incelemelerde özellikle Danimarka, Estonya, Almanya, Letonya ve Litvanya'daki vakaların aynı markaya ait aromalı hazır eriştelerle bağlantılı olduğu belirlendi. Yetkililer, soruşturmanın devam etmesi nedeniyle markanın adını kamuoyuyla paylaşmadı. Açıklamada, vakaların özellikle <strong>Salmonella Stanley</strong> bakterisiyle ilişkili olduğu ve bazı ürünlerin Ukrayna'daki bir üreticiyle bağlantılı olduğunun tespit edildiği ifade edildi. İlgili ürünlere yönelik incelemelerin sürdüğü kaydedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Ürünler piyasadan çekildi</h2>

<p>Salgınla bağlantılı olduğu değerlendirilen ürünler için çeşitli Avrupa ülkelerinde geri çağırma ve toplatma kararları uygulandı. Yetkililer, bu adımların yeni enfeksiyonların önüne geçilmesinde önemli rol oynadığını belirtti. Hazır erişte üreticisi Reeva Foods ise Baltık ülkelerine gönderilen belirli bir parti üründe Salmonella Stanley tespit edildiği iddialarının ardından şirket içinde soruşturma başlatıldığını açıkladı. Firma, ilgili ürünlerin piyasadan çekildiğini, bağımsız laboratuvar analizleri ile ek güvenlik önlemlerinin devreye alındığını ve yetkili kurumlarla iş birliği içinde çalıştıklarını duyurdu.</p>

<h2>Salmonella belirtileri neler?</h2>

<p>Uzmanlara göre salmonella enfeksiyonunun en yaygın belirtileri ishal, ateş, karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma olarak sıralanıyor. Belirtiler genellikle birkaç gün içinde ortaya çıkarken, hastaların büyük bölümü yaklaşık bir hafta içerisinde iyileşiyor. Bununla birlikte enfeksiyon; küçük çocuklar, yaşlı bireyler ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde daha ağır seyredebiliyor. Sağlık otoriteleri, şüpheli belirtiler görülen kişilerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>euronews</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/avrupa-saglik-kurumlarindan-uyari-hazir-eristeler-salmonella-salginiyla-baglantili</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 16:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/hazir-eriste.png" type="image/jpeg" length="97823"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Araştırma: İş hayatında daha mutlu hissetmek için her saat beş dakika yürüyün]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-is-hayatinda-daha-mutlu-hissetmek-icin-her-saat-bes-dakika-yuruyun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-is-hayatinda-daha-mutlu-hissetmek-icin-her-saat-bes-dakika-yuruyun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, çalışma saatleri boyunca her saat başı verilen beş dakikalık yürüyüş molalarının ruh halini iyileştirdiğini, yorgunluğu azalttığını ve iş verimliliğini artırabildiğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ofis çalışanlarının günün büyük bölümünü masa başında geçirmesi, yalnızca fiziksel sağlık üzerinde değil, zihinsel performans üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabiliyor. Uzun süre hareketsiz kalmanın kalp hastalıkları, Tip 2 diyabet ve obezite gibi sağlık sorunlarının riskini artırdığı bilinirken, yeni bir araştırma kısa yürüyüş molalarının çalışanların iyi oluş hali ve verimliliği üzerinde önemli faydalar sağlayabileceğini gösterdi. Araştırmaya göre, her saat başı yapılacak beş dakikalık yürüyüşler, iş akışını bozmadan dikkat seviyesini yükseltiyor ve çalışanların kendilerini daha iyi hissetmesine yardımcı oluyor.</p>

<h2>Beş dakikalık yürüyüşler verimliliği artırabiliyor</h2>

<p>British Journal of Sports Medicine'nde yayımlanan ve Columbia University tarafından yürütülen araştırmada, farklı yürüyüş aralıklarının çalışanlar üzerindeki etkileri incelendi. Araştırmacılar, her saat başı verilen beş dakikalık yürüyüş molalarının hem uygulanabilir hem de en etkili yöntem olduğunu belirledi. Bu uygulamanın ruh halini olumlu yönde etkilediği, yorgunluğu azalttığı ve dikkat süresini artırdığı tespit edildi. Araştırmanın başyazarı Keith Diaz, yetişkinlerin uyanık oldukları sürenin büyük bölümünü hareketsiz geçirdiğine dikkat çekerek, "Daha az oturun, daha çok hareket edin" tavsiyesinin yanında bunun nasıl uygulanacağının da önemli olduğunu vurguladı. Diaz, her saat başı yapılacak kısa yürüyüşlerin çalışanlar tarafından da gerçekçi ve sürdürülebilir bulunduğunu ifade etti.</p>

