<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İzmir’de Son Dakika Haber</title>
    <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr</link>
    <description>İzmir haberleri ve son dakika gelişmeleri için izmirdesondakika.com.tr. İzmir'den güncel yerel haberler, spor, ekonomi, siyaset, teknoloji, magazin ve daha fazlasını takip edin. İzmir'in en güvenilir ve etkili haber kaynağı.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 29 Jun 2026 05:50:20 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[TÜİK açıkladı: Türkiye’de en çok ölüme neden olan hastalık belli oldu]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/tuik-acikladi-turkiyede-en-cok-olume-neden-olan-hastalik-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/tuik-acikladi-turkiyede-en-cok-olume-neden-olan-hastalik-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2025 yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri’ne göre Türkiye’de en fazla ölüme dolaşım sistemi hastalıkları neden oldu. Toplam ölüm sayısı 491 bin 684’e yükselirken, kanser ve solunum sistemi hastalıkları da en sık görülen ölüm nedenleri arasında yer aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK verilerine göre Türkiye’de ölüm sayısı 2024 yılında 489 bin 734 iken, 2025 yılında 491 bin 684 olarak kaydedildi. Hayatını kaybedenlerin yüzde 55,1’ini erkekler, yüzde 44,9’unu ise kadınlar oluşturdu.Ölüm nedenleri incelendiğinde, dolaşım sistemi hastalıkları yüzde 34,7’lik oranla ilk sırada yer aldı. Bu hastalık grubunu yüzde 16,1 ile iyi ve kötü huylu tümörler, yüzde 15,1 ile solunum sistemi hastalıkları takip etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Dolaşım sistemi hastalıklarında Çanakkale ilk sırada</h2>

<p>Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümler illere göre değerlendirildiğinde, en yüksek oran yüzde 47,7 ile Çanakkale’de görüldü. Çanakkale’yi yüzde 42,8 ile Balıkesir, yüzde 42,2 ile Hatay ve yüzde 42,0 ile Burdur izledi. Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölüm oranının en düşük olduğu il ise yüzde 25,4 ile Kilis oldu. Kilis’in ardından en düşük oranlar Hakkari’de yüzde 28,7, İstanbul’da yüzde 28,9 ve Kayseri’de yüzde 29,0 olarak kayıtlara geçti.</p>

<h2>Kanser kaynaklı ölümlerde en sık neden akciğer ve solunum yolu tümörleri</h2>

<p>TÜİK verilerinde iyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklanan ölümler de detaylandırıldı. Buna göre tümör kaynaklı ölümlerin yüzde 28,9’u gırtlak, soluk borusu, bronş ve akciğerin kötü huylu tümörlerinden kaynaklandı. Bunu yüzde 8 ile kolon kanseri, yüzde 7,6 ile lenfoid ve hematopoetik sistemin kötü huylu tümörleri takip etti. İllere göre değerlendirildiğinde tümör kaynaklı ölüm oranının en yüksek olduğu il yüzde 22,4 ile Ağrı oldu. Ağrı’yı yüzde 19,8 ile Van, yüzde 19,5 ile Kocaeli ve Ankara, yüzde 19,4 ile Elazığ izledi. Tümör kaynaklı ölüm oranının en düşük olduğu il ise yüzde 9,7 ile Kilis olarak açıklandı.</p>

<h2>Bebek ölüm hızı geriledi</h2>

<p>TÜİK’in açıkladığı verilere göre bebek ölüm sayısında da düşüş yaşandı. 2024 yılında 8 bin 484 olan bebek ölüm sayısı, 2025 yılında 6 bin 988’e geriledi. Bin canlı doğum başına düşen bebek ölüm hızının ise 2024 yılında binde 9 iken, 2025 yılında binde 7,8 olduğu açıklandı. Beş yaş altı ölüm hızında da düşüş görüldü. Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden bu oran, 2024 yılında binde 11,1 iken 2025 yılında binde 9,5 olarak kaydedildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>cnn</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/tuik-acikladi-turkiyede-en-cok-olume-neden-olan-hastalik-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 15:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/06/is-insani-75-8.png" type="image/jpeg" length="65408"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Regl ağrılarında hangi ilaç daha etkili?]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/regl-agrilarinda-hangi-ilac-daha-etkili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/regl-agrilarinda-hangi-ilac-daha-etkili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İngiltere’de milyonlarca alışveriş verisi incelenerek yapılan araştırma, kadınların regl sancıları için en sık tercih ettiği ağrı kesicinin en etkili seçenek olmayabileceğini ortaya koydu. Uzmanlar, rahim kasılmalarında etkili olması nedeniyle birçok kişi için ibuprofenin daha uygun olabileceğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adet döneminde yaşanan sancılar, milyonlarca kadının günlük yaşamını etkileyen en yaygın sağlık sorunlarından biri olurken, regl ağrılarında hangi ağrı kesicinin daha etkili olduğu yeniden gündeme geldi. İngiltere’de yapılan kapsamlı bir araştırma, kadınların adet sancısı için sıklıkla tercih ettiği ilaçların etkileri konusunda dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. İngiltere’de bir süpermarket zincirinin 10 yıl boyunca elde edilen kasa fişleri üzerinden yapılan araştırmada, toplam 211 milyon alışveriş işlemi incelendi. Araştırmacılar, adet ürünleriyle birlikte satın alınan ağrı kesicileri analiz ederek kadınların regl ağrılarıyla nasıl başa çıktığına ilişkin önemli veriler elde etti. Araştırmaya göre kadınların regl ürünleriyle birlikte en sık aldığı ağrı kesici parasetamol oldu. Tampon veya hijyenik ped alışverişlerinin yaklaşık yarısında bir ağrı kesici de satın alındığı görülürken, tercih edilen ilaçların yaklaşık üçte ikisini parasetamol içeren ürünler oluşturdu. İbuprofen içeren ağrı kesicilerin oranı ise daha düşük kaldı.</p>

