<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İzmir’de Son Dakika Haber</title>
    <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr</link>
    <description>İzmir haberleri ve son dakika gelişmeleri için izmirdesondakika.com.tr. İzmir'den güncel yerel haberler, spor, ekonomi, siyaset, teknoloji, magazin ve daha fazlasını takip edin. İzmir'in en güvenilir ve etkili haber kaynağı.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 16 Aug 2026 12:54:20 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Akdeniz diyetinin yeni faydası ortaya çıktı: Ruh sağlığını da destekliyor!]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/akdeniz-diyetinin-yeni-faydasi-ortaya-cikti-ruh-sagligini-da-destekliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/akdeniz-diyetinin-yeni-faydasi-ortaya-cikti-ruh-sagligini-da-destekliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, Akdeniz tipi beslenmenin yalnızca fiziksel sağlığı değil, psikolojik iyilik halini de destekleyebileceğini ortaya koydu. 50 yaş ve üzerindeki 3 bin 296 yetişkinin verilerinin incelendiği çalışmada, özellikle stresli dönemlerde Akdeniz diyetine bağlılığın daha yüksek ruhsal dayanıklılıkla ilişkili olduğu belirlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fiziksel sağlık üzerindeki olumlu etkileriyle bilinen Akdeniz diyeti, bu kez ruhsal sağlıkla ilişkisiyle gündeme geldi. University College London (UCL) ve Barselona Küresel Sağlık Enstitüsü (ISGlobal) araştırmacılarının yürüttüğü çalışma, Akdeniz tipi beslenme ile psikolojik iyilik hali arasında güçlü bir bağlantı bulunduğunu ortaya koydu.</p>

<h2>3 binden fazla yetişkin incelendi</h2>

<p>BMJ Open'da yayımlanan araştırmada, İngiltere'deki English Longitudinal Study of Ageing (ELSA) kapsamında 50 yaş ve üzerindeki 3 bin 296 yetişkinin verileri değerlendirildi. COVID-19 pandemisi öncesini ve pandemi dönemini kapsayan araştırmada, katılımcıların beslenme alışkanlıkları ile psikolojik durumları arasındaki ilişki incelendi.</p>

<p>Araştırmacılar; yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, gelir, fiziksel aktivite, sigara kullanımı, vücut kitle indeksi, kronik hastalıklar ve depresyon belirtileri gibi birçok faktörü analizlerde dikkate aldı. Bu değişkenlere rağmen Akdeniz diyetine bağlılık ile psikolojik iyilik hali arasındaki olumlu ilişkinin devam ettiği görüldü.</p>

<h2>Stresli dönemlerde etkisi daha belirgin</h2>

<p>Çalışmanın dikkat çeken sonuçlarından biri, Akdeniz tipi beslenmenin özellikle stresli dönemlerde ruhsal dayanıklılıkla ilişkilendirilmesi oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Pandemi sürecinde Akdeniz diyetine daha fazla bağlı olan kişilerde psikolojik iyilik halindeki bozulmanın daha sınırlı olduğu belirlendi. Bulgular, beslenme alışkanlıklarının kronik stres ve kaygıyla mücadelede destekleyici bir unsur olabileceğine işaret etti.</p>

<h2>Beyin ve bağırsak sağlığını destekliyor</h2>

<p>Akdeniz diyetinin temelini meyve, sebze, baklagiller, tam tahıllar, zeytinyağı, kuruyemiş ve balık gibi besinler oluşturuyor. Bu beslenme modelinin antioksidanlar, polifenoller, omega-3 yağ asitleri ve lif açısından zengin olması, ruhsal sağlık üzerindeki olası etkilerinin temel nedenleri arasında gösteriliyor.</p>

<p>Bu bileşenlerin vücuttaki kronik inflamasyonu azaltabileceği, bağırsak mikrobiyotasını destekleyebileceği ve beyin-bağırsak ekseni üzerinden beyin fonksiyonlarına katkı sağlayabileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Araştırmacılar ise çalışmanın gözlemsel nitelikte olduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle sonuçların Akdeniz diyetinin doğrudan psikolojik dayanıklılığa neden olduğunu kesin olarak kanıtlamadığı belirtiliyor. Beslenme düzeninin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini daha net ortaya koymak için gelecekte randomize kontrollü klinik araştırmalara ihtiyaç duyuluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/akdeniz-diyetinin-yeni-faydasi-ortaya-cikti-ruh-sagligini-da-destekliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/05/akdeniz-diyeti-1.png" type="image/jpeg" length="48659"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dövme mürekkeplerinde canlı bakteri çıktı!]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/dovme-murekkeplerinde-canli-bakteri-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/dovme-murekkeplerinde-canli-bakteri-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA araştırmacılarının incelemesinde, dövme ve kalıcı makyaj mürekkeplerinin yüzde 35,4’ünde canlı bakteri tespit edildi. Bazı ürünlerde ciddi enfeksiyonlara yol açabilecek bakteriler bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dövme ve kalıcı makyaj uygulamalarında kullanılan mürekkeplerle ilgili dikkat çeken bir araştırma, ürünlerin sterilitesine ilişkin soru işaretlerini gündeme getirdi. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) araştırmacılarının 2018-2024 yılları arasında gerçekleştirdiği dört ayrı çalışmanın verileri bir araya getirilerek yapılan incelemede, hiç açılmamış mürekkep şişelerinin önemli bir bölümünde canlı bakteriler tespit edildi.</p>

<h2>Her üç mürekkepten birinde bakteri bulundu</h2>

<p>Araştırma kapsamında piyasadan alınan <strong>259 adet dövme ve kalıcı makyaj mürekkebi</strong> laboratuvar ortamında incelendi. Analiz sonucunda ürünlerin <strong>yüzde 35,4’ünde canlı bakteri kolonileri</strong> tespit edildi.</p>

<p>Ürünlerin ambalajlarında yer alan “steril” ifadesinin de bakteriyel kontaminasyon riskini tamamen ortadan kaldırmadığı görüldü. Üzerinde “steril” ibaresi bulunan mürekkeplerin yüzde 30,5’inde bakteri tespit edilirken, bu ibareyi taşımayan ürünlerde oran yüzde 35,5 olarak belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>94 farklı bakteri türü tespit edildi</h2>

<p>Laboratuvar analizlerinde mürekkeplerde <strong>94 farklı bakteri türü</strong> belirlendi. Tespit edilen bakterilerin yaklaşık üçte birinin insanlarda ciddi enfeksiyonlara neden olabilecek türlerden olduğu bildirildi.</p>

<p>Uzmanlar, mürekkepte bulunan bakterilerin her kullanımda doğrudan enfeksiyona yol açmayabileceğine dikkat çekiyor. Ancak dövme ve kalıcı makyaj işlemlerinde derinin bütünlüğünün bozulması, bakterilerin vücuda giriş riskini artırıyor.</p>

<p>Araştırma sonuçları, dövme mürekkeplerinin üretim, sterilizasyon ve dağıtım süreçlerinde daha sıkı denetim ve hijyen standartlarına ihtiyaç duyulduğuna işaret ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/dovme-murekkeplerinde-canli-bakteri-cikti</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/03/is-insani-2026-03-09t165311472.png" type="image/jpeg" length="27216"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Luteal faz kadınları nasıl etkiliyor?]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/luteal-faz-kadinlari-nasil-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/luteal-faz-kadinlari-nasil-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Spot: Adet döngüsünün ikinci yarısında ortaya çıkan bazı fiziksel ve duygusal değişimler, sosyal medyada “luteal çirkinlik” adıyla gündem oldu. Uzmanlar ise bu dönemde yaşanan belirtilerin hormonal değişimlerle bağlantılı olabileceğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların adet döngüsünün ikinci yarısında başlayan ve adet kanamasıyla sona eren luteal faz, son dönemde sosyal medyada daha fazla konuşulmaya başladı. Özellikle bu süreçte ortaya çıktığı belirtilen şişkinlik, cilt değişiklikleri, yorgunluk, odaklanma güçlüğü ve ruh hali değişimleri, “luteal çirkinlik” adı verilen paylaşımlarla gündeme geliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sosyal medya platformlarında bu konuya ilişkin binlerce video paylaşılırken, birçok kadın luteal faz sırasında kendilerini fiziksel ve psikolojik açıdan normalden farklı hissettiklerini anlatıyor. Bazı paylaşımların milyonlarca kez izlenmesi ise konuya yönelik ilginin boyutunu ortaya koyuyor.</p>

<h2>Hormonlardaki değişim vücudu etkileyebiliyor</h2>

<p>Kadın hormonları uzmanı Dr. Louise Newson, luteal faz sırasında meydana gelen hormonal değişimlerin cilt, uyku ve ruh hali üzerinde etkili olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Bu dönemde östrojen seviyesindeki değişimin cildin görünümünü etkileyebildiğini belirten Newson, bazı kadınlarda cildin daha kuru ve mat hale gelebildiğini, sivilce ve lekelerin ortaya çıkabildiğini ifade ediyor. Hormon seviyelerindeki değişimlerin yanı sıra vücudun daha fazla sıvı tutması da yüzde ve vücutta şişkinliğe, göğüslerde ise hassasiyet ve dolgunluğa neden olabiliyor.</p>

<p>Londra Üniversitesi'nden üreme ve moleküler genetik uzmanı Dr. Helen O'Neill de adet öncesindeki dönemde östrojen seviyesinin düşerken progesteron seviyesinin yükselmesinin vücutta çeşitli değişikliklere yol açabildiğini belirtiyor. Buna bağlı olarak ciltteki yağ üretiminin artabileceği ve şişkinlik gibi belirtilerin ortaya çıkabileceği aktarılıyor.</p>

<h2>Yorgunluk ve odaklanma güçlüğü de görülebiliyor</h2>

<p>Luteal fazda yalnızca fiziksel değişiklikler değil, günlük yaşamı etkileyebilecek bilişsel ve duygusal belirtiler de ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>25 yaşındaki Elena Spaven, bu dönemde aşırı şişkinlik yaşadığını, cildinin daha mat ve pürüzlü göründüğünü, kendisini daha yorgun hissettiğini anlatıyor. Spaven ayrıca luteal faz sırasında motivasyonunun azaldığını, daha unutkan ve sakar hale geldiğini, sosyal hayata katılma isteğinin de düştüğünü belirtiyor.</p>

<p>Bazı kadınlar ise bu dönemde ilişkilerinin ve sosyal yaşamlarının da değişebildiğini ifade ediyor. Serbest gazeteci Henrietta, luteal faz sırasında partnerine ve arkadaşlarına karşı daha tahammülsüz davranabildiğini, zaman zaman ise kendisini çevresinden uzaklaştırdığını söylüyor.</p>

<h2>“Umutsuzluk ve keder” hissi yaşanabiliyor</h2>

<p>Luteal fazın bazı kadınlarda daha yoğun duygusal değişimlere neden olabildiği belirtiliyor. Henrietta, bu dönemde zaman zaman umutsuzluk ve sıkıntı yaşadığını, bunun yanı sıra konuşma sırasında kelimeleri hatırlamakta, odaklanmakta ve işlerini sürdürmekte zorlanabildiğini ifade ediyor.</p>