<h2>Binlerce ofis çalışanının verileri incelendi</h2>

<p>Araştırma kapsamında ABD'de çalışan 11 binden fazla kişi değerlendirildi. Katılımcıların büyük kısmı ofis ortamında görev yapıyor ve günde sekiz ila dokuz saat arasında çalışıyordu. İlk hafta boyunca çalışanlar normal iş düzenlerini sürdürürken ruh halleri, yorgunluk seviyeleri ve iş performanslarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Takip eden iki haftada ise katılımcılardan çalışma saatleri içerisinde belirli aralıklarla beş dakikalık yürüyüş molaları vermeleri istendi. Araştırmacılar, farklı mola sürelerinin çalışanların dikkat, enerji ve üretkenlik düzeyleri üzerindeki etkilerini karşılaştırdı. Elde edilen sonuçlar, en dengeli faydanın saatte bir verilen kısa yürüyüşlerle sağlandığını ortaya koydu.</p>

<h2>Çok sık mola iş akışını olumsuz etkileyebiliyor</h2>

<p>Araştırmada her yarım saatte bir yapılan yürüyüşlerin de ruh halini olumlu etkilediği görüldü. Ancak araştırmacılar, bu sıklığın iş akışını gereğinden fazla böldüğünü ve çalışanların görevlerine odaklanmasını zorlaştırabileceğini belirtti. Buna karşılık iki saatte bir yapılan yürüyüşlerin ise hiç hareket etmemeye göre daha faydalı olduğu ancak etkisinin daha sınırlı kaldığı ifade edildi. Uzmanlara göre en uygun denge, her saat başında kısa süreli hareket molaları vermek olarak öne çıkıyor. Bu yöntem hem iş akışını kesintiye uğratmıyor hem de çalışanların gün boyunca daha enerjik ve odaklanmış hissetmesini sağlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Hareket molaları zihinsel performansı da destekliyor</h2>

<p>Araştırmacılar, kısa yürüyüşlerin yalnızca fiziksel sağlık için değil, bilişsel performans açısından da önemli katkılar sunduğunu belirtiyor. Düzenli hareketin dikkat süresi, hafıza ve karar verme gibi yürütücü işlevleri desteklediği ifade ediliyor. Aynı zamanda çalışanların stres seviyesini azaltarak kendilerini daha dinç ve motive hissetmelerine yardımcı olduğu vurgulanıyor. Uzmanlar, bu molaların mutlaka işten tamamen uzaklaşmayı gerektirmediğini de belirtiyor. Telefon görüşmelerini yürüyerek yapmak, ofis içinde kısa turlar atmak veya yürüyüş toplantıları düzenlemek günlük hareket miktarını artırmanın pratik yolları arasında gösteriliyor.</p>

<h2>Uzmanlardan uzun vadeli araştırma çağrısı</h2>

<p>Araştırmayı değerlendiren uzmanlar, elde edilen bulguların umut verici olduğunu ancak daha uzun süreli çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. Araştırmanın büyük ölçüde katılımcıların kendi beyanlarına dayandığı ve kısa süreli gözlemleri kapsadığı ifade ediliyor. Bu nedenle özellikle kalp sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkilerin daha ayrıntılı incelenmesi gerektiği vurgulanıyor. Buna rağmen uzmanlar, gün içinde düzenli hareket etmenin genel sağlık açısından önemli faydalar sunduğu konusunda görüş birliği içinde. Çalışma, kısa yürüyüş molalarının hem çalışanların iyi oluş halini hem de iş performansını destekleyebilecek basit ve düşük maliyetli bir yöntem olabileceğine işaret ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>euronews</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-is-hayatinda-daha-mutlu-hissetmek-icin-her-saat-bes-dakika-yuruyun</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/is-hayati.png" type="image/jpeg" length="49430"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Araştırma: 50 yaş altı kuşaklar önceki nesillere göre daha hızlı yaşlanıyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-50-yas-alti-kusaklar-onceki-nesillere-gore-daha-hizli-yaslaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-50-yas-alti-kusaklar-onceki-nesillere-gore-daha-hizli-yaslaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, 50 yaş altındaki bireylerin önceki kuşaklara kıyasla biyolojik olarak daha hızlı yaşlandığını ortaya koydu. Uzmanlar, bu durumun genç yaşta görülen kanser vakalarındaki artışla bağlantılı olabileceğini değerlendiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nature Medicine'nde yayımlanan yeni bir araştırma, biyolojik yaşlanmanın genç kuşaklarda önceki nesillere göre daha hızlı gerçekleştiğine işaret etti. Araştırmaya göre, 1965-1974 yılları arasında doğan bireyler, biyolojik yaş göstergeleri bakımından 1950-1954 doğumlulara göre daha ileri seviyede bulunuyor. Benzer şekilde, 1990-1999 yılları arasında doğan katılımcıların da biyolojik yaşlanma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlendi. Uzmanlar, bu durumun son yıllarda artan erken yaş kanser vakalarıyla ilişkili olabileceğini değerlendiriyor.</p>