<h2>Uzmanlara göre ibuprofen neden öne çıkıyor?</h2>

<p>Uzmanlar, parasetamolün etkili bir ağrı kesici olduğunu ancak regl sancılarında her zaman ilk tercih olmayabileceğini belirtiyor. Bunun nedeni ise adet döneminde yaşanan ağrının kaynağıyla ilgili. Regl sancısı, rahmin iç tabakasını dışarı atabilmek için kasılmasıyla ortaya çıkıyor. Bu süreçte vücutta prostaglandin adı verilen hormon benzeri maddelerin seviyesi yükseliyor. Prostaglandinler rahim kaslarının daha güçlü kasılmasına neden olurken, ağrı ve krampların da artmasına yol açabiliyor.</p>

<p>İbuprofen ise steroid olmayan antiinflamatuar ilaçlar grubunda yer alıyor ve prostaglandin üretimini azaltarak hem ağrının hem de iltihabi sürecin hafiflemesine yardımcı oluyor. Bu nedenle uzmanlar, özellikle kasılma kaynaklı regl ağrılarında ibuprofenin daha etkili olabileceğini ifade ediyor.</p>

<p>Parasetamol ise ağırlıklı olarak beyindeki ağrı sinyallerini azaltarak etki gösteriyor. Bu nedenle baş ağrısı veya ateş gibi durumlarda sık tercih edilirken, rahim kasılmalarına bağlı regl sancılarında ibuprofen kadar hedefe yönelik olmayabileceği belirtiliyor.</p>

<h2>“Kadın sağlığı konusunda hâlâ araştırma eksikliği var”</h2>

<p>Araştırmanın ortaklarından Bristol Üniversitesi’nden Dr. Anya Skatova, elde edilen verilerin tüm ülkeyi tamamen temsil etmese de kadınların regl döneminde hangi ilaçları tercih ettiğine dair önemli bir tablo sunduğunu söyledi.</p>

<p>Nottingham Üniversitesi’nden Prof. James Goulding ise adet ağrıları konusunda hâlâ yeterli araştırma bulunmadığına dikkat çekti.</p>

<p>Goulding, regl sancılarının uzun yıllardır milyonlarca kadının hayatını etkilediğini ancak bu alanda daha fazla çalışma yapılması gerektiğini belirterek, “Kadınların yaşadığı bu kadar yaygın bir sağlık sorununa ilişkin bilgilerimizin hâlâ sınırlı olması önemli bir konu” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<h2>Regl ağrısını azaltmak için neler yapılabilir?</h2>

<p>Uzmanlara göre regl ağrılarını azaltmak için yalnızca ilaç kullanımı değil, günlük yaşam alışkanlıkları da önem taşıyor. Hafif egzersiz, sıcak uygulama, yeterli uyku ve stres yönetiminin bazı kişilerde ağrıların azalmasına yardımcı olabileceği belirtiliyor.</p>

<p>İbuprofenin ise bazı uzmanlar tarafından ağrı başlamadan önce, özellikle adet döneminin yaklaşacağı biliniyorsa daha etkili olabileceği ifade ediliyor. Çünkü ilaç, prostaglandin üretimi yükselmeden önce alındığında daha iyi sonuç verebiliyor.</p>

<p>Ancak her ilaçta olduğu gibi ibuprofenin de herkes için uygun olmadığı konusunda uyarılar yapılıyor. Mide problemleri, bazı kronik hastalıklar veya farklı ilaç kullanımları bulunan kişilerin ağrı kesici kullanmadan önce sağlık uzmanına danışması gerekiyor.</p>

<h2>Şiddetli regl ağrısı başka hastalıkların habercisi olabilir</h2>

<p>Uzmanlar, günlük yaşamı aksatacak kadar yoğun regl ağrılarının her zaman normal kabul edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Şiddetli ve sürekli tekrarlayan sancılar; endometriozis, miyom veya farklı jinekolojik sorunların belirtisi olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık kuruluşları, özellikle ağrı nedeniyle işe, okula ya da günlük aktivitelere devam edemeyen kişilerin bir kadın doğum uzmanına başvurmasını öneriyor.</p>