<p>36 yaşındaki Charlotte Dodds ise şişkinlik, yüzde sivilce ve konsantrasyon güçlüğü gibi belirtilerin özellikle çalışma hayatında özgüvenini etkilediğini belirtiyor. Serbest çalışan kadınların hormonal değişimler nedeniyle günlük planlarını her zaman değiştiremeyeceğine dikkat çeken Dodds, bu belirtilerin iş yaşamında da önemli sonuçlar doğurabildiğini söylüyor.</p>

<h2>Luteal faz belirtileriyle nasıl başa çıkılır?</h2>

<p>Uzmanlar, luteal fazın öngörülebilir ve geçici bir dönem olduğunu bilmenin önemli olduğunu belirtiyor. Bu süreçte yeterli sıvı tüketilmesi, tuzlu yiyeceklerden uzak durulması, alkol tüketiminin sınırlandırılması ve fiziksel olarak aktif kalınması öneriliyor.</p>

<p>Dr. O'Neill, beslenmenin bu dönemde önemli olduğunu belirtirken, yeterli sıvı tüketiminin şişkinliğin azaltılmasına yardımcı olabileceğini ifade ediyor. Dr. Newson ise özellikle işlenmiş gıdalar ve alkol tüketiminin sınırlandırılmasının önemli olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Bununla birlikte belirtilerin günlük yaşamı ciddi şekilde etkilemesi halinde yalnızca sosyal medyadaki önerilerle hareket edilmemesi gerektiği belirtiliyor. Uzmanlar, şikâyetlerin yoğun veya sürekli olması durumunda bir sağlık uzmanına başvurulmasını ve gerekli görülmesi halinde farklı bir hekimden görüş alınmasını öneriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>bbc</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/luteal-faz-kadinlari-nasil-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/regl.jpg" type="image/jpeg" length="99222"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp hastaları sıcak havalarda dikkat: Bu hata riski artırıyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/kalp-hastalari-dicak-havalarda-dikka-bu-hata-riski-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/kalp-hastalari-dicak-havalarda-dikka-bu-hata-riski-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz sıcakları kalp ve damar sistemi üzerinde ciddi yük oluşturabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Cengiz Başar, özellikle tansiyon ve kalp hastalarının sıcak havalarda yaptığı bazı hatalara karşı uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar, özellikle kalp ve tansiyon hastaları için çeşitli sağlık risklerini beraberinde getiriyor. Vücudun serinlemek için damarları genişletmesi ve terlemeyle birlikte sıvı kaybetmesi, kalbin daha hızlı çalışmasına neden olabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Cengiz Başar, aşırı sıcak ve yüksek nemin yanı sıra sıvı kaybı, tansiyon dalgalanmaları ve ani sıcak-soğuk geçişlerinin kalp-damar sistemi üzerinde baskı oluşturabileceğini belirterek dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı.</p>

<h2>Sıcak havalarda tansiyon dalgalanmasına dikkat</h2>

<p>Vücut, sıcak havalarda kendisini serinletmek amacıyla damarları genişletirken terleme de artıyor. Bu süreçte vücuttaki sıvı miktarının azalması, özellikle yoğun terleyen kişilerde tansiyon düşüklüğüne yol açabiliyor. Dr. Başar, yaz aylarında en sık karşılaşılan sorunlardan birinin tansiyon düşüklüğü olduğunu belirterek, yetersiz sıvı tüketimi ve yoğun terlemenin baş dönmesi ve bayılmaya kadar ilerleyebilen hipotansiyona neden olabileceğini ifade etti. Öte yandan aşırı sıcak ve yüksek nem nedeniyle vücut yeterince serinleyemediğinde stres yanıtının devreye girebildiğini belirten Başar, bunun bazı kişilerde tansiyonun aniden yükselmesine neden olabileceğini söyledi. Özellikle hipertansiyon hastalarında kontrolsüz tansiyon dalgalanmalarının ciddi sağlık sorunları açısından risk oluşturabileceği belirtildi.</p>

<h2>Tansiyon ilacı kullananlar dikkat</h2>

<p>Sıcak havalarda damarların genişlemesi, düzenli kullanılan bazı tansiyon ilaçlarının etkisini değiştirebiliyor. Özellikle idrar söktürücü ilaçlar sıvı kaybını artırabiliyor. Ancak tansiyonun düşük seyretmesi halinde dahi ilaç dozunun doktor önerisi olmadan azaltılmaması veya ilacın tamamen bırakılmaması gerekiyor. Tedavide herhangi bir değişiklik yapılması gerektiğinde kararın hekim tarafından verilmesi önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Terlemeyle sadece su kaybedilmiyor</h2>

<p>Sıcak havalarda terleme nedeniyle vücut yalnızca su kaybetmiyor. Sodyum, potasyum ve magnezyum gibi minerallerde de azalma meydana gelebiliyor. Bu mineral kayıplarının kalbin elektriksel sistemini etkileyerek çarpıntı ve ritim bozukluklarının ortaya çıkmasına zemin hazırlayabileceği belirtildi. Bu nedenle sıcak havalarda yeterli sıvı tüketimi önem taşıyor. Ancak özellikle <strong>kalp yetersizliği veya böbrek hastalığı bulunan kişilerin aşırı sıvı tüketmemesi</strong> gerekiyor. Günlük sıvı miktarının kişinin sağlık durumuna göre doktor tarafından belirlenmesi öneriliyor.</p>

<h2>Bu belirtiler ciddiye alınmalı</h2>

<p>Sıcak havalarda ortaya çıkan bazı şikâyetler daha ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabilir. Ani baş dönmesi, göz kararması, bayılacak gibi olma, göğüste baskı veya ağrı, düzensiz çarpıntı, aşırı halsizlik ve belirgin nefes darlığı gibi belirtiler görüldüğünde kişinin serin bir ortama alınması ve gerektiğinde sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.</p>

<h2>Kalp hastaları sıcak saatlerde dışarı çıkmamalı</h2>

<p>Dr. Cengiz Başar, güneşin ve sıcaklığın yoğun olduğu saatlerde özellikle kalp ve tansiyon hastalarının mümkün olduğunca dışarı çıkmamasını önerdi. Dışarı çıkılması gerekiyorsa açık renkli ve bol kıyafetlerin tercih edilmesi, şapka kullanılması, gölgede kalınması ve yanlarında su bulundurulması tavsiye ediliyor.</p>

<h2>Sıcaktan klimaya geçerken dikkat</h2>

<p>Sıcak havalarda yapılan önemli hatalardan biri de dışarıdaki yüksek sıcaklıktan çok düşük sıcaklığa ayarlanmış klimalı ortama aniden geçmek. Dr. Başar, sıcaklık farkının damarların hızla daralmasına neden olabileceğini ve bunun özellikle kalp-damar hastalığı bulunan kişiler açısından risk oluşturabileceğini belirtti. Bu nedenle klimaların aşırı düşük sıcaklıklara ayarlanmaması ve soğuk havanın doğrudan vücuda yönlendirilmemesi öneriliyor.</p>

<h2>Tuzlu ve yağlı yiyeceklerden uzak durun</h2>

<p>Yaz aylarında aşırı tuzlu ve yağlı yiyeceklerin yanı sıra fazla kafein tüketiminden de kaçınılması gerekiyor. Maden suyu tüketilecekse özellikle hipertansiyon veya kalp hastalığı bulunan kişilerin ürünün sodyum miktarını kontrol etmesi ve kendi sağlık durumlarına uygun seçim yapması önem taşıyor. Dr. Başar, yaz aylarında <strong>çarpıntı, ritim bozukluğu, sıvı kaybı, tansiyon düşmesi ve hipertansif kriz</strong> nedeniyle acil servis başvurularının artabildiğini belirterek, risk grubundaki kişilerin sıcak havalarda daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>cnn</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/kalp-hastalari-dicak-havalarda-dikka-bu-hata-riski-artiriyor</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 16:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/kalp-7.png" type="image/jpeg" length="83115"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tip 2 diyabette yaş tablosu değişiyor: En hızlı artış genç kadınlarda]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/tip-2-diyabette-yas-tablosu-degisiyor-en-hizli-artis-genc-kadinlarda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/tip-2-diyabette-yas-tablosu-degisiyor-en-hizli-artis-genc-kadinlarda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir dönem ileri yaş hastalığı olarak görülen tip 2 diyabet, artık gençlerde de daha sık ortaya çıkıyor. İngiltere'de 2011-2024 yıllarını kapsayan veriler, özellikle 40 yaş altındaki kadınlarda yeni tanıların arttığını ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir dönem ağırlıklı olarak 50'li ve 60'lı yaşlarda görülen bir hastalık olarak değerlendirilen tip 2 diyabet, artık giderek daha genç yaş gruplarında ortaya çıkıyor. İngiltere'deki geniş kapsamlı veriler, özellikle 40 yaş altındaki kadınlarda yeni tanıların arttığını ve hastalığın yaş dağılımının değişmeye başladığını gösteriyor.</p>

<h2>Tip 2 diyabet genç kadınlarda yükselişte</h2>

<p>Imperial College London araştırmacıları, 2011-2024 yılları arasındaki İngiltere Ulusal Diyabet Denetimi verilerini değerlendirdi. The Lancet Regional Health – Europe dergisinde yayımlanan çalışmada, tip 2 diyabet görülme sıklığının 60-79 yaş grubunda azalırken 40 yaş altındaki yetişkinlerde arttığı belirlendi.</p>

<p>En belirgin yükselişin 20'li yaşlarındaki beyaz, Asyalı ve siyahi kadınlarda ve 30'lu yaşlarındaki beyaz kadınlarda görüldüğü tespit edildi.</p>

<h2>Gençlerde hastalık daha ağır seyredebilir</h2>

<p>Araştırmanın başyazarı ve Imperial College London Diyabet Klinik Doçenti Shivani Misra, gençlerde artan tip 2 diyabet tartışmalarının büyük ölçüde etnik azınlıklara odaklandığını ancak yeni bulguların sorunun daha geniş bir kesime yayıldığını belirtti.</p>

<p>Misra, <i>"Bu etnik gruplar erken başlangıçlı tip 2 diyabetten orantısız biçimde etkilenirken, artık görülme sıklığının beyaz nüfusta da arttığını görüyoruz; bu da söz konusu halk sağlığı sorununun kuşak genelinde yaygınlaştığını gösteriyor"</i> dedi.</p>

<p>Alman Diyabet Derneği (DDG) Sözcüsü ve endokrinolog Baptist Gallwitz de tip 2 diyabetin birçok ülkede yükselişte olduğunu söyledi. Alman Diyabet Derneği'nin 2026 sağlık raporuna göre, Almanya'da 11-17 yaş grubundaki tip 2 diyabet vakaları 2014-2023 yılları arasında yılda yüzde 5.8 arttı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Kadınlarda diyabet neden geç fark ediliyor?</h2>

<p>Genetik yatkınlık da hastalığın gelişiminde rol oynayabiliyor. Tip 2 diyabette vücudun ürettiği insülin miktarının azalması veya insülinin vücuttaki etkisinin zayıflaması sonucunda kandaki glikoz seviyesi yükseliyor.</p>