<h2>Biyolojik yaşlanma genç kuşaklarda hızlandı</h2>

<p>Araştırmada, biyolojik yaşın yalnızca takvim yaşını değil, hücresel ve moleküler düzeyde vücutta meydana gelen yıpranmayı da yansıttığı belirtildi. Elde edilen bulgular, genç kuşakların biyolojik açıdan daha hızlı yaşlandığını ortaya koydu. Araştırmacılar, bu değişimin uzun vadede çeşitli kronik hastalıkların görülme riskini artırabileceğini ifade ediyor. Ancak çalışmada biyolojik yaşlanmanın hastalıklara doğrudan neden olduğu yönünde kesin bir sonuca ulaşılmadığı vurgulanıyor. Araştırmanın ortak yazarlarından Yin Cao, bazı genç yetişkinlerin biyolojik değişimleri beklenenden daha erken yaşadığını ve bunun gençlerde görülen kanser artışıyla bağlantılı olabileceğini belirtti. Uzmanlara göre bu ilişkiyi doğrulamak için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<h2>Erken yaşta kanser vakaları artıyor</h2>

<p>Son yıllarda dünya genelinde 50 yaş altındaki bireylerde kanser tanılarında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Verilere göre, 1990 yılından bu yana bu yaş grubundaki yeni kanser vakalarının sayısı küresel ölçekte yüzde 79 yükseldi. Ayrıca çocukluk ve ergenlik çağı kanserlerinde de artış eğilimi devam ediyor. Bu gelişmeler, bilim dünyasında erken yaşta görülen kanserlerin nedenlerine ilişkin araştırmaları hızlandırmış durumda. Uzmanlar, bu artışın tek bir nedene bağlanamayacağını belirtiyor. Daha önce yapılan çalışmalarda aşırı işlenmiş gıdalar, obezite, alkol tüketimi, sigara kullanımı ve mikroplastiklere maruz kalma gibi faktörlerin risk oluşturabileceği ifade edilmişti. Ancak biyolojik yaşlanmanın da bu tabloya katkı sağlayabilecek önemli etkenlerden biri olabileceği değerlendiriliyor.</p>

<h2>Çevresel faktörler ve yaşam tarzı etkili olabilir</h2>

<p>Araştırmacılar, biyolojik yaşlanmanın yalnızca genetik faktörlerle açıklanamayacağını, çevresel koşullar ve yaşam tarzının da önemli rol oynayabileceğini belirtiyor. Beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi, stres, uyku düzeni ve çevresel maruziyetlerin hücresel yaşlanmayı etkileyebileceği ifade ediliyor. Bu nedenle bireysel yaşam tarzı seçimlerinin uzun vadeli sağlık üzerinde belirleyici olduğu vurgulanıyor. Uzmanlar, genç yaşta görülen biyolojik değişimlerin yalnızca kanser değil, kalp-damar hastalıkları ve diğer kronik rahatsızlıklarla da ilişkili olabileceğini değerlendiriyor. Ancak bu bağlantının net şekilde ortaya konulabilmesi için farklı toplumları kapsayan geniş ölçekli araştırmaların yapılması gerektiği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Bilim insanları daha fazla araştırma çağrısı yaptı</h2>