<p>Araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlar ise regl ağrılarında kullanılan ilaç tercihlerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Uzmanlara göre doğru ağrı kesici seçimi, kişinin yaşadığı ağrının nedenine ve sağlık durumuna göre belirlenmeli.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/regl-agrilarinda-hangi-ilac-daha-etkili</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 12:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/06/is-insani-75-7.png" type="image/jpeg" length="17479"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilimden ezber bozan keşif: Beyin her yaşta kendini yeniliyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilimden-ezber-bozan-kesif-beyin-her-yasta-kendini-yeniliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilimden-ezber-bozan-kesif-beyin-her-yasta-kendini-yeniliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim dünyasının son yıllardaki en önemli keşiflerinden biri olan nöroplastisite, insan beyninin sanıldığı gibi sabit olmadığını ortaya koyuyor. Uzmanlara göre beyin, yaş kaç olursa olsun yeni deneyimler, düşünceler ve alışkanlıklarla kendini yeniden şekillendirebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur” ya da “Bu yaştan sonra ben değişmem” gibi yıllardır kullanılan ifadeler, modern nörobilim araştırmalarıyla birlikte yeniden tartışmaya açıldı. Bilim insanları, insan beyninin yaşam boyunca değişebilen ve kendini yenileyebilen bir yapıya sahip olduğunu belirtiyor. “Nöroplastisite” olarak adlandırılan bu özellik, beynin yeni deneyimler, öğrenme süreçleri, düşünce biçimleri ve günlük alışkanlıklar aracılığıyla sinirsel bağlantılarını yeniden düzenleyebilmesi anlamına geliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre bu durum yalnızca psikolojik bir değişim değil, aynı zamanda beynin fiziksel yapısında meydana gelen biyolojik bir dönüşüm olarak değerlendiriliyor. Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri, insan beyninin değişime kapalı bir yapı olmadığını belirterek, “Zihnimiz, ona gün içinde nasıl davrandığımıza, neye odaklandığımıza, hangi düşünce kalıplarını tekrar ettiğimize göre şekillenir. Değişmek sadece psikolojik bir karar değil, biyolojik bir süreçtir” ifadelerini kullanıyor.</p>

<h2>“Plastik beyin” kavramı ne anlama geliyor?</h2>

<p>Nöroplastisite, beynin deneyimler ve davranışlar sayesinde sinir ağlarını yeniden oluşturabilme kapasitesi olarak tanımlanıyor. Beyindeki sinir hücreleri arasında oluşan bağlantılar, kullanılan yolların güçlenmesiyle daha kalıcı hale gelirken, kullanılmayan bağlantılar zaman içerisinde zayıflayabiliyor. Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri, bu süreci ormanda oluşan patikalara benzetiyor. Gözeri,</p>

<blockquote>
<p>“Beyindeki değişim süreci, ormanda yeni kullanılmaya başlanan bir patikaya benzer. Aynı yoldan tekrar tekrar geçtikçe o patika belirginleşir ve genişler. Kullanılmayan eski yollar ise zamanla silikleşir. Beynimiz statik değil, sürekli yeniden düzenlenen canlı bir sistemdir”</p>
</blockquote>

<p>değerlendirmesinde bulunuyor. Bu nedenle insanların karakter özelliklerinin, düşünce biçimlerinin ve davranış alışkanlıklarının tamamen değişmez olduğu düşüncesi bilimsel olarak geçerliliğini kaybediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Küçük alışkanlıklar bile beyni yeniden şekillendiriyor</h2>

<p>Uzmanlara göre beynin değişmesi için büyük travmalar ya da hayatı tamamen değiştiren olaylar yaşamak gerekmiyor. Günlük yaşam içinde yapılan küçük değişiklikler bile beynin yeni bağlantılar oluşturmasına yardımcı olabiliyor. Bir düşünceyi tekrar tekrar zihinden geçirmek, belirli davranışları alışkanlık haline getirmek veya yeni bir beceri öğrenmek, beynin ilgili bölgelerinde değişim yaratabiliyor. Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri, “Gün içinde dikkatimizi nereye verdiğimiz, hangi düşünceleri beslediğimiz ve hangi davranışları tekrar ettiğimiz beynimizin çalışma biçimini etkiler. Biz farkında olmasak bile beynimiz sürekli kendini yeniden düzenler” diyor.</p>

<h2>Psikolojik değişimin beyinde fiziksel karşılığı var</h2>

<p>Terapi süreçlerinde görülen zihinsel dönüşümlerin de aslında beyindeki fiziksel değişimlerin sonucu olduğu belirtiliyor. Bir kişinin olaylara farklı bakmayı öğrenmesi, eski davranış kalıplarını değiştirmesi veya geçmiş deneyimlerle kurduğu ilişkiyi yeniden düzenlemesi yalnızca düşünsel bir süreç olarak görülmüyor. Uzmanlara göre bu süreçler, beyinde yeni sinir yollarının oluşması ve mevcut bağlantıların yeniden güçlenmesiyle gerçekleşiyor. Gözeri,</p>

<blockquote>
<p>“Terapi sürecinde kişinin bakış açısının değişmesi, yeni davranışlar geliştirmesi veya geçmiş yaşantılarla kurduğu bağın dönüşmesi, beynin fiziksel olarak yeniden yapılanmasının bir yansımasıdır”</p>
</blockquote>

<p>ifadelerini kullanıyor.</p>

<h2>Beynin en büyük destekçileri</h2>

<p>Uzmanlar, nöroplastisite kapasitesinin desteklenmesi için bazı temel alışkanlıkların önemine dikkat çekiyor.</p>

<ul>
 <li>
 <h3>Düzenli egzersiz</h3>
 </li>
</ul>

<p>Fiziksel hareketin beyin sağlığı üzerinde güçlü etkileri bulunuyor. Düzenli egzersizin, yeni sinir hücrelerinin oluşumunu desteklediği ve beyin hücreleri arasındaki iletişimi güçlendiren bazı biyolojik süreçleri harekete geçirdiği belirtiliyor.</p>