<p>Genç yaşta ortaya çıkan tip 2 diyabetin seyri de daha ağır olabiliyor. Uzmanlar bu nedenle sağlıklı beslenme, fiziksel aktivitenin artırılması ve obezitenin önlenmesini hastalıkla mücadelede önemli adımlar arasında gösteriyor.</p>

<p>Viyana Tıp Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bölümü Başkanı Kautzky-Willer'e göre kadınlarda tanının gecikmesinin nedenlerinden biri, diyabetin ilk değerlendirmesinde sıklıkla kullanılan açlık kan şekeri testi.</p>

<p>Açlık kan şekeri kadınlarda genel olarak erkeklere göre daha düşük olabildiği için bazı vakalar bu yöntemle gözden kaçabiliyor. Uzmanlar, özellikle prediyabet döneminin erken tespit edilmesinin önemine dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/tip-2-diyabette-yas-tablosu-degisiyor-en-hizli-artis-genc-kadinlarda</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 13:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2025/11/diyabet-hakkinda-her-sey-gorsel-b6fa427b-8457-49eb-9bfd-a227f23adb18jpg.webp" type="image/jpeg" length="39346"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar uyardı: Göbek çevresindeki yağlanma kanser riskini artırabilir!]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/uzmanlar-uyardi-gobek-cevresindeki-yaglanma-kanser-riskini-artirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/uzmanlar-uyardi-gobek-cevresindeki-yaglanma-kanser-riskini-artirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alman Kanser Araştırma Merkezi'nin geniş kapsamlı araştırması, fazla kilo ve obezitenin kanser riskindeki payının önceki tahminlerden daha yüksek olabileceğini ortaya koydu. Çalışmaya göre kanser vakalarının yüzde 11,5'e kadarı fazla kiloyla bağlantılı olabilirken, özellikle karın bölgesindeki yağlanmanın riskte önemli rol oynadığı belirlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Alman Kanser Araştırma Merkezi (DKFZ) araştırmacılarının yürüttüğü yeni çalışma, fazla kilo ve obezitenin kanser gelişimindeki rolünün önceki tahminlerden daha yüksek olabileceğini ortaya koydu. Daha önce kanser vakalarının yüzde 2 ila 8'inin fazla kiloyla bağlantılı olduğu düşünülürken, araştırmada bu oranın yüzde 11,5'e kadar çıkabileceği belirlendi.</p>

<h2>458 bin kişi 12 yıl boyunca takip edildi</h2>

<p>Epidemiyolog Hermann Brenner liderliğindeki araştırma ekibi, UK Biobank'ta kayıtlı 458 bin 543 kadın ve erkeğin sağlık verilerini inceledi. Katılımcılar ortalama 12 yıl boyunca takip edilirken, bu süreçte yaklaşık 50 bin yeni kanser vakası tespit edildi.</p>

<p>Araştırmada fazla kilo ve obezitenin özellikle kolon, meme ve karaciğer kanseri riskindeki artışla bağlantılı olduğu belirlendi. Fazla kilonun ayrıca 10 farklı kanser türü açısından önemli bir risk faktörü olduğu ifade edildi.</p>

<p>Araştırmacılar, elde edilen sonuçların obezite ile kanser arasındaki ilişkinin önceki çalışmalarda olduğundan daha güçlü olabileceğine işaret ettiğini belirtti.</p>

<h2>Göbek çevresindeki yağlanmaya dikkat çekildi</h2>

<p>Çalışmada yalnızca vücut kitle indeksi (VKİ) dikkate alınmadı. Katılımcıların bel çevresi ve bel-kalça oranları da değerlendirmeye alındı. Araştırmacılar, VKİ'nin vücuttaki yağın hangi bölgede toplandığını göstermemesi nedeniyle bu ölçümlerin önemli olduğunu vurguladı.</p>

<p>Regensburg Üniversitesi Epidemiyoloji ve Önleme Enstitüsü'nden epidemiyolog Michael Leitzmann, özellikle karın bölgesinde biriken yağ dokusunun vücutta uzun süreli iltihaplanmayla ilişkili metabolik bir ortam oluşturabileceğini belirtti.</p>

<p>Karın bölgesindeki fazla yağ dokusunun çeşitli sinyal molekülleri salgılayarak hücrelerin büyümesi ve bölünmesi gibi süreçleri etkileyebildiği, bunun da tümörlerin ortaya çıkması ve büyümesine katkıda bulunabileceği ifade edildi.</p>

<h2>Kilo kaybı riski istatistikleri etkileyebilir</h2>

<p>Araştırmacılar, önceki çalışmalarda fazla kilo ile kanser arasındaki ilişkinin neden daha düşük hesaplanmış olabileceğini de değerlendirdi. Bazı kanser türlerinin henüz teşhis edilmeden önce kilo kaybına yol açabilmesi, fazla kilo ile kanser arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak daha zayıf görünmesine neden olabiliyor.</p>

<p>Bu etkiyi azaltmak isteyen ekip, takip sürecinin ilk yıllarında ortaya çıkan kanser vakalarını değerlendirme dışında bıraktı. Yalnızca takip başladıktan sonraki yedinci yıldan itibaren teşhis edilen vakalar hesaba katıldığında, fazla kilo ile kanser arasındaki bağlantının daha belirgin hale geldiği görüldü.</p>

<h2>Kadınlarda risk daha yüksek olabilir</h2>

<p>Çalışmada fazla kiloyla bağlantılı kanser oranının kadınlarda erkeklere kıyasla daha yüksek olabileceğine ilişkin bulgular da elde edildi. Ancak araştırmacılar, bu sonucun kesinleştirilmesi için benzer yöntemlerle yapılacak yeni çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtti.</p>

<p>Leitzmann, olası nedenlerden birinin hormonlarla ilişkili kanser türleri olabileceğine dikkat çekti. Fazla kilo; meme, rahim ve yumurtalık kanserleriyle ilişkilendirilirken, özellikle karın bölgesindeki yağlanmanın östrojen seviyelerinin yükselmesine katkıda bulunabileceği ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Östrojenin bazı meme kanseri türlerinin büyümesini destekleyebildiği belirtilirken, araştırmanın kanserden korunma açısından da önemli sonuçlar taşıdığı vurgulandı.</p>

<p>Leitzmann, obezitenin önlenmesinin kanserden korunmaya daha önce düşünülenden daha büyük katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/uzmanlar-uyardi-gobek-cevresindeki-yaglanma-kanser-riskini-artirabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/06/kilo-alimi.png" type="image/jpeg" length="45673"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Meditasyonun 7 günlük etkisi ortaya çıktı! Beyinde yeni bağlantılar oluştu]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/meditasyonun-7-gunluk-etkisi-ortaya-cikti-beyinde-yeni-baglantilar-olustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/meditasyonun-7-gunluk-etkisi-ortaya-cikti-beyinde-yeni-baglantilar-olustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de yapılan araştırmada, yalnızca 7 gün süren yoğun meditasyon programının beyin bağlantıları, doğal ağrı kontrol mekanizmaları, metabolizma ve bağışıklık sistemiyle ilişkili bazı biyolojik süreçlerde değişikliklerle bağlantılı olduğu belirlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de California San Diego Üniversitesi (UC San Diego) araştırmacılarının yürüttüğü çalışma, yalnızca yedi gün süren yoğun meditasyon ve zihin-beden uygulamalarının beyin aktivitesi, kan kimyası, bağışıklık sistemi ve metabolizma üzerinde ölçülebilir değişiklikler oluşturabileceğini ortaya koydu.</p>

<h2>7 günlük program mercek altına alındı</h2>

<p>Araştırmada, yoğun meditasyon ve zihin-beden uygulamalarının insan biyolojisi üzerindeki etkileri incelendi. <i>Communications Biology</i> dergisinde yayımlanan çalışmaya 20 sağlıklı yetişkin katıldı.</p>

<p>Katılımcılar, sinirbilim eğitmeni ve yazar Joe Dispenza tarafından yönetilen yedi günlük programa dahil oldu. Program kapsamında günlük dersler ve grup uygulamalarının yanı sıra toplam yaklaşık 33 saat rehberli meditasyon gerçekleştirildi.</p>

<p>Bilim insanları, program başlamadan önce ve tamamlandıktan sonra katılımcıların beyinlerini fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) yöntemiyle inceledi. Ayrıca alınan kan örnekleri üzerinden bağışıklık sistemi, metabolizma ve çeşitli moleküler süreçlerdeki değişimler karşılaştırıldı.</p>

<h2>Beyindeki bağlantılar güçlendi</h2>

<p>Meditasyon programının ardından, beynin içsel düşünceler ve zihinsel konuşmayla ilişkili bölgelerindeki aktivitede azalma görüldü. Araştırmacılar, bu değişimin beynin daha verimli çalışmasıyla ilişkili olabileceğini değerlendirdi.</p>

<p>Çalışmada nöroplastisiteye ilişkin dikkat çekici bulgular da elde edildi. Katılımcılardan program sonrasında alınan kan plazmasının laboratuvar ortamında sinir hücreleri üzerindeki etkisi incelendi. Plazmaya maruz kalan sinir hücrelerinin daha uzun dallar geliştirdiği ve daha fazla bağlantı oluşturduğu gözlendi.</p>

<p>Araştırmanın kıdemli yazarı, UC San Diego Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Profesörü Hemal H. Patel, elde edilen sonuçların yalnızca rahatlama veya stres azalmasıyla açıklanamayacağını belirtti.</p>

<h2>Vücudun doğal ağrı kontrol mekanizması değişti</h2>

<p>Araştırmacılar, meditasyon programının ardından katılımcıların kanında endojen opioid düzeylerinin arttığını da tespit etti. Vücudun doğal olarak ürettiği bu maddeler, ağrının kontrol edilmesinde önemli rol oynuyor.</p>

<p>Metabolik süreçlerde de değişiklikler belirlendi. Program sonrasında alınan plazmanın laboratuvar ortamındaki hücrelere etkisi incelendiğinde, hücrelerin glikozu enerjiye dönüştürme faaliyetlerinde artış görüldü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bağışıklık sistemiyle ilişkili sinyallerde de değişiklik kaydedildi. Hem iltihabı artıran hem de azaltan sinyallerin yükselmesi, meditasyonun bağışıklık sistemini yalnızca güçlendirmek ya da baskılamak yerine daha karmaşık bir uyum sürecini etkileyebileceğine işaret etti.</p>

<h2>Psikedelik maddelerle benzerlik dikkat çekti</h2>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, yoğun meditasyon sırasında ortaya çıkan bazı beyin bağlantılarının, psikedelik maddelerin etkisi altında daha önce gözlemlenen beyin örüntülerine benzemesi oldu.</p>

<p>Çalışmada katılımcıların birlik hissi, zaman ve mekan algısındaki değişimler gibi deneyimleri de değerlendirildi. Bu deneyimleri daha yoğun yaşayan katılımcılarda, farklı beyin bölgeleri arasındaki bağlantıların daha güçlü olduğu belirlendi.</p>

<p>Araştırmacılar ise bu bulgunun meditasyon ile psikedelik maddelerin aynı etkiyi yarattığı anlamına gelmediğinin altını çizdi. Buna göre iki farklı deneyim, değişmiş bilinç durumlarıyla ilişkili bazı ortak beyin süreçlerini harekete geçiriyor olabilir.</p>