<p>Araştırmaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, biyolojik yaş göstergelerinin sağlık üzerindeki etkilerinin daha ayrıntılı incelenmesi gerektiğini ifade etti. Bu ölçümlerin kanser gelişimini doğrudan mı yansıttığı, yoksa altta yatan ortak faktörlerin bir sonucu mu olduğu henüz kesinlik kazanmış değil. Bilim insanları, gelecekte yapılacak çalışmaların bu sorulara daha net yanıt verebileceğini belirtiyor. Araştırmacılar ayrıca biyolojik yaş ölçümlerinin, toplumların sağlık durumundaki değişimleri takip etmek için önemli bir araç haline gelebileceğini değerlendiriyor. Genç kuşaklarda görülen değişimlerin nedenlerinin anlaşılması, hem kanser hem de diğer kronik hastalıkların önlenmesine yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Bu nedenle biyolojik yaşlanma, tıp dünyasının üzerinde durduğu en önemli araştırma alanlarından biri olmayı sürdürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>euronews</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-50-yas-alti-kusaklar-onceki-nesillere-gore-daha-hizli-yaslaniyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 15:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/kadin-4.png" type="image/jpeg" length="21723"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni araştırma: İki yaş altındaki çocuklar ekranla tanıştırılmamalı]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-iki-yas-altindaki-cocuklar-ekranla-tanistirilmamali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-iki-yas-altindaki-cocuklar-ekranla-tanistirilmamali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, yaşamın ilk iki yılında ekran kullanımının çocukların gelişimi üzerinde uzun vadeli olumsuz etkiler oluşturabileceğini ortaya koydu. Uzmanlar, iki yaşın altındaki çocuklar için düzenli ekran kullanımının tamamen önlenmesi gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşamın ilk iki yılına ilişkin yayımlanan yeni bir araştırma, televizyon, tablet ve cep telefonu gibi dijital ekranlara erken yaşta maruz kalmanın çocukların fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimini olumsuz etkileyebileceğini ortaya koydu. Araştırmacılar, bu dönemin beyin gelişimi açısından kritik olduğuna dikkat çekerek, iki yaş altındaki çocuklar için bilinçli ve düzenli ekran kullanımının önerilmemesi gerektiğini belirtti. Çalışma, erken ekran maruziyetinin yalnızca çocukluk dönemini değil, yaşam kalitesini de uzun vadede etkileyebileceğini ortaya koyuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Erken ekran maruziyeti gelişimi olumsuz etkileyebilir</h2>

<p>Araştırmada, ekran başında geçirilen sürenin çocukların bakım verenleriyle kurduğu etkileşimi azalttığı ve sosyal gelişim üzerinde olumsuz sonuçlar doğurduğu ifade edildi. Uzmanlar, ekran kullanımının dil gelişimini yavaşlatabileceğini ve çocuklarda aşırı uyarılmaya neden olabileceğini belirtiyor. Özellikle yaşamın ilk iki yılında yüz yüze iletişim ve oyun temelli öğrenmenin büyük önem taşıdığı vurgulanıyor. Bu nedenle dijital cihazların çocuk gelişiminde yerini alamayacağı ifade ediliyor. Araştırmacılar, ilk iki yılın fiziksel ve ruhsal gelişimin temellerinin atıldığı dönem olduğuna dikkat çekiyor. Bu süreçte edinilen alışkanlıkların ilerleyen yaşlarda da etkisini sürdürebileceği belirtiliyor. Uzmanlara göre erken yaşta ekran kullanımının sınırlandırılması, çocukların sağlıklı gelişimi açısından önemli bir adım olarak görülüyor. Bulgular, ebeveynlere yönelik rehberlerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini de ortaya koyuyor.</p>

<h2>Uzmanlar mevcut rehberlerin gözden geçirilmesini istiyor</h2>

<p>Araştırmayı yürüten akademisyenler, iki yaş altındaki çocuklara düzenli ekran süresi verilmesini öneren veya ekran teknolojilerinin her yaş için uygun olduğu izlenimini oluşturan rehberlerin yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu. Uzmanlar, ebeveynlerin doğru bilgiye ulaşmasının çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğunu ifade ediyor. Aynı zamanda sağlık profesyonelleri ve politika yapıcıların da bu konuda ortak hareket etmesi gerektiği belirtiliyor. Araştırmacılar, ekran kullanımına ilişkin net ve güncel rehberlerin hazırlanmasının ailelere yol göstereceğini düşünüyor. Çocukların gelişim dönemlerine uygun dijital kullanım alışkanlıklarının oluşturulmasının uzun vadede olumlu sonuçlar doğuracağı ifade ediliyor. Teknoloji kullanımının bilinçli şekilde yönetilmesi gerektiği vurgulanırken, özellikle bebeklik döneminde ekran yerine etkileşim temelli aktivitelerin tercih edilmesi öneriliyor.</p>