<ul>
 <li>
 <h3>Kaliteli uyku</h3>
 </li>
</ul>

<p>Uyku sırasında beynin gün içinde edinilen bilgileri işlediği ve hafızayı güçlendirdiği biliniyor. Yeterli ve kaliteli uyku, öğrenilen bilgilerin kalıcı hale gelmesi ve sinirsel bağlantıların güçlenmesi açısından önemli bir rol oynuyor.</p>

<ul>
 <li>
 <h3>Yeni deneyimler ve öğrenme</h3>
 </li>
</ul>

<p>Yeni bir dil öğrenmek, farklı bir beceri edinmek, müzikle ilgilenmek ya da günlük rutinin dışına çıkmak beynin yeni bağlantılar oluşturmasına katkı sağlıyor. Uzmanlara göre yeni deneyimler, beynin kullanılmayan bölgelerini harekete geçirerek zihinsel esnekliği artırabiliyor.</p>

<h2>“Değişim için geç değil”</h2>

<p>Bilimsel bulgular, insan beyninin yaş ilerledikçe tamamen değişmez hale gelmediğini gösteriyor. Uzmanlar, yaş fark etmeksizin yeni alışkanlıklar edinmenin, düşünce biçimlerini dönüştürmenin ve öğrenmeye devam etmenin beynin yapısını etkileyebileceğini belirtiyor. Nöroplastisite araştırmaları, insanın kendisini yeniden geliştirme kapasitesinin yaşam boyunca devam ettiğini ortaya koyarken, “Ben değişmem” düşüncesinin yerini “Beynim değişebilir” anlayışına bırakabileceğini gösteriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>CNN</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilimden-ezber-bozan-kesif-beyin-her-yasta-kendini-yeniliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/06/beyin-8.png" type="image/jpeg" length="36145"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gözdeki değişim Alzheimer’ın erken sinyali olabilir]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/gozdeki-degisim-alzheimerin-erken-sinyali-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/gozdeki-degisim-alzheimerin-erken-sinyali-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Florida Üniversitesi öncülüğünde yapılan araştırmada, yapay zekâ ile 40 binden fazla kişinin retina görüntüleri incelendi. Çalışma, retina değişikliklerinin Alzheimer riskine dair erken biyolojik ipuçları taşıyabileceğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, gözün arka kısmında yer alan ve ışığa duyarlı sinir dokusu olan retinanın, Alzheimer hastalığına ilişkin erken biyolojik değişiklikleri yansıtabileceğini ortaya koydu. Araştırmaya göre retina görüntüleri hastalığı doğrudan teşhis etmese de, Alzheimer gelişme riskiyle ilişkili ipuçlarını yıllar öncesinden gösterebiliyor.</p>

<h2>40 bin kişilik yapay zeka analizi</h2>

<p>Florida Üniversitesi’nden biyomedikal mühendis Ruogu Fang liderliğindeki araştırma ekibi, UK Biobank veritabanında yer alan 40 binden fazla katılımcıya ait 62 bin 876 retina görüntüsünü yapay zeka ile analiz etti.</p>

<p>Çalışmada, Alzheimer riskini etkilediği bilinen yaş, sigara kullanımı, uyku düzeni, alkol tüketimi, depresyon, vücut kitle indeksi ve tansiyon gibi 12 farklı faktörü tahmin edebilen derin öğrenme modelleri geliştirildi.</p>

<h2>Retinada görülen biyolojik değişiklikler</h2>

<p>Analiz sonuçlarına göre retina yaşlanmasına işaret eden bazı yapısal değişikliklerin Alzheimer riskiyle ilişkili olduğu belirlendi. Özellikle damar sertleşmesi, kan damarı yoğunluğunda azalma ve optik sinirin incelmesi dikkat çekti.</p>

<p>Araştırmacılar, ilerleyen yıllarda Alzheimer geliştiren kişilerde retinadaki küçük atardamarların daralma eğilimi gösterdiğini de tespit etti.</p>

<h2>Küçük damarlar önemli ipuçları veriyor</h2>

<p>Bilim insanları bu bulguların, sinir sistemi ile damar sağlığı arasındaki işlevsel bozukluklara işaret edebileceğini değerlendiriyor. Ancak ilişkinin kesin neden-sonuç bağlantısının ortaya konulabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.</p>

<h2>Rutin göz muayeneleri yeni bir rol üstlenebilir</h2>

<p>Araştırmaya göre retina görüntüleme teknolojileri, yalnızca göz hastalıklarının değil, demans ve nörolojik hastalık risklerinin izlenmesinde de kullanılabilir.</p>

<p>Bugün diyabet, glokom ve katarakt gibi hastalıkların takibinde yaygın olarak kullanılan retina görüntülerinin, gelecekte beyin sağlığı hakkında da önemli biyolojik veriler sunabileceği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmanın sonuçları Journal of Alzheimer's Disease adlı dergide yayımlandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/gozdeki-degisim-alzheimerin-erken-sinyali-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/05/alzheimer-4.png" type="image/jpeg" length="76141"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Babalar Günü öncesi iki aileye çifte mutluluk: Oğuldan babaya, damattan kayınpedere organ bağışı]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/babalar-gunu-oncesi-iki-aileye-cifte-mutluluk-oguldan-babaya-damattan-kayinpedere-organ-bagisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/babalar-gunu-oncesi-iki-aileye-cifte-mutluluk-oguldan-babaya-damattan-kayinpedere-organ-bagisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’de gerçekleştirilen iki başarılı organ nakli operasyonu, Babalar Günü öncesinde iki aileye umut oldu. Muşlu Hıyasettin Gök, oğlunun bağışladığı karaciğer dokusuyla sağlığına kavuşurken, Somalı Metin Erkan ise damadı İbrahim Gün’ün bağışladığı böbrekle yeniden hayata tutundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Babalar Günü öncesinde İzmir’de gerçekleştirilen iki organ nakli operasyonu, fedakârlığın ve aile bağlarının en güzel örneklerinden biri oldu. Muş’un Bulanık ilçesinden gelen 57 yaşındaki Hıyasettin Gök, oğlu Sedat Gök’ün bağışladığı karaciğer dokusuyla yeni bir yaşama adım atarken, Manisa’nın Soma ilçesinden gelen 62 yaşındaki Metin Erkan ise damadı İbrahim Gün’ün bağışladığı böbrekle diyalizden kurtuldu.</p>