<p>Çalışma, yalnızca bir hafta süren yoğun meditasyonun bile beyin, metabolizma, bağışıklık sistemi ve ağrı kontrolüyle ilişkili biyolojik süreçlerde ölçülebilir değişikliklerle bağlantılı olabileceğini ortaya koyarken, araştırmacılar bulguların daha geniş gruplarda ve kontrollü çalışmalarla doğrulanması gerektiğine dikkat çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/meditasyonun-7-gunluk-etkisi-ortaya-cikti-beyinde-yeni-baglantilar-olustu</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/04/beyin-5.png" type="image/jpeg" length="31947"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kene tehlikesine karşı geliştirilen aşıda kritik gelişme: İlk aşama tamamlanıyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/kene-tehlikesine-karsi-gelistirilen-asida-kritik-gelisme-ilk-asama-tamamlaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/kene-tehlikesine-karsi-gelistirilen-asida-kritik-gelisme-ilk-asama-tamamlaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de yaz aylarıyla birlikte artan kene vakaları can almaya devam ederken, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi'ne (KKKA) karşı Erciyes Üniversitesi'nde geliştirilen aşıda birinci fazın tamamlanma aşamasına gelindi. Aşının ikinci ve üçüncü faz çalışmalarının ardından kullanıma hazır hale getirilmesi hedefleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de özellikle yaz aylarında artış gösteren kene vakaları gündemdeki yerini koruyor. Havanın ısınmasıyla birlikte risk artarken, ölümlerin keneden bulaşan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) nedeniyle gerçekleştiği belirtiliyor. Bu yıl şimdiye kadar 12 kişi, vücuduna kene yapışması sonucu hayatını kaybetti.</p>

<p>Kenelere karşı farklı yöntemlerle tedbirler uygulanırken, hastalığa karşı en kalıcı çözüm olarak değerlendirilen aşı için de çalışmalar sürüyor. Kayseri'deki Erciyes Üniversitesi, KKKA'ya karşı aşı geliştirmek için çalışmalarını sürdürüyor.</p>

<h2>KKKA aşısında birinci faz tamamlandı</h2>

<p>Pandemi döneminde TURKOVAC'ı geliştiren Prof. Dr. Aykut Özdarendeli başkanlığındaki Aşı Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü'nde yürütülen çalışmalarda önemli aşama kaydedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aşının birinci faz testlerinin bitmek üzere olduğu bildirildi. İkinci ve üçüncü faz süreçlerinin de tamamlanmasının ardından aşının hazır hale getirilmesi hedefleniyor.</p>

<h2>"İstikrarlı bir ilerleme içindeyiz"</h2>

<p>Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, çalışmalara ilişkin değerlendirmesinde, "Benim tahminim birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içinde olduğumuzu söylemek istiyorum." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı ile yakın temas içinde olduklarını belirten Altun, "Yaz aylarına başladığımızda hep gündemimize gelen bir rahatsızlık süreci olarak durmakta ama biz bu konularda Sağlık Bakanlığımızla koordineli bir şekilde, sağlık müdürlüğümüzle koordineli bir şekilde çalışmalarımızı devam ettiriyoruz." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/kene-tehlikesine-karsi-gelistirilen-asida-kritik-gelisme-ilk-asama-tamamlaniyor</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2025/07/kene-isirmasina-dikkat-olum-riski-30a-kadar-cikabiliyor-1.jpg" type="image/jpeg" length="45918"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim insanlarından şaşırtan keşif: Unutulan anılar geri getirilebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-insanlarindan-sasirtan-kesif-unutulan-anilar-geri-getirilebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-insanlarindan-sasirtan-kesif-unutulan-anilar-geri-getirilebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanlarının meyve sinekleri üzerinde yaptığı yeni araştırma, unutulduğu düşünülen anıların beyinden tamamen silinmeyebileceğini ortaya koydu. Çalışmada, uygun çevresel ipuçlarıyla yeniden ortaya çıkabilen gizli hafıza izleri “sessiz hafıza izi” olarak tanımlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İsviçre’de yapılan yeni bir araştırma, unutulduğu düşünülen bazı anıların beyinden tamamen kaybolmadığını, uygun koşullar oluştuğunda yeniden ortaya çıkabileceğini ortaya koydu. Bilim insanları bu gizli hafıza kalıntılarını “sessiz hafıza izi” olarak adlandırdı.</p>

<h2>Beyinde gizli kalan hafıza izleri bulundu</h2>

<p>İsviçre’deki Friedrich Miescher Biyomedikal Araştırma Enstitüsü’nden araştırmacıların yürüttüğü çalışma, <i>Nature Neuroscience</i> dergisinde yayımlandı. Meyve sinekleri üzerinde gerçekleştirilen deneylerde, unutulduğu düşünülen anıların aslında beyinde farklı bir biçimde varlığını sürdürebileceği belirlendi.</p>

<p>Araştırmacılar, sineklere belirli bir kokunun hafif elektrik şokuyla ilişkili olduğunu öğretti. Yaklaşık 24 saat sonra sineklerin bu kokudan kaçınma davranışını kaybettiği ve anıyı unutmuş gibi göründüğü gözlendi.</p>

<p>Ancak sinekler, daha önce eğitim aldıkları ortama yeniden yerleştirildiğinde aynı kokuya karşı kaçınma davranışını tekrar göstermeye başladı.</p>

<h2>Aynı deneyim iki farklı hafıza izi oluşturuyor olabilir</h2>

<p>Bilim insanları, bu durumun yalnızca kokuyla değil; ortamın dokusu, ışıklandırması ve diğer çevresel ipuçlarının birleşimiyle ortaya çıktığını belirledi.</p>

<p>Beyin aktivitelerini inceleyen araştırmacılar, davranışı doğrudan yönlendiren hafıza izinin zaman içinde zayıfladığını, ancak farklı sinir hücrelerinde gizli bir hafıza izinin korunmaya devam ettiğini tespit etti.</p>

<p>Bu bulgular, beynin bazı anıları tamamen yok etmek yerine onları erişilmesi zor bir duruma getirebileceğini gösteriyor.</p>

<h2>Beyin yanlış anılar da oluşturabiliyor</h2>

<p>Araştırmada dikkat çeken bir diğer sonuç ise unutulan anıların yeniden canlanma sürecinin her zaman doğru gerçekleşmeyebileceği oldu.</p>

<p>Deneylerde, elektrik şokuyla ilişkilendirilmeyen ikinci bir koku hatırlatıcı olarak kullanıldığında, sineklerin bu kokudan da kaçındığı görüldü. Araştırmacılar, bunun beynin yanlış bağlantılar kurarak hatalı anılar oluşturabileceğine işaret ettiğini belirtti.</p>

<p>Bilim insanlarına göre gerçek ve yanlış anılar, beynin farklı sinir yollarını kullanarak yeniden oluşturulabiliyor.</p>

<h2>İnsan hafızasına dair yeni ipuçları sunabilir</h2>

<p>Araştırmacılar, çalışmanın yalnızca meyve sinekleri üzerinde yapıldığına dikkat çekerek sonuçların doğrudan insan beyni için geçerli kabul edilemeyeceğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna rağmen elde edilen bulguların, insanların yıllar sonra bazı unutulmuş anıları neden yeniden hatırlayabildiğini ve yanlış anıların nasıl oluştuğunu anlamak açısından önemli bilgiler sağlayabileceği ifade edildi.</p>

<p>Uzmanlar, beynin unutmayı bir silme işlemi olarak değil, bazı bilgilere erişimi geçici olarak zorlaştıran bir süreç olarak kullanıyor olabileceğini değerlendiriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-insanlarindan-sasirtan-kesif-unutulan-anilar-geri-getirilebilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 14:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2025/10/beyin-sisine-dikkat-covid-sonrasi-zihinsel-bulaniklik-artiyor.jpg" type="image/jpeg" length="64619"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Demans riskini yıllarca ötelemek mümkün mü? İşte dikkat edilmesi gerekenler]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/demans-riskini-yillarca-otelemek-mumkun-mu-iste-dikkat-edilmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/demans-riskini-yillarca-otelemek-mumkun-mu-iste-dikkat-edilmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, 45-65 yaş arasında tansiyonu kontrol altında tutmanın, diyabetten korunmanın ve sigaradan uzak durmanın demans riskini önemli ölçüde azaltabileceğini ortaya koydu. Çalışmaya göre bu üç alışkanlık, demans başlangıcını yaklaşık 12,6 yıl geciktirebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Demansın kesin olarak önlenmesini sağlayan bir yöntem bulunmasa da, orta yaş döneminde edinilen bazı alışkanlıkların ilerleyen yıllardaki risk üzerinde etkili olabileceği ortaya kondu. Yeni bir araştırmaya göre 45-65 yaş arasında tansiyonu kontrol altında tutmak, diyabetten korunmak ve sigara kullanmamak, demanssız yaşam süresini yaklaşık 13 yıl uzatabilir.</p>

<p>ABD ve Çin’den araştırmacıların yürüttüğü ve <i>Neurology Open Access</i> dergisinde yayımlanan çalışmada, 12 bin 409 kişinin sağlık verileri incelendi. Katılımcılar ortalama 26 yıl boyunca takip edilirken, araştırmacılar özellikle orta yaş dönemindeki damar sağlığı ile ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan demans arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.</p>

<h2>Üç önemli risk faktörü belirlendi</h2>

<p>Araştırmanın sonuçlarına göre tansiyonun normal seviyelerde tutulması, diyabetten korunulması ve sigara kullanılmaması, demanssız geçirilen yaşam süresiyle güçlü bir bağlantı gösterdi.</p>

<p>Bu üç faktörün kontrol altında tutulmasının, demans başlangıcını yaklaşık 12,6 yıl geciktirebileceği hesaplandı. Araştırmacılar, damar sağlığını etkileyen bu unsurların yalnızca kalp ve dolaşım sistemi üzerinde değil, beynin kan akışı üzerinde de önemli rol oynadığına dikkat çekti.</p>

<p>Yüksek tansiyon, diyabet ve sigara kullanımının damar yapısına zarar verebildiği, bunun da uzun vadede beyin sağlığını olumsuz etkileyebileceği belirtildi.</p>

<h2>45-65 yaş aralığı kritik dönem olarak öne çıktı</h2>

<p>Çalışmada özellikle orta yaş döneminin altı çizildi. Araştırmacılara göre 45-65 yaş aralığı, değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınması açısından önemli bir dönem olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Katılımcıların yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite düzeyi ve Alzheimer hastalığıyla ilişkilendirilen APOE4 geninin varlığı da analizlere dahil edildi.</p>

<p>Elde edilen bulgular, demans riskinin yalnızca genetik faktörlerle açıklanamayacağını, kişinin yaşam boyunca değiştirebileceği alışkanlıkların da hastalığın ortaya çıkış sürecinde etkili olabileceğini gösterdi.</p>

<h2>Kadın ve erkeklerde süre farklılık gösterdi</h2>

<p>Araştırmada üç risk faktörünün tamamını taşıyan kişilerin demansla daha erken karşılaştığı ve yaşam sürelerinin daha kısa olduğu belirlendi.</p>