<h2>Ebeveynlerin iş yükü ekran kullanımını artırıyor</h2>

<p>Araştırmada, iki yaşına gelen çocukların büyük bölümünün günlük olarak ekranla vakit geçirdiği ve bu sürenin önerilen sınırların üzerine çıktığı belirtildi. Uzmanlara göre bunun en önemli nedenlerinden biri ebeveynlerin yoğun iş temposu ve bakım yükü. Çocukları kısa süreliğine oyalamak amacıyla ekranların "dijital bakıcı" gibi kullanılmasının giderek yaygınlaştığı ifade ediliyor. Araştırmacılar, ailelerin bu konuda yalnız bırakılmaması gerektiğini belirtiyor. Ebeveynlerin doğru yönlendirme ve destek mekanizmalarına ihtiyaç duyduğu vurgulanırken, sorumluluğun yalnızca ailelere yüklenmemesi gerektiği ifade ediliyor. Çocuk gelişimini destekleyecek sosyal politikaların güçlendirilmesi gerektiği de çalışmanın öne çıkan önerileri arasında yer alıyor.</p>

<h2>Teknoloji şirketlerine de sorumluluk çağrısı</h2>

<p>Araştırmayı destekleyen uzmanlar, teknoloji şirketlerinin de çocuklara yönelik içerikler konusunda daha dikkatli davranması gerektiğini belirtiyor. Özellikle bebeklere uygun olduğu öne sürülen dijital içeriklerin bilimsel veriler ışığında yeniden değerlendirilmesi çağrısı yapılıyor. Yanıltıcı pazarlama yöntemlerinin ebeveynleri yanlış yönlendirebileceğine dikkat çekiliyor. Uzmanlar, küçük çocukların sağlıklı gelişimi için teknoloji kullanımının yaşa uygun şekilde planlanmasının önem taşıdığını vurguluyor. Dijital cihazların eğitim ve gelişim aracı olarak sunulmasının, bilimsel kanıtlarla desteklenmesi gerektiği ifade ediliyor. Araştırmaya göre erken çocukluk döneminde en sağlıklı gelişim; oyun, fiziksel etkileşim ve aileyle geçirilen kaliteli zaman sayesinde destekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>euronews</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-iki-yas-altindaki-cocuklar-ekranla-tanistirilmamali</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 15:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/cocuk-ve-ekran.png" type="image/jpeg" length="56213"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hindistan seyahati sonrası beyninde 38 parazit tespit edildi]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/hindistan-seyahati-sonrasi-beyninde-38-parazit-tespit-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/hindistan-seyahati-sonrasi-beyninde-38-parazit-tespit-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hindistan'a yaptığı tatilin ardından yıllarca nedeni belirlenemeyen sağlık sorunları yaşayan 42 yaşındaki Lowri Denman'ın beyninde 38 parazit bulundu. Nadir görülen nörosistiserkoz hastalığına yakalanan kadın, geçirdiği nöbetler, psikoz ve uzun süren tedavi sürecinin ardından yaşadıklarını farkındalık oluşturmak için paylaşmaya başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere'de yaşayan 42 yaşındaki Lowri Denman'ın tatil dönüşünde başlayan sağlık mücadelesi, doktorları bile şaşkına çevirdi. Hindistan'a yaptığı üç aylık seyahatten yıllar sonra önce bağırsağında bir tenya fark eden Denman, kısa süre sonra şiddetli baş ağrıları ve nöbetler yaşamaya başladı. Yapılan ileri tetkiklerde ise beyninde tam 38 parazit bulunduğu ortaya çıktı. Uzmanlar, kadına dünya genelinde nadir görülen <strong>nörosistiserkoz</strong> teşhisi koydu.</p>