<h2>Oğlundan aldığı karaciğerle yeniden hayata tutundu</h2>

<p>2016 yılında Hepatit B teşhisi konulan Hıyasettin Gök, yıllarca süren tedavi sürecinin ardından son dönem karaciğer yetmezliği nedeniyle İzmir Acıbadem Kent Hastanesi’ne başvurdu. Oğlu Sedat Gök’ün gönüllü verici olmasıyla birlikte Prof. Dr. Murat Kılıç başkanlığındaki ekip tarafından başarılı bir karaciğer nakli gerçekleştirildi.</p>

<p>Ameliyatın ardından sağlık durumunun iyi olduğu belirtilen Hıyasettin Gök, “Çocuğumun bana verdiği bu anlamlı hediye için minnettarım. Başta nakil olmak istemedim ama oğlum beni ikna etti. Allah’ın verdiği nefes bitene kadar yaşayacağız” dedi.</p>

<p>25 yaşındaki Sedat Gök ise, “Babam benim için koca bir çınar. Onun yeniden sağlığına kavuşması Babalar Günü öncesinde bana en büyük mutluluğu yaşattı” ifadelerini kullandı.</p>

<h2>“Babamın hayatını kurtarmış oldu”</h2>

<p>Karaciğer Nakli ve Hepatobiliyer Cerrahi Bölümü Kurucu Başkanı Prof. Dr. Murat Kılıç, yapılan naklin başarılı geçtiğini belirterek, “Hastamız son dönem karaciğer yetmezliği yaşıyordu. Oğlu gönüllü verici oldu ve yapılan testlerde tam uyum sağlandı. Babalar Günü öncesinde gerçekleşmesi de ayrı bir anlam taşıdı. Gencimiz babasının hayatını kurtarmış oldu” diye konuştu.</p>

<h2>Damadından aldığı böbrekle diyalizden kurtuldu</h2>

<p>Manisa’nın Soma ilçesinde yaşayan Metin Erkan ise diyabete bağlı gelişen böbrek yetmezliği nedeniyle iki yıldır haftada üç gün diyalize giriyordu. Organ bekleme listesinde bulunan Erkan’a umut, büyük kızı Nalan Gün’ün eşi İbrahim Gün’den geldi.</p>

<p>41 yaşındaki İbrahim Gün, yapılan tetkiklerin olumlu sonuçlanmasının ardından kayınpederine böbreğini bağışladı. Uzm. Dr. Işık Özgü başkanlığındaki uzman ekip tarafından gerçekleştirilen operasyon başarıyla sonuçlandı.</p>

<h2>“Kendimi damat değil, evlat olarak görüyorum”</h2>

<p>İbrahim Gün, “Kayınpederim için hiç tereddüt etmedim. Kan gruplarımız uydu, testler olumlu çıktı. Organımı verdiğim için çok mutluyum. Kendimi bir damat değil, evlat olarak görüyorum ve babama yapmam gerekeni yaptığımı düşünüyorum” dedi.</p>

<p>Metin Erkan da diyaliz sürecinin oldukça zor geçtiğini belirterek, “Kadavra listesinde sıra bekliyordum. Herkesin organ bağışı konusunda daha duyarlı olmasını istiyorum. Organ bağışı hayat kurtarıyor” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>“Hayat kurtaran güzel bir tesadüf”</h2>

<p>Operasyonu gerçekleştiren ekipten Uzm. Dr. Işık Özgü ise böbrek naklinin hastası için en uygun tedavi yöntemi olduğunu belirterek, “Canlı vericisi olan şanslı hastalardan biriydi. Damadı tam uyum sağladı. O da bir evlat gibi davrandı. Sonuçta hayat kurtaran çok güzel bir tablo ortaya çıktı” diye konuştu.</p>

<p>Babalar Günü öncesinde gerçekleşen iki başarılı nakil operasyonu, organ bağışının önemini bir kez daha gözler önüne sererken, fedakârlık ve aile bağlarının gücünü de ortaya koydu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/babalar-gunu-oncesi-iki-aileye-cifte-mutluluk-oguldan-babaya-damattan-kayinpedere-organ-bagisi</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/06/b-a-b-a-l-a-r-g-u-n-u-n-d-e-n-o-n-c-e-o-g-u-l-d-a-n-b-a-b-a-s-i-n-1372274-407467.jpg" type="image/jpeg" length="89085"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar uyardı: Güneş kreminde yapılan bu hatalar cilt sağlığını tehdit ediyor!]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/uzmanlar-uyardi-gunes-kreminde-yapilan-bu-hatalar-cilt-sagligini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/uzmanlar-uyardi-gunes-kreminde-yapilan-bu-hatalar-cilt-sagligini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, yaz aylarında artan güneş maruziyetine karşı güneş kremi kullanımının yalnızca yaz tatillerinde değil yıl boyunca sürdürülmesi gerektiğini belirterek, yanlış kullanımın cilt kanseri ve erken yaşlanma riskini artırdığına dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminin etkisini artırmasıyla birlikte uzmanlar, güneş ışınlarının cilt üzerinde oluşturabileceği zararlara karşı vatandaşları uyarıyor. Dermatoloji Uzmanı Beste Nigar Gök, güneş koruyucularla ilgili toplumda birçok yanlış bilginin bulunduğunu belirterek, doğru kullanımın yalnızca estetik değil sağlık açısından da kritik olduğunu vurguladı.</p>