<p>Kadınların çalışma başlangıcından itibaren ortalama 18,1 yıl demanstan uzak yaşadığı görülürken, erkeklerde bu süre 16,6 yıl olarak hesaplandı.</p>

<p>Katılımcı grupları arasında da farklılıklar tespit edildi. Beyaz katılımcılarda demanssız yaşam süresi ortalama 19,6 yıl olurken, Siyah katılımcılarda bu süre 16 yıl olarak kaydedildi. Araştırmacılar, bu farkların sağlık hizmetlerine erişim ve toplumsal sağlık eşitsizlikleri gibi daha geniş etkenlerle bağlantılı olabileceğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Yaşam tarzı değişiklikleri beyin sağlığını etkileyebilir</h2>

<p>Araştırma, sigarayı bırakmanın, tansiyonu kontrol altına almanın ve diyabetten korunmanın demans riskini kesin olarak azalttığını kanıtlamıyor. Bunun nedeni çalışmanın gözlemsel verilere dayanması olarak açıklandı.</p>

<p>Buna rağmen elde edilen sonuçlar, orta yaşlarda alınacak sağlık önlemlerinin ilerleyen yıllardaki beyin sağlığı açısından önemli olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Dünya genelinde milyonlarca kişinin demansla mücadele ettiği belirtilirken, hastalığın başlangıcını birkaç yıl dahi geciktirebilecek koruyucu adımların toplum sağlığı açısından büyük önem taşıdığı vurgulanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/demans-riskini-yillarca-otelemek-mumkun-mu-iste-dikkat-edilmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 13:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/demans-3.jpg" type="image/jpeg" length="72033"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doğum sırası sağlığı etkiliyor! İlk ve ikinci çocuk arasındaki şaşırtan fark]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/dogum-sirasi-sagligi-etkiliyor-ilk-ve-ikinci-cocuk-arasindaki-sasirtan-fark</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/dogum-sirasi-sagligi-etkiliyor-ilk-ve-ikinci-cocuk-arasindaki-sasirtan-fark" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[10 milyondan fazla kişinin sağlık kayıtlarının incelendiği araştırma, doğum sırasının bazı hastalıkların görülme riskini etkileyebileceğini ortaya koydu. Çalışmaya göre ilk doğan çocuklarda nörogelişimsel ve alerjik hastalıklar daha sık görülürken, ikinci doğan çocuklarda ise madde bağımlılığı ve bazı enfeksiyonlara yatkınlık öne çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacılar, yalnızca iki çocuklu ailelerden elde edilen 10 milyondan fazla kişinin sağlık kayıtlarını analiz ederek doğum sırası ile hastalık riski arasındaki ilişkiyi değerlendirdi. Elde edilen bulgular, ilk doğan ve ikinci doğan çocukların bazı hastalıklara karşı farklı düzeylerde risk taşıdığını gösterdi. Uzmanlar, bu farklılıkların biyolojik özellikler, bağışıklık sistemi gelişimi ve sosyal etkenlerin birleşiminden kaynaklanabileceğini belirtti.</p>

<h2>İlk doğanlarda bu hastalıklar daha sık görülüyor</h2>

<p>Araştırmaya göre ilk doğan çocuklarda otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), Tourette sendromu, obsesif kompulsif bozukluk (OKB), alerjiler, astım ve akne görülme olasılığı daha yüksek bulundu. Araştırmacılar, ilk çocukların erken dönemde kardeşlerinden gelebilecek farklı mikroorganizmalarla karşılaşmamasının, özellikle alerjik ve solunum yolu hastalıkları açısından riski artırabileceğini değerlendirdi.</p>

<h2>İkinci çocuklarda bağışıklık avantajı dikkat çekti</h2>

<p>Çalışmada, ikinci doğan çocukların ağabey veya ablalarının eve taşıdığı mikroorganizmalar sayesinde bağışıklık sistemlerinin daha erken uyarıldığı ve bunun bazı hastalıklara karşı koruyucu etki sağlayabileceği ifade edildi. Ayrıca kardeşler arasındaki yaş farkı azaldıkça bu koruyucu etkinin daha belirgin hale geldiği aktarıldı. Buna karşın ikinci doğan çocukların madde bağımlılığı, sindirim sistemi rahatsızlıkları ve zona gibi bazı enfeksiyon hastalıklarına daha yatkın olduğu belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Sosyal etkenler de rol oynuyor</h2>

<p>Araştırmacılar, ikinci çocuklarda görülen madde bağımlılığı riskinin yalnızca biyolojik nedenlerle açıklanamayacağını, sosyal etkenlerin de önemli rol oynadığını vurguladı. Büyük kardeşin davranışlarının örnek alınması, kardeş etkisi ve sonraki doğan çocukların risk alma eğiliminin daha yüksek olmasının bu farklılığın olası nedenleri arasında yer aldığı belirtildi. Uzmanlar, doğum sırasının sağlık üzerinde etkili olabileceğini ancak tek başına belirleyici bir faktör olmadığını, genetik ve çevresel koşulların da büyük önem taşıdığını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/dogum-sirasi-sagligi-etkiliyor-ilk-ve-ikinci-cocuk-arasindaki-sasirtan-fark</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 16:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/kardes-1.png" type="image/jpeg" length="57966"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gıda etiketinde bu içerikler varsa sakın almayın: Bilim insanları uyardı]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/gida-etiketinde-bu-icerikler-varsa-sakin-almayin-bilim-insanlari-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/gida-etiketinde-bu-icerikler-varsa-sakin-almayin-bilim-insanlari-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son yıllarda özellikle 50 yaş altındaki bireylerde bağırsak kanseri vakalarının artması, aşırı işlenmiş gıdaları yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, ambalajlı ürünlerin içerik listelerinde yer alan bazı katkı maddelerinin bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda özellikle 50 yaşın altındaki kişilerde bağırsak kanseri vakalarının artması, bilim insanlarını hastalığın olası nedenlerini araştırmaya yöneltti. İngiltere'de son 30 yılda bu yaş grubundaki bağırsak kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 50 arttığı belirtilirken, araştırmacılar artışın nedenleri arasında aşırı işlenmiş gıdaların tüketimini de değerlendiriyor. Geçtiğimiz yıl yayımlanan kapsamlı bir araştırmada; hazır yemekler, cips, işlenmiş şarküteri ürünleri ve şekerli kahvaltılık gevreklerini sık tüketen kişilerde kalın bağırsak veya rektumda kansere dönüşme potansiyeli taşıyan oluşumların görülme riskinin yüzde 45 daha yüksek olduğu ortaya konuldu.</p>

<h2>Uzmanlar etiket okumaya dikkat çekiyor</h2>

<p>Beslenme uzmanları, tüketicilerin yalnızca ürünün ön yüzündeki pazarlama ifadelerine değil, "içindekiler" bölümüne de dikkat etmesi gerektiğini vurguluyor. Özellikle bazı katkı maddelerinin bağırsak sağlığı üzerindeki olası etkileri nedeniyle etiketlerin dikkatle incelenmesi öneriliyor.</p>

<h2>Beslenme Uzmanı Rob Hobson: Bazı emülgatörler bağırsak dengesini bozabilir</h2>

<p>Beslenme Uzmanı Rob Hobson, özellikle emülgatör olarak kullanılan Karboksimetilselüloz (E466) ve Polisorbat 80 (E433) üzerine yapılan araştırmalara dikkat çekiyor. Karboksimetilselülozun düşük kalorili tatlılar ve salata soslarında, Polisorbat 80'in ise ekmek, kek, spor içecekleri ve bitkisel sütlerde yaygın olarak kullanıldığını belirten Hobson, bu maddelerin bağırsaktaki yararlı bakterilerin dengesini bozabileceğini, koruyucu mukus tabakasını zayıflatabileceğini ve uzun vadede kronik iltihaplanmaya neden olabileceğini ifade ediyor. Uzmanlar ayrıca dondurma ve vegan ürünlerde kullanılan Karajenan (E407) ile margarinlerde bulunan E471 kodlu yağ asitlerinin de benzer riskler taşıyabileceğini belirtiyor.</p>

<h2>Prof. Dr. Tim Spector: Koruyucu bariyer zarar görebilir</h2>

<p>Mikrobiyom araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Tim Spector, emülgatörlerin bağırsak bariyerini olumsuz etkileyebileceğini belirterek şu değerlendirmede bulunuyor:</p>

<blockquote>
<p>"Bağırsaktaki hassas yağ ve su katmanı bu emülgatörler nedeniyle birbirine karışıyor. Bariyerin bozulması bakteriyel enfeksiyonlara ve uzun vadede kanser oluşumuna zemin hazırlıyor."</p>
</blockquote>

<h2>İşlenmiş et ürünleri için DSÖ'den güçlü uyarı</h2>

<p>Uzmanların en fazla dikkat çektiği ürünler arasında sosis, salam, sucuk ve pastırma gibi işlenmiş kırmızı etler de bulunuyor. Bu ürünlerde koruyucu olarak kullanılan nitrit ve nitratların, sindirim sırasında hücre DNA'sına zarar verebilen N-nitroso bileşiklerine dönüşebildiği belirtiliyor. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), işlenmiş etleri "Grup 1 kanserojen" sınıfında değerlendiriyor. Aynı grupta tütün ve asbest de yer alıyor. Ancak bu sınıflandırmanın, tehlikenin varlığını ifade ettiğini; risk düzeyinin aynı olduğu anlamına gelmediğini belirtmek gerekiyor. Ayrıca Cancer Research UK verilerine göre ülkedeki bağırsak kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 21'i işlenmiş veya kırmızı et tüketimiyle ilişkilendiriliyor. Araştırmalar, günlük 25 gram işlenmiş et tüketiminin bağırsak kanseri riskini yaklaşık yüzde 20 artırabileceğini gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Avrupa Birliği E171 kullanımını yasakladı</h2>

<p>Uzmanların dikkat çektiği bir diğer katkı maddesi ise beyazlatıcı olarak kullanılan Titanyum Dioksit (E171). Hayvan ve laboratuvar çalışmalarında DNA hasarı oluşturma ihtimali nedeniyle incelenen madde, Avrupa Birliği tarafından 2022 yılında gıdalarda kullanımı yasaklanan katkılar arasına alındı. İnsanlar üzerindeki etkilerine ilişkin araştırmalar ise sürüyor.</p>

<h2>Yapay tatlandırıcılar da araştırılıyor</h2>

<p>Diyet içecekler ve şekersiz ürünlerde kullanılan aspartam, sakarin, sukraloz ve asesülfam-K gibi yapay tatlandırıcılar da bilim insanlarının üzerinde çalıştığı bileşenler arasında yer alıyor. Uzmanlar, özellikle sakarin ve sukralozun bağırsak bakterilerinin yapısını değiştirebildiğini ve bağırsağı koruyan mukus tabakasını inceltebildiğini öne süren çalışmalar bulunduğunu belirtiyor. Ancak mevcut araştırmalarda kesin bir neden-sonuç ilişkisi kurulabilmesi için daha fazla bilimsel veriye ihtiyaç duyulduğu ifade ediliyor.</p>