<h2>İlk belirti tuvalette fark ettiği tenya oldu</h2>

<p>Lowri Denman, seyahatten yaklaşık üç yıl sonra bir restoranda tuvalete gittiğinde yaklaşık bir metre uzunluğunda bir tenya gördüğünü anlattı. İlk başta yapılan dışkı testlerinde dikkat çekici bir bulguya rastlanmadığı için günlük yaşamına devam etti. Ancak ilerleyen aylarda şiddetli baş ağrıları yaşamaya başladı ve 2011 yılında ilk epileptik nöbetini geçirdi. Konuşmakta zorlandığını belirten Denman, gözlerini açtığında kendisini ambulansın içinde bulduğunu ifade etti.</p>

<h2>MR sonucu gerçeği ortaya çıkardı</h2>

<p>Hastanede yapılan bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans (MR) incelemelerinin ardından doktorlar Denman'a beyninde 38 parazit bulunduğunu söyledi. İlk etapta farklı enfeksiyon ihtimalleri değerlendirilse de detaylı incelemelerin ardından kesin tanı nörosistiserkoz olarak konuldu. Uzmanlar, hastalığın domuz tenyasının mikroskobik yumurtalarının vücuda alınması sonucu geliştiğini ve larvaların beyne yerleşmesiyle ortaya çıktığını belirledi.</p>

<h2>Hastalık yıllarca ağır belirtilere neden oldu</h2>

<p>Teşhisin ardından iki hafta hastanede tedavi gören Denman'a parazit önleyici ilaçlar ve steroid tedavisi uygulandı. İlk dönemde sağlık durumu düzelmesine rağmen birkaç yıl sonra yeniden rahatsızlanan kadının beynindeki parazitlerin çevresinde ciddi şişlik oluştuğu tespit edildi. Bu süreçte uyuşma, karıncalanma, nöbetler ve ağır psikolojik sorunlar yaşayan Denman, nöropsikiyatri servisinde de tedavi gördü. Yaşadığı psikoz, panik atak ve kaygı nedeniyle uzun süre iş hayatından uzak kaldı.</p>

<h2>Uzmanlar: Oldukça nadir görülen bir vaka</h2>

<p>Denman'ın tedavisini yürüten enfeksiyon hastalıkları uzmanı Dr. Brendan Healy, bu tür vakaların son derece nadir görüldüğünü belirtti. Uzmanlar, hastalığın özellikle hijyen koşullarının yetersiz olduğu bölgelerde daha sık görüldüğünü, enfekte kişilerin ellerini yeterince yıkamaması sonucu parazit yumurtalarının yiyecek ve suya bulaşabildiğini ifade ediyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre nörosistiserkoz, dünyanın bazı bölgelerinde epilepsinin önlenebilir en önemli nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Yıllar süren tedavinin ardından yeniden sağlığına kavuştu</h2>

<p>Uzun süren tedavi sürecinin ardından beynindeki parazitlerin kireçlenmeye başladığı ve aktif enfeksiyonun sona erdiği belirtildi. Denman, 2017 yılından bu yana nöbet geçirmediğini ancak yaşamı boyunca epilepsi ilaçları kullanmaya devam edeceğini söyledi. 2022 yılında yeniden işine dönen 42 yaşındaki kadın, yaşadığı zorlu sürecin ardından benzer hastalıklar konusunda farkındalık oluşturmak istediğini belirterek, sağlığına yeniden kavuşmuş olmanın değerini artık çok daha iyi bildiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/hindistan-seyahati-sonrasi-beyninde-38-parazit-tespit-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2025/04/doktor-muayene-getty-2226770.jpg" type="image/jpeg" length="58489"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Pediatri Kurumu Başkanı'ndan kritik uyarı: 5 yıl sonra çocuklara bakacak doktor bulunamayabilir]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/turk-pediatri-kurumu-baskanindan-kritik-uyari-5-yil-sonra-cocuklara-bakacak-doktor-bulunamayabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/turk-pediatri-kurumu-baskanindan-kritik-uyari-5-yil-sonra-cocuklara-bakacak-doktor-bulunamayabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zorlu çalışma şartları ve artan malpraktis davaları nedeniyle çocuk yoğun bakım, yenidoğan ve çocuk onkolojisi gibi hayati branşlar hızla boşalıyor. Uzmanlar, "Gerekli adımlar atılmazsa 5 yıl sonra çocuğunuza bakacak uzman hekim bulamayabiliriz" uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk sağlığını ilgilendiren hayati branşlarda doktor sayısı hızla azalıyor. Ağır çalışma koşulları, uzun uzmanlık süreci ve artan malpraktis davaları nedeniyle hekimler kritik çocuk yan dallarını tercih etmiyor. 2026 YDUS sonuçları, özellikle çocuk yoğun bakım ve yenidoğan branşlarında ciddi bir personel krizine işaret etti. Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, "5 yıl sonra kritik hastalıkları tedavi ettirecek çocuk hekimi bulamayacağız" diyerek uyarıda bulundu.</p>