<p>Uzmanlara göre güneş kremi kullanımı sadece güneş yanıklarını önlemekle sınırlı değil. Düzenli kullanım, cilt kanseri riskini azaltırken kırışıklık, leke ve erken yaşlanma belirtilerine karşı da önemli bir koruma sağlıyor.</p>

<h2>Güneş ışınları ciltte kalıcı hasar bırakabiliyor</h2>

<p>Uzmanlar, güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınlarının ciltte hem kısa hem uzun vadeli etkiler oluşturduğuna dikkat çekiyor. Kısa vadede yanık ve leke oluşumu görülürken, uzun vadede ise elastikiyet kaybı, kırışıklık ve cilt sarkması gibi yaşlanma belirtileri hızlanabiliyor.</p>

<p>Ayrıca kontrolsüz güneş maruziyetinin farklı cilt kanseri türlerinin riskini artırdığı belirtiliyor. Güneş koruyucuların bu risklerin önemli bir bölümünü azaltabildiği ifade ediliyor.</p>

<h2>Güneş kremi sadece yazın değil yıl boyu kullanılmalı</h2>

<p>Dermatologlar, güneş koruyucuların yalnızca tatil veya deniz dönemlerinde değil, yıl boyunca kullanılması gerektiğini vurguluyor. UV ışınlarının dört mevsim etkili olduğu hatırlatılırken, özellikle açık havada zaman geçiren kişilerin düzenli koruma sağlaması öneriliyor.</p>

<p>Yüz, boyun, kulak ve eller gibi sürekli güneşe maruz kalan bölgelerin korunmasının ayrı bir önem taşıdığı belirtiliyor.</p>

<h2>SPF seçimi bilinçli yapılmalı</h2>

<p>Güneş kremi seçiminde SPF değerinin önemli bir kriter olduğu ifade ediliyor. Uzmanlar, günlük kullanım için SPF 30 ürünlerin çoğu kişi için yeterli olabileceğini, uzun süreli güneş maruziyetinde ise SPF 50 tercih edilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Deniz, havuz ve açık hava sporlarında yüksek koruma faktörlü ürünlerin daha etkili olduğu ifade edilirken, seçimlerin kişisel ihtiyaca göre yapılması gerektiği vurgulanıyor.</p>

<h2>UVA ve UVB koruması birlikte aranmalı</h2>

<p>Uzmanlara göre yalnızca SPF değeri yeterli değil. SPF daha çok UVB ışınlarına karşı koruma sağlarken, cilt yaşlanması ve bazı cilt kanserleriyle ilişkili UVA ışınlarına karşı da koruma sağlanması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle ürün etiketlerinde “geniş spektrumlu koruma” ibaresinin bulunması öneriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>En sık yapılan hatalar korumayı azaltıyor</h2>

<p>Güneş koruyucu kullanımında yapılan hataların etkinliği ciddi şekilde düşürdüğü belirtiliyor. En yaygın hatalar arasında kremi dışarı çıkmadan hemen önce sürmek ve gün içinde yenilemeyi ihmal etmek yer alıyor.</p>

<p>Ayrıca bulutlu havalarda güneş kremi kullanmamak, yalnızca yüz bölgesine uygulamak ve kulak, boyun, ense, dudak, el ve ayak üstlerini ihmal etmek de sık yapılan hatalar arasında gösteriliyor.</p>

<p>Uzmanlar, güneş kreminin terleme, yüzme veya uzun süre dış ortamda bulunma durumlarında 2–3 saatte bir yenilenmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<h2>Her güneş kremi her cilt için uygun değil</h2>

<p>Piyasada çok sayıda güneş koruyucu bulunmasına rağmen her ürünün her cilt tipine uygun olmadığı ifade ediliyor. Mineral filtreli ürünlerin hassas ciltlerde ve egzama, rozasea gibi rahatsızlıklarda daha iyi sonuç verdiği belirtiliyor.</p>

<p>Kimyasal filtreli güneş kremlerinin ise daha hafif yapıları nedeniyle günlük kullanım ve makyaj altı için tercih edilebildiği aktarılıyor.</p>

<h2>Çocuklarda güneş koruması daha kritik</h2>

<p>Uzmanlar, çocukların güneş ışınlarına karşı daha hassas olduğunu vurguluyor. Bu nedenle çocuklar için parfümsüz, geniş spektrumlu ve mineral filtreli ürünler öneriliyor.</p>