<h2>Uzmanlardan öneri: Taze ve doğal gıdaları tercih edin</h2>

<p>Uzmanlar, tüm bu katkı maddelerinin insanlar üzerindeki etkilerinin tamamının kesin olarak kanıtlanmadığını vurgulasa da, günlük beslenmede aşırı işlenmiş gıdaların azaltılmasını, işlenmiş et tüketiminin sınırlandırılmasını ve ev yapımı, taze ve doğal ürünlerin tercih edilmesini öneriyor. Ayrıca alışveriş yaparken ürünlerin içerik etiketlerinin dikkatle okunmasının, daha bilinçli tüketim açısından önemli olduğu belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>hürriyet</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/gida-etiketinde-bu-icerikler-varsa-sakin-almayin-bilim-insanlari-uyardi</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 13:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/alisveris-2.png" type="image/jpeg" length="62480"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim insanları pandemi için erken uyarı yöntemi geliştirdi]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-insanlari-pandemi-icin-erken-uyari-yontemi-gelistirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-insanlari-pandemi-icin-erken-uyari-yontemi-gelistirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir salgın ortaya çıkmadan haftalar önce bunu fark etmek mümkün olabilir. Bilim insanlarının geliştirdiği yöntem, pandemilere karşı mücadelede ezber bozabilecek bir adım olarak değerlendiriliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Centers for Disease Control and Prevention (CDC) ile UK Health Security Agency tarafından yürütülen pilot çalışmada, ABD ile İngiltere arasında sefer yapan uçaklardan alınan atık su örnekleri incelendi. Araştırmada, havacılık kaynaklı atık suların halk sağlığını tehdit eden virüs ve bakterilerin takibinde etkili bir araç olabileceği sonucuna ulaşıldı. Bilim insanları, bu yöntemin yolcuların kimlik bilgilerine ihtiyaç duyulmadan uygulanabildiğini ve küresel ölçekte bulaşıcı hastalıkların yayılımını izleme kapasitesini artırabileceğini vurguladı.</p>

<h2>424 örnek incelendi</h2>

<p>Araştırma kapsamında Mart 2024 ile Ocak 2025 arasında iki ülke arasındaki uçuşlardan toplam 424 atık su örneği toplandı. İncelenen örneklerin yaklaşık yüzde 75'inde influenza A, influenza B, COVID-19 ve solunum sinsityal virüsü (RSV) gibi en az bir solunum yolu patojeni tespit edildi. Örneklerin yaklaşık yüzde 72'sinde ise mide ve bağırsak sistemi hastalıklarına neden olabilecek patojenlere rastlandı. Araştırmacılar, uçak atık sularının insan kaynaklı biyolojik materyal açısından yoğun olması ve dış çevresel etkenlerden büyük ölçüde etkilenmemesi nedeniyle hastalık takibinde güçlü veriler sunduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>COVID-19 varyantı haftalar önce tespit edildi</h2>

<p>Çalışmada dikkat çeken bulgulardan biri de XEC isimli COVID-19 varyantının erken tespit edilmesi oldu. Araştırmacılar, varyantı 17 Eylül 2024'te Birleşik Krallık'tan kalkan uçakların atık sularında belirledi. Aynı varyantın ABD çıkışlı uçuşlarda görülmesi ise yaklaşık dört hafta sonra gerçekleşti. Elde edilen veriler, havacılık atık sularının yeni varyantların ülkeler arasında yayılımını klasik gözetim yöntemlerinden haftalar önce ortaya çıkarabileceğini gösterdi.</p>

<h2>Küresel erken uyarı ağı önerisi</h2>

<p>Bilim insanları, farklı ülkelerdeki uluslararası havalimanlarında benzer uygulamaların yaygınlaştırılmasını öneriyor. Genom dizileme ve hızlı veri paylaşımıyla desteklenecek küresel bir "nöbetçi havalimanları" ağı sayesinde yeni patojenlerin yayılımının neredeyse gerçek zamanlı izlenebileceği ifade ediliyor. Araştırmacılara göre bu sistem, olası salgınlarda hükümetlerin daha erken önlem almasını sağlayarak sınır kapatma veya kapsamlı seyahat yasakları gibi ağır tedbirlere ihtiyaç duyulmadan hedefe yönelik halk sağlığı politikalarının uygulanmasına katkı sunabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>euronews</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-insanlari-pandemi-icin-erken-uyari-yontemi-gelistirdi</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/ucak-14.png" type="image/jpeg" length="22394"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Marul krizi derinleşiyor: Cyclospora salgınında vakalar 20 bini aştı!]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/marul-krizi-derinlesiyor-cyclospora-salgininda-vakalar-20-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/marul-krizi-derinlesiyor-cyclospora-salgininda-vakalar-20-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD'de Cyclospora parazitinin neden olduğu salgın nedeniyle 9 eyalette incelemeler sürüyor. Yetkililer, bazı Meksika menşeli göbek marulların salgınla bağlantılı olabileceğini belirtirken, binlerce vaka tespit edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD'de Cyclospora parazitinin neden olduğu salgın hızla yayılmaya devam ediyor. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 9 eyaleti etkileyen salgına ilişkin yürüttüğü soruşturmada, vakaların önemli bir bölümünün Meksika'dan ithal edilen ve geri çağrılan bazı iceberg (göbek) marullarla bağlantılı olabileceğini açıkladı.</p>

<p>Bu kapsamda söz konusu ürünler piyasadan çekilirken, salgının kaynağını netleştirmek için incelemeler sürüyor. FDA, daha önce bir marul örneğinde elde edilen pozitif laboratuvar sonucunun sonradan "yanlış pozitif" olarak değerlendirildiğini duyurdu. Buna rağmen, elde edilen epidemiyolojik veriler nedeniyle geri çağırma kararının geçerliliğini koruduğu belirtildi.</p>

<h2>Vaka sayısı artıyor, iki kişi hayatını kaybetti</h2>

<p>Reuters'ın aktardığı bilgilere göre salgın; Illinois, Indiana, Kansas, Kentucky, Michigan, Ohio, Oklahoma, Pennsylvania ve West Virginia eyaletlerine yayıldı.</p>

<p>Resmi verilere göre geri çağrılan ürünlerle ilişkilendirilen yaklaşık 2 bin doğrulanmış vaka bulunuyor. Eyalet sağlık raporlarında ise doğrulanmış ve şüpheli vakaların toplam sayısının 20 bini aştığı ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan Michigan eyaletinde Cyclospora enfeksiyonuyla bağlantılı iki kişinin yaşamını yitirdiği bildirildi. Yetkililer, hayatını kaybeden kişilerin ciddi kronik rahatsızlıklara sahip olduğunu, enfeksiyonun mevcut sağlık sorunlarını ağırlaştırdığını açıkladı.</p>

<h2>Cyclospora nedir? Belirtileri neler?</h2>

<p>Cyclospora, kirli su veya parazit bulaşmış gıdaların tüketilmesiyle insanlara geçen mikroskobik bir bağırsak paraziti olarak biliniyor. En sık görülen belirtiler arasında uzun süren ishal, karın ağrısı, mide bulantısı, halsizlik, ateş ve sıvı kaybı yer alıyor.</p>

<p>Uzmanlar, hastalığın çoğu sağlıklı kişide uygun tedaviyle kontrol altına alınabildiğini belirtiyor. Ancak yaşlılar, bağışıklık sistemi zayıf bireyler ve kronik hastalığı bulunan kişilerde enfeksiyonun daha ağır seyredebildiği ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiği uyarısında bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/marul-krizi-derinlesiyor-cyclospora-salgininda-vakalar-20-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/cyclospora-salgini.webp" type="image/jpeg" length="30040"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Araştırma ortaya koydu: Fruktoz beyni glikozdan farklı etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-ortaya-koydu-fruktoz-beyni-glikozdan-farkli-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-ortaya-koydu-fruktoz-beyni-glikozdan-farkli-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, fruktoz ile glikozun aynı kaloriye sahip olmasına rağmen beyin ve metabolizma üzerinde farklı etkiler oluşturduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, özellikle ultra işlenmiş gıdalardaki ilave fruktoz tüketimine karşı uyarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Haziran ayında ABD'nin Philadelphia kentindeki Monell Chemical Senses Center araştırmacıları tarafından yürütülen çalışma, fruktoz ile glikozun aynı miktarda kalori içermesine rağmen beyin üzerinde farklı etkiler oluşturduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre iki şeker türü bağırsak-beyin ekseninde farklı yollar izliyor. Fruktozun açlık hissini artırabildiği, ruh halini olumsuz etkileyebildiği ve uzun vadede çeşitli hastalıklara yatkınlığı artırabileceği belirtildi.</p>

<h2>Gizli fruktoz kaynaklarına dikkat</h2>

<p>Uzmanlara göre fruktoz yalnızca meyvelerde bulunmuyor. Sofra şekeri yaklaşık yüzde 50 fruktoz ve yüzde 50 glikozdan oluşurken; gazlı içecekler, ketçap, aromalı yoğurtlar, granola, hazır soslar ve birçok paketli gıda da önemli miktarda fruktoz içeriyor.</p>

<p>En büyük risklerden birinin ise mısır nişastasından üretilen yüksek fruktozlu mısır şurubu (HFCS) olduğu belirtiliyor. Özellikle işlenmiş gıdalarda maliyeti düşürmek amacıyla kullanılan bu tatlandırıcı ABD'de yaygın olarak tüketilirken, Avrupa ve İngiltere'de benzer içerikler "glikoz-fruktoz şurubu" adıyla kullanılıyor.</p>

<h2>Uzmanlar uyarıyor: Sorun şeker değil, hangi şeker olduğu</h2>

<p>İngiliz basınına konuşan Prof. Robert Lustig, yıllardır "şeker zararlıdır" söyleminin öne çıktığını ancak tüm şeker türlerinin aynı etkiyi göstermediğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Lustig'e göre özellikle fruktoz; yağlı karaciğer hastalığı, insülin direnci, tip 2 diyabet ve demans riskini artırabiliyor. Karaciğerin fruktozu büyük ölçüde yağa dönüştürdüğünü belirten uzman, bunun zamanla yağlı karaciğer hastalığına zemin hazırlayabileceğini söyledi. İnsülin direncinin gelişmesiyle tip 2 diyabet riskinin yükseldiğini, uzun süre yüksek fruktoz tüketiminin kalp krizi ve bazı kanser türleriyle de ilişkili olabileceğini dile getirdi.</p>

<h2>Meyve zararlı değil, çözüm ilave şekeri azaltmak</h2>

<p>Uzmanlar, meyve tüketiminin zararlı olmadığına dikkat çekiyor. Bunun temel nedeni ise meyvelerin yalnızca fruktoz değil, aynı zamanda yüksek miktarda lif içermesi. Lif, fruktozun bağırsaklardan emilimini yavaşlatarak kan şekeri ve insülin üzerindeki etkisini azaltırken, bağırsak mikrobiyotasını da destekliyor.</p>

<p>Buna karşılık şekerlemeler, hazır soslar, aromalı yoğurtlar ve ultra işlenmiş gıdalar lif içermediği için fruktoz çok daha hızlı emiliyor.</p>