<h2>Çocuk sağlığında tehlike büyüyor</h2>

<p>Türkiye Gazetesi'nin haberine göre, Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, çocuk yoğun bakım, yenidoğan, çocuk hematoloji-onkoloji, nefroloji ve nöroloji gibi hayati öneme sahip yan dallara ilginin hızla azaldığını söyledi.</p>

<p>2026 Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (YDUS) sonuçlarını değerlendiren Kasapçopur, yüksek riskli ve yoğun çalışma temposuna sahip branşlarda kadroların büyük bölümünün boş kaldığını belirterek, gerekli önlemler alınmazsa önümüzdeki yıllarda çocuk sağlığı hizmetlerinde ciddi hekim açığı yaşanacağını ifade etti.</p>

<h2>Çocuk yoğun bakımda sadece 5 tercih</h2>

<p>2026 YDUS verilerine göre, çocuk yoğun bakım branşında açılan 118 kadrodan yalnızca 5'i tercih edildi. Böylece 113 kadro boş kalırken doluluk oranı yüzde 4'e geriledi.</p>

<p>Yenidoğan (neonatoloji) alanında ise açılan 250 kadronun sadece 22'si doldu. Bu branşta 228 kadro boş kalırken doluluk oranı yüzde 9 olarak gerçekleşti.</p>

<p>Kasapçopur, "Benim de torunlarım var. Allah göstermesin, başlarına bu hastalıklardan biri gelse 5 yıl sonra kritik hastalıkları tedavi ettirecek çocuk hekimi bulamayacağız." sözleriyle tablonun ciddiyetine dikkat çekti.</p>

<h2>Doktorlar neden bu branşları tercih etmiyor?</h2>

<p>Prof. Dr. Kasapçopur, ağır çalışma şartları, uzun eğitim süreci ve malpraktis davalarının yanı sıra, yan dal uzmanlarının ana branşlarında hasta kabul edememesinin de tercihleri olumsuz etkilediğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Çocukların hayatını kurtaran bu branşları cazip hâle getiremezsek, gelecekte çocuklarımız için en büyük sorun doktor bulmak olacak." diyen Kasapçopur, sağlık politikalarında bu alanlara yönelik teşviklerin artırılması gerektiğini vurguladı.</p>

<h2>Bir yılda tablo tersine döndü</h2>

<p>2024 ve 2026 YDUS sonuçları karşılaştırıldığında düşüşün boyutu daha net ortaya çıktı.</p>

<p>Haziran 2024'te çocuk yoğun bakım için açılan 26 kadronun 25'i dolarken, Mayıs 2026'da 118 kadrodan sadece 5'i tercih edildi.</p>

<p>Benzer şekilde yenidoğan yan dalında da 2024 yılında 31 kadronun 29'u dolarken, 2026'da açılan 250 kadronun yalnızca 22'sine yerleşme gerçekleşti.</p>

<p>Mayıs 2026 YDUS sonuçlarına göre çocuk hematoloji-onkoloji kadrolarının sadece yüzde 15'i, çocuk acil kadrolarının yüzde 16'sı, çocuk nefrolojisi kadrolarının ise yüzde 41'i doldu. Geçmiş yıllarda tüm kadrolarını dolduran çocuk kardiyolojisi, gastroenterolojisi ve enfeksiyon hastalıkları gibi yan dallarda da doluluk oranları yüzde 55 ila 67 seviyelerine kadar geriledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/turk-pediatri-kurumu-baskanindan-kritik-uyari-5-yil-sonra-cocuklara-bakacak-doktor-bulunamayabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/cocuk-doktoru-1.png" type="image/jpeg" length="80884"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