<p>Bebeklerde ilk altı ay boyunca güneş koruyucu kullanımının önerilmediği, bu dönemde gölge ve koruyucu kıyafetlerin tercih edilmesi gerektiği ifade ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/uzmanlar-uyardi-gunes-kreminde-yapilan-bu-hatalar-cilt-sagligini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/05/gunes-kremi-1.png" type="image/jpeg" length="76618"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni araştırmadan şaşırtan sonuçlar: Az oturmak da fazla oturmak kadar riskli olabilir!]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirmadan-sasirtan-sonuclar-az-oturmak-da-fazla-oturmak-kadar-riskli-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirmadan-sasirtan-sonuclar-az-oturmak-da-fazla-oturmak-kadar-riskli-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin ve Kanada’dan bilim insanlarının 41 bini aşkın kişi üzerinde yaptığı 12 yıllık araştırma, yoğun fiziksel iş yapanlarda dinlenme ve oturmanın sanılandan daha önemli olabileceğini ortaya koydu. “Fiziksel aktivite paradoksu” olarak adlandırılan bulguya göre, herkes için aynı hareket tavsiyeleri geçerli olmayabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çin Tıbbi Bilimler Akademisi’nden Wei Li ve Simon Fraser Üniversitesi’nden Scott Lear liderliğinde yürütülen geniş kapsamlı bir araştırma, fiziksel aktivite ve oturma süresine dair bilinen genel kabulleri sorgulayan dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>35 ila 70 yaş arasındaki 41 bin 733 kişi 12 yıl boyunca takip edilirken, özellikle farklı meslek gruplarındaki günlük hareket alışkanlıklarının sağlık üzerindeki etkileri incelendi.</p>

<h2>Günlük oturma süresi Batı’ya göre düşük çıktı</h2>

<p>Araştırmada Çin’deki katılımcıların günlük ortalama oturma süresinin yaklaşık 3 saat olduğu belirlendi. Bu sürenin Batı ülkelerine kıyasla oldukça düşük olduğu ifade edilirken, en az oturan grubun büyük bölümünü tarım ve inşaat gibi ağır fiziksel işlerde çalışanların oluşturduğu kaydedildi.</p>

<h2>“Fiziksel aktivite paradoksu” nedir?</h2>

<p>Araştırmacılar, bulgular üzerinden “fiziksel aktivite paradoksu” olarak adlandırılan bir duruma dikkat çekti. Buna göre, gün boyunca zorunlu ve yoğun fiziksel emek harcayan kişiler, boş zamanlarında spor yapan bireylerle aynı sağlık faydasını görmeyebiliyor.</p>

<p>Hatta bu grupta, gün içinde yeterli dinlenmenin (oturmanın) eksikliği sağlık açısından olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<h2>4 saat ve 8 saat eşiği kritik</h2>

<p>Çalışmada yapılan istatistiksel modellemeler, oturma süresinin sağlık riskleri üzerindeki etkisini de ortaya koydu:</p>

<ul>
 <li>Günde 4 saatten fazla oturanlarda, 30 dakikalık oturmanın orta-şiddetli aktiviteyle değiştirilmesi genel riski yüzde 3-4, ölüm riskini ise yüzde 6-7 azaltıyor.</li>
 <li>Günde 4 saatten az oturan, çoğunlukla ağır işlerde çalışan kişilerde ise 30 dakikalık fiziksel aktivite ya da uykunun oturmayla değiştirilmesi riski yüzde 4-6, ölüm riskini ise yüzde 4-10 artırabiliyor.</li>
 <li>Günde 8 saatten fazla oturma ise kardiyovasküler kaynaklı ölüm riskini yeniden yükseltiyor.</li>
</ul>

<h2>“Herkese aynı tavsiye doğru değil”</h2>

<p>Araştırmacılar, elde edilen sonuçların halk sağlığı mesajlarının kişiye göre şekillendirilmesi gerektiğini gösterdiğini vurguladı. Buna göre, ofis çalışanları ve daha az hareket eden bireyler için “daha az otur, daha fazla hareket et” önerisi geçerliliğini korurken, ağır fiziksel işlerde çalışanlar için aşırı oturma kısıtlamasının ters etki yaratabileceği ifade edildi.</p>

<h2>Oturmak her zaman zararlı değil</h2>

<p>Uzmanlar, oturmanın her zaman “tembellik” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bazı meslek grupları için dinlenmenin fizyolojik bir ihtiyaç olduğunu ve vücudun toparlanması açısından kritik rol oynadığını vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirmadan-sasirtan-sonuclar-az-oturmak-da-fazla-oturmak-kadar-riskli-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 17:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/06/oturma-eylemi-1.png" type="image/jpeg" length="82865"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kemik sağlığı inancı sarsıldı: Kalsiyum ve D vitamini beklenen korumayı sağlamıyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/kemik-sagligi-inanci-sarsildi-kalsiyum-ve-d-vitamini-beklenen-korumayi-saglamiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/kemik-sagligi-inanci-sarsildi-kalsiyum-ve-d-vitamini-beklenen-korumayi-saglamiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[The BMJ’de yayımlanan geniş kapsamlı bir araştırma, kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin yaşlı yetişkinlerde kırık ve düşmeleri önlemede sanıldığı kadar etkili olmayabileceğini ortaya koydu. 153 bini aşkın kişinin verilerinin incelendiği çalışmada, bu takviyelerin tek başına ya da birlikte kullanımının anlamlı bir koruyucu etki sağlamadığı bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>The BMJ’de yayımlanan kapsamlı bir inceleme, kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin yaşlı yetişkinlerde kırık ve düşmeleri önlemedeki etkisini yeniden değerlendirdi. Araştırmada, toplam 153 bin 902 kişinin yer aldığı 69 randomize klinik çalışmanın verileri analiz edildi. Kalsiyum, D vitamini ve iki takviyenin birlikte kullanımı; herhangi bir müdahale uygulanmayan kontrol gruplarıyla karşılaştırıldı.</p>