<p>Fruktozun zararlarını azaltmak için çeşitli takviyeler önerilse de Prof. Lustig, bu yöntemlere temkinli yaklaşıyor. Lustig, "Bunun bir hapı yok. Takviyeler fruktozun etkilerini ortadan kaldırmaz. En etkili yöntem, özellikle ultra işlenmiş gıdalardan alınan ilave fruktozu mümkün olduğunca azaltmaktır." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-ortaya-koydu-fruktoz-beyni-glikozdan-farkli-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/fruktoz.png" type="image/jpeg" length="54311"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Saat başı bir dakika hareket etmek sağlığı korumaya yetiyor mu?]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/saat-basi-bir-dakika-hareket-etmek-sagligi-korumaya-yetiyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/saat-basi-bir-dakika-hareket-etmek-sagligi-korumaya-yetiyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günün büyük bölümünü masa başında, ekran karşısında ya da hareketsiz geçiren milyonlarca kişi için küçük hareket molaları yeni bir sağlık önerisi olarak öne çıkıyor. Araştırmalar, kısa süreli hareketlerin uzun oturma sürelerinin vücutta oluşturduğu bazı olumsuz etkileri azaltabileceğine işaret ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde çalışma, iletişim ve eğlence alışkanlıklarının büyük ölçüde ekranlara taşınması, insanların gün içinde daha uzun süre oturmasına neden oluyor. Pek çok kişi düzenli egzersiz yapmanın hareketsiz yaşamın risklerini tamamen ortadan kaldırdığını düşünse de yeni araştırmalar, uzun süre kesintisiz oturmanın başlı başına sağlık açısından önemli bir risk oluşturabileceğini ortaya koyuyor. <strong>Nature Communications</strong> dergisinde yayımlanan bir araştırma, günlük hareket miktarının artırılmasının uzun süre oturmanın bazı olumsuz etkilerini azaltabildiğini ancak bu etkileri tamamen ortadan kaldırmadığını gösterdi. Çalışmada özellikle kalp ve damar hastalıkları, insülin direnci ve metabolik sorunlarla bağlantılı risklere dikkat çekildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzun süre oturmak vücutta nasıl değişimlere yol açıyor?</h2>

<p>ABD'deki Columbia Üniversitesi'nde egzersiz fizyolojisi uzmanı ve kalp-damar sağlığı araştırmacısı Keith Diaz, uzun süre hareketsiz kalmanın özellikle bacaklardaki kan dolaşımını olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. Saatler boyunca oturulduğunda kalça ve dizlerin bükülü kalması, damarlar üzerindeki baskıyı artırarak kan akışının yavaşlamasına neden olabiliyor. Bu durum, kanın bacaklarda daha fazla birikmesine ve dolaşım sisteminin zorlanmasına yol açabiliyor. Diaz, kasların uzun süre çalışmamasının da vücudun kan şekeri düzenleme mekanizmalarını etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Kasların aktif olmaması, insülin duyarlılığının azalmasına ve kan şekeri seviyelerinin yükselmesine zemin hazırlayabiliyor. İngiltere'de endokrinoloji uzmanı Dr. Andrew Kernohan da hareketsiz yaşam tarzının obezite, tip 2 diyabet ve kalp-damar hastalıkları riskini artırabileceğini ifade ediyor.</p>

<h2>Spor yapmak uzun süre oturmanın etkilerini tamamen silmiyor</h2>

<p>Düzenli egzersiz yapmak sağlık açısından önemli bir koruma sağlasa da günün geri kalanında uzun süre hareketsiz kalmak riskleri devam ettirebiliyor. Bilgisayar başında geçirilen uzun çalışma saatleri, araç yolculukları ve gün sonunda televizyon ya da telefon karşısında geçirilen zaman, toplam hareketsizlik süresini artırıyor. Bu nedenle yalnızca belirli saatlerde yapılan egzersiz, gün boyunca devam eden oturma alışkanlığının etkilerini tamamen dengelemeyebiliyor. Keith Diaz, egzersizin kalp hastalıkları ve erken ölüm riskini azaltmada önemli olduğunu ancak gün içine yayılan hareketlerle desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. Diaz,</p>

<blockquote>
<p>"Egzersiz yapan kişilerde riskler daha düşük olsa da gün boyunca ne kadar süre oturulduğuna da dikkat edilmesi gerekiyor"</p>
</blockquote>

<p>değerlendirmesinde bulunuyor.</p>

<h2>Kısa hareket molaları sağlık için etkili olabilir</h2>

<p>Bilimsel çalışmalar, gün içinde kısa süreli hareket aralarının sağlık üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini gösteriyor. "Movement snacks" olarak adlandırılan bu kısa hareket molaları, birkaç dakikalık yürüyüş veya ayağa kalkma gibi basit aktivitelerden oluşuyor. Keith Diaz'ın yürüttüğü araştırmalarda, her yarım saatte bir yapılan kısa yürüyüşlerin yemek sonrası kan şekeri yükselmesini azaltabildiği ve tansiyon değerlerinde iyileşme sağlayabildiği görüldü. Diaz, her saat yalnızca bir dakika hafif tempoda yürümenin bile tansiyon üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini belirtiyor. Bunun için yoğun egzersizlere ihtiyaç olmadığını, önemli olanın gün boyunca hareketi düzenli aralıklarla artırmak olduğunu ifade ediyor. Dr. Andrew Kernohan da günlük yürüyüşlere ek olarak direnç egzersizlerinin dahil edilmesinin hareketsizliğin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini aktarıyor.</p>

<h2>Günlük yaşamda daha fazla hareket etmek önem kazanıyor</h2>

<p>Sağlık araştırmalarındaki yeni yaklaşımlar, yalnızca spor yapmaya değil, gün içerisindeki toplam hareket miktarına da odaklanıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) da fiziksel hareketsizliğin azaltılması için düzenli aktivitenin yanı sıra uzun süre oturma alışkanlığının değiştirilmesine yönelik öneriler yayımlıyor. Araştırmalar, insan vücudunun saatler boyunca kesintisiz hareketsiz kalmaya uygun olmadığını gösteriyor. Bu nedenle kısa yürüyüşler yapmak, belirli aralıklarla ayağa kalkmak veya birkaç dakikalık hareket molaları vermek uzun vadede sağlık açısından önemli katkılar sağlayabiliyor. Gün içinde küçük değişiklikler yapmak, hareketsiz yaşamın oluşturduğu riskleri azaltmada etkili bir adım olarak değerlendiriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>bbc</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/saat-basi-bir-dakika-hareket-etmek-sagligi-korumaya-yetiyor-mu</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 16:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/ofiste-yuruyus.png" type="image/jpeg" length="86191"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Süt tek başına yeterli değil: Kemikleri güçlendiren 5 besin]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/sut-tek-basina-yeterli-degil-kemikleri-guclendiren-5-besin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/sut-tek-basina-yeterli-degil-kemikleri-guclendiren-5-besin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kemik sağlığı yalnızca çocukluk dönemini değil, ilerleyen yaşlardaki yaşam kalitesini de belirliyor. Günlük beslenmede yapılacak küçük değişikliklerin kemik kaybını yavaşlatabileceği belirtilirken, süt dışında da dikkat çeken besinler öne çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kemik yoğunluğu, çocukluk ve genç yetişkinlik döneminde ulaşılan en yüksek seviyeden sonra yaş ilerledikçe doğal olarak azalmaya başlıyor. Bu süreç fark edilmeden ilerlese de ilerleyen yıllarda kırık riskini artırabiliyor. Bilimsel araştırmalar ise dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktivitenin kemik sağlığını korumada önemli rol oynadığını ortaya koyuyor.</p>

<h2>Kemik kaybı yıllar önce başlıyor</h2>

<p>İngiltere'deki <strong>Southampton Üniversitesi</strong>'nde küresel kas-iskelet sağlığı profesörü <strong>Kate Ward</strong>, ileri yaşlarda sahip olunan kemik gücünün çocukluk ve gençlik yıllarında oluşturulan kemik rezervine bağlı olduğunu belirtiyor. Ward, yaşlanmayla birlikte kemik yoğunluğunun azalmaya başladığını ve bu sürecin tamamen durdurulamasa da sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla yavaşlatılabileceğini ifade ediyor. Özellikle kadınlarda menopoz sonrası dönemde kemik kaybının hızlandığına dikkat çekilirken, erkeklerin de ilerleyen yaşlarda osteoporoz riskiyle karşı karşıya kaldığı vurgulanıyor. Kemik erimesi çoğu zaman belirti vermeden ilerlediği için düzenli kontrollerin de önem taşıdığı belirtiliyor.</p>

<h2>Süt ürünleri kemiklerin temel destekçilerinden biri</h2>

<p>Süt, yoğurt ve peynir; kalsiyum, protein ve D vitamini açısından zengin içerikleriyle kemik sağlığının korunmasına katkı sağlıyor. Araştırmalarda süt ürünleri tüketiminin artırıldığı yaşlı bireylerde düşme ve kalça kırığı riskinin azaldığı görüldü. Bilim insanları, bu etkinin yalnızca kalsiyumdan değil, protein ile birlikte sağlanan besin kombinasyonundan kaynaklanabileceğini değerlendiriyor. Günlük kalsiyum ihtiyacının yaşa ve sağlık durumuna göre değiştiği belirtilirken, özellikle osteoporoz riski taşıyan bireylerin yeterli alım konusunda dikkatli olması öneriliyor.</p>

<h2>Soya ürünleri ve chia tohumu öne çıkıyor</h2>

<p>Kate Ward, süt tüketmeyenler için tofu, edamame ve tempeh gibi soya ürünlerinin güçlü alternatifler arasında yer aldığını söylüyor. Soya ürünleri yalnızca kalsiyum sağlamıyor, aynı zamanda izoflavon adı verilen bitkisel bileşenler sayesinde özellikle menopoz sonrası kadınlarda kemik mineral yoğunluğunu destekleyebiliyor. Chia tohumu ise içerdiği kalsiyum, magnezyum, fosfor ve omega-3 yağ asitleriyle dikkat çekiyor. Hayvan deneylerinde olumlu sonuçlar elde edilse de araştırmacılar, aynı etkinin insanlar üzerindeki etkisini doğrulamak için daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç olduğunu belirtiyor.</p>

<h2>Kurutulmuş meyveler ve balık da önemli kaynaklar</h2>

<p>Kuru incir, kuru kayısı ve özellikle kuru erik; kalsiyum, magnezyum ve antioksidan bileşikleriyle kemik sağlığını destekleyen besinler arasında yer alıyor. Yapılan çalışmalarda düzenli kuru erik tüketen kadınlarda kemik kaybının daha düşük olduğu gözlemlendi. Bunun yanında konserve sardalya ve somon gibi yağlı balıklar da hem yüksek kalsiyum hem de kaliteli protein içeriyor. <strong>Tufts Üniversitesi</strong> Tıp Fakültesi'nden kemik ve kas fonksiyonları profesörü <strong>Bess Dawson-Hughes</strong>, "Kemik ve kas aslında tek bir sistem olarak düşünülmelidir. Kas gücünüzü koruyabilirseniz, düşme riskinizi azaltır ve kırık riskinizi önemli ölçüde düşürürsünüz" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Takviyeler herkes için gerekli olmayabilir</h2>

<p>Londra'daki <strong>Guy's Hastanesi</strong> osteoporoz biriminde araştırma görevlisi <strong>Amelia Moore</strong>, D vitamini ve kalsiyum takviyelerinin etkisinin kişiden kişiye değişebileceğini belirtiyor. Moore, sağlıklı bireylerde takviyelerin kırıkları önlediğine dair net kanıt bulunmadığını, ancak güneş ışığına yeterince maruz kalmayan yaşlı bireyler ve risk grubundaki kişiler için fayda sağlayabileceğini ifade ediyor. Araştırmalar, gereğinden fazla D vitamini kullanımının ise beklenen faydayı sağlamayabileceğini gösteriyor. Bilim insanları, kemik sağlığını korumanın en etkili yolunun çeşitli besinlerden oluşan dengeli bir beslenme düzenini düzenli ağırlık taşıyan egzersizlerle desteklemek olduğu görüşünde birleşiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>bbc</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/sut-tek-basina-yeterli-degil-kemikleri-guclendiren-5-besin</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 16:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/kemik-1.png" type="image/jpeg" length="86667"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni araştırma dikkat çekti: Obezite alzheimer riskini artırıyor!]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-dikkat-cekti-obezite-alzheimer-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-dikkat-cekti-obezite-alzheimer-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir bilimsel araştırma, obezitenin yalnızca kilo artışına yol açmadığını, beyne gönderilen biyolojik sinyalleri değiştirerek Alzheimer hastalığı riskini artırabilecek mekanizmaları da tetikleyebileceğini ortaya koydu. Araştırmacılar, bu süreçte rol oynayan yağ moleküllerinin gelecekte yeni tedavi yöntemlerinin hedefi olabileceğini düşünüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Houston Methodist araştırmacılarının <i>Molecular Neurodegeneration</i> dergisinde yayımlanan çalışmasına göre, obezite yalnızca metabolizmayı değil, beyne gönderilen biyolojik sinyalleri de değiştiriyor. Araştırmacılar, bu değişimin Alzheimer hastalığıyla ilişkili hasarı artırabilecek mekanizmaları harekete geçirebildiğini belirledi.</p>

<p>Çalışmada, hücre zarlarında bulunan 'fosfatidiletanolamin (PE)' adı verilen yağ moleküllerinin obeziteyle birlikte arttığı ve küçük taşıyıcı yapılarla beyne ulaşabildiği tespit edildi. Araştırmaya göre bu moleküller, beyne ulaştığında sinir hücreleri arasındaki iletişimi bozabiliyor, bağışıklık sistemini zayıflatabiliyor ve amiloid proteinlerinin birikmesini teşvik edebiliyor.</p>

<h2>Yağ molekülleri yeni tedavi umudu olabilir</h2>

<p>Araştırmanın ortak yürütücülerinden Houston Methodist Chao Center for BRAIN araştırmacısı Dr. Stephen Wong, "Obezite, sinyallerin beyne ulaşma şeklini değiştirebilir. Sevindirici olan ise bunun tedavi edilebilir bir süreç olabileceğini düşünmemizdir." ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmada ayrıca PE moleküllerinin dengesinin yeniden sağlanmasının, Alzheimer modellerinde beyin fonksiyonlarını ve bilişsel performansı iyileştirdiği gözlemlendi. Bilim insanları, bu yağ moleküllerini veya beyne taşınmalarını sağlayan mekanizmaları hedef alan tedavilerin, obeziteye bağlı Alzheimer riskini azaltmada yeni bir yaklaşım sunabileceğini belirtti.</p>

<h2>İnsanlarda kullanım için daha fazla araştırma gerekiyor</h2>

<p>Araştırmanın ortak yürütücülerinden Dr. Li Yang ise bu bulguların insanlar üzerinde kullanılabilecek tedavilere dönüşebilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-dikkat-cekti-obezite-alzheimer-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 18:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/obezite-10.png" type="image/jpeg" length="95022"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Araştırma ortaya koydu: İlk 2 yılda şekeri azaltanlarda demans riski daha düşük]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-ortaya-koydu-ilk-2-yilda-sekeri-azaltanlarda-demans-riski-daha-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-ortaya-koydu-ilk-2-yilda-sekeri-azaltanlarda-demans-riski-daha-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nin yayımladığı yeni araştırma, yaşamın ilk iki yılında şeker tüketiminin sınırlandırılmasının ilerleyen yaşlarda demans riskini azaltabileceğine işaret etti. Çalışmada, erken dönemde daha az şekere maruz kalan bireylerde demans riskinin yüzde 23 daha düşük olduğu belirlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, yaşamın ilk iki yılında şeker tüketiminin sınırlandırılmasının ilerleyen yaşlarda beyin sağlığı üzerinde olumlu etkiler sağlayabileceğini ortaya koyan yeni bir araştırmaya imza attı.</p>

<p>Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen ve <i>Neurology</i> dergisinde yayımlanan çalışmada, Birleşik Krallık'ta II. Dünya Savaşı sonrasında şeker karnesinin kaldırılmasıyla değişen beslenme alışkanlıkları mercek altına alındı.</p>

<h2>65 bin kişinin verileri analiz edildi</h2>

<p>Araştırma kapsamında yaklaşık 65 bin kişinin yer aldığı UK Biobank verileri incelendi. Bilim insanları, şeker kısıtlamasının uygulandığı dönemde yaşamının ilk iki yılını geçiren bireylerle, kısıtlamanın kaldırılmasının ardından doğan kişileri karşılaştırdı.</p>

<p>Bu sayede erken çocukluk dönemindeki şeker tüketiminin uzun vadeli sağlık üzerindeki etkileri değerlendirildi.</p>

<h2>Demans riski yüzde 23 daha düşük çıktı</h2>

<p>Araştırmanın sonuçlarına göre, yaşamın ilk iki yılında daha az şekere maruz kalan kişilerde demans görülme riskinin yaklaşık yüzde 23 daha düşük olduğu belirlendi.</p>

<p>Ayrıca bu gruptaki bireylere demans tanısının ortalama 2,5 yıl daha geç konulduğu tespit edildi. Bulgular, erken çocukluk dönemindeki beslenme alışkanlıklarının ileri yaşlardaki beyin sağlığı üzerinde önemli rol oynayabileceğine işaret etti.</p>

<h2>'Daha fazla araştırmaya ihtiyaç var' uyarısı</h2>

<p>Araştırmanın yazarlarından Jiazhen Zheng, elde edilen sonuçların yaşamın en erken dönemlerinde şeker tüketimini sınırlandırmanın beyin sağlığı açısından uzun vadeli faydalar sağlayabileceğini gösterdiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte araştırmacılar, çalışmanın doğrudan neden-sonuç ilişkisini kanıtlamadığını vurgulayarak, erken yaşta şeker tüketimi ile demans arasındaki bağlantının netleşmesi için daha kapsamlı bilimsel araştırmalara ihtiyaç bulunduğunun altını çizdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-ortaya-koydu-ilk-2-yilda-sekeri-azaltanlarda-demans-riski-daha-dusuk</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 17:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/seker-3.png" type="image/jpeg" length="68631"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hafızayı güçlendiren mekanizma bağırsakta saklı olabilir!]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/hafizayi-guclendiren-mekanizma-bagirsakta-sakli-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/hafizayi-guclendiren-mekanizma-bagirsakta-sakli-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Communications dergisinde yayımlanan yeni araştırma, bağırsak ile beyin arasındaki iletişimin hafıza oluşumunda kritik rol oynayabileceğini ortaya koydu. Çalışmada, besleyici gıdaların hafızayı desteklediği, uzun süre sağlıksız beslenmenin ise bu iletişimi zayıflatarak hafıza performansını olumsuz etkileyebileceği belirlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>ABD'deki USC Dornsife College of Letters, Arts and Sciences araştırmacıları tarafından yürütülen ve Nature Communications dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bağırsak ile beyin arasındaki iletişimin hafıza üzerinde önemli bir rol oynayabileceğini ortaya koydu. Çalışma, sindirim sistemi ile beyin arasında bilgi taşıyan vagus sinirinin, yalnızca açlık ve tokluk hissini değil, anıların oluşum sürecini de etkileyebileceğini gösterdi.</p>

<h2>Besleyici gıdalar hafıza sinyallerini güçlendirdi</h2>

<p>Araştırma kapsamında sıçanlar üzerinde gerçekleştirilen deneylerde, besin değeri yüksek yiyeceklerin tüketilmesinin beynin öğrenme ve hafızadan sorumlu bölgesi olan hipokampusta hafıza oluşumunu destekleyen sinyalleri artırdığı tespit edildi.</p>

<p>Ancak bağırsak ile beyin arasındaki iletişim kesildiğinde bu etkinin ortadan kalktığı görüldü. İletişimi bozulan hayvanların, yiyeceklerin bulunduğu yerleri hatırlamakta belirgin şekilde zorlandığı belirlendi.</p>

<h2>Tat değil, besin değeri etkili</h2>

<p>Araştırma, beynin yalnızca yiyeceğin tadına değil, içerdiği besin değerine de tepki verdiğini ortaya koydu.</p>

<p>Şeker ve yağ bakımından zengin besinlerin hafızayla ilişkili beyin yollarını harekete geçirdiği görülürken, sadece tatlı tada sahip ancak kalori içermeyen gıdaların aynı etkiyi oluşturmadığı saptandı. Bu bulgu, beynin enerji içeriğini algılayarak hafızayla bağlantılı mekanizmaları devreye soktuğunu gösterdi.</p>

<h2>Uzun süreli sağlıksız beslenme kalıcı etki bırakabilir</h2>

<p>Çalışmada ayrıca uzun süre şeker ve yağ açısından zengin beslenmenin, bağırsak ile beyin arasındaki iletişimi zamanla zayıflattığı belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar, sağlıksız beslenmeye maruz kalan hayvanların daha sonra normal beslenme düzenine dönmelerine rağmen hafızayla ilgili testlerde daha düşük performans sergilediğini tespit etti. Bu durum, beslenme alışkanlıklarının beyin fonksiyonları üzerinde uzun vadeli etkiler oluşturabileceğine işaret etti.</p>

<h2>Alzheimer tedavileri için yeni bir kapı aralanabilir</h2>

<p>Araştırmanın kıdemli yazarı Prof. Scott Kanoski, hipokampustaki asetilkolin sinyalinin bozulmasının Alzheimer hastalığında görülen en erken biyolojik değişikliklerden biri olduğunu belirterek, vagus sinirini hedef alan yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilecek önemli bulgular elde ettiklerini ifade etti.</p>

<p>Araştırmacılar ise elde edilen sonuçların umut verici olduğunu ancak aynı mekanizmanın insanlarda da geçerli olup olmadığının ortaya konulabilmesi için daha kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç bulunduğunu vurguladı.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/hafizayi-guclendiren-mekanizma-bagirsakta-sakli-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2025/11/beyin-tumoru-34028-54301-b.jpg" type="image/jpeg" length="36298"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