<h2>Koruyucu etki sınırlı</h2>

<p>Elde edilen sonuçlara göre, kalsiyum takviyesi kullananlarda, yalnızca D vitamini alanlarda ve iki takviyeyi birlikte kullanan gruplarda genel kırık riskinde anlamlı bir azalma tespit edilmedi. Benzer şekilde kalça kırıkları ve düşme vakaları açısından da belirgin bir koruyucu etki görülmedi. Bulguların yaş, cinsiyet ve daha önce düşme ya da kırık öyküsü gibi değişkenlere göre de değişmediği belirtildi.</p>

<h2>Uzmanlardan değerlendirme</h2>

<p>Araştırmacılar, yaygın kullanımına rağmen bu takviyelerin beklenen düzeyde koruma sağlamadığını vurguladı. Elde edilen sonuçların, kalsiyum ve D vitamini için rutin takviye önerilerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gündeme getirdiği ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Önleme stratejilerinde yeni yönelim</h2>

<p>Uzmanlara göre, kemik sağlığını korumada yalnızca takviyelere odaklanmak yerine daha bütüncül yaklaşımlar önem kazanıyor. Denge egzersizleri, direnç antrenmanları ve kişiye özel düşme önleme programlarının kırık riskini azaltmada daha güçlü kanıtlar sunduğu belirtiliyor.</p>

<h2>Sınırlamalar ve özel durumlar</h2>

<p>Araştırmacılar, bu bulguların her birey için geçerli olmayabileceğini özellikle vurguladı. Osteoporoz tedavisi gören kişiler veya belirli kemik hastalıklarına sahip bireyler için kalsiyum ve D vitamini kullanımının hâlâ önemli olabileceği ifade edildi. Genel nüfusa yönelik sonuçların ise daha geniş tartışmaları gündeme taşıdığı kaydedildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/kemik-sagligi-inanci-sarsildi-kalsiyum-ve-d-vitamini-beklenen-korumayi-saglamiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2025/01/gida-takviyesi.jpg" type="image/jpeg" length="63121"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Biyoteknolojide yeni adım: Hücreleri gençleştirmeyi hedefleyen tedavi test edildi]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/biyoteknolojide-yeni-adim-hucreleri-genclestirmeyi-hedefleyen-tedavi-test-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/biyoteknolojide-yeni-adim-hucreleri-genclestirmeyi-hedefleyen-tedavi-test-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD merkezli Life Biosciences, yaşlanma ve hücresel hasarı geri çevirmeyi hedefleyen deneysel gen tedavisini ilk kez insan üzerinde test etti. ER-100 adı verilen tedavi, hasarlı hücreleri “yeniden programlayarak” işlevlerini geri kazandırmayı amaçlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>ABD’nin Boston kentinde faaliyet gösteren biyoteknoloji şirketi Life Biosciences, tıp dünyasında uzun süredir tartışılan “yaşlanmayı tersine çevirme” hedefi kapsamında önemli bir adım attı. Şirket, hücresel yaşlanmayı geri çevirmeyi amaçlayan deneysel gen tedavisini ilk kez insan hastada denediğini açıkladı. ER-100 (AAV2-OSK) adı verilen tedavi, özellikle görme kaybına yol açan optik nöropatiler gibi hastalıkları hedef alıyor. Bu gelişme, epigenetik yeniden programlama alanında insanlı klinik denemelere geçilmesi açısından kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor.</p>

<h2>Hücreleri “yeniden başlatmayı” hedefliyor</h2>

<p>Tedavinin temelinde, bilim dünyasında OSK faktörleri olarak bilinen üç protein yer alıyor: Oct4, Sox2 ve Klf4. Bu proteinler, hücrelerin epigenetik hafızasını yeniden düzenleyerek onları daha genç ve işlevsel bir duruma döndürmeyi amaçlıyor. Araştırmacılara göre bu yöntem, hücrelerin DNA yapısını değiştirmeden, genlerin nasıl çalıştığını belirleyen epigenetik kodu yeniden düzenliyor. Böylece yaşlanma, hastalık ve çevresel faktörlerle bozulan hücresel işleyişin geri çevrilebileceği öne sürülüyor. Şirket, bu mekanizmanın “hücrelerde adeta bir sıfırlama düğmesi” gibi çalıştığını ve zamanla biriken hasarlı biyolojik değişiklikleri geri alabileceğini belirtiyor.</p>

<h2>Nobel ödüllü keşfe dayanan teknoloji</h2>

<p>OSK yaklaşımı, kök hücre biyolojisinde çığır açan bir keşfe dayanıyor. Söz konusu mekanizma, sıradan hücrelerin yeniden programlanarak kök hücre benzeri bir yapıya dönüştürülmesini mümkün kılıyor. Bu çalışma, Sir John B. Gurdon ve Shinya Yamanaka’nın araştırmalarıyla bağlantılı olarak 2012 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’ne kadar uzanan bilimsel bir temele dayanıyor. Yamanaka faktörleri olarak bilinen bu yöntem, bugün yaşlanma karşıtı biyoteknoloji çalışmalarının da merkezinde yer alıyor.</p>

<h2>İlk insan denemesi başladı</h2>

<p>Life Biosciences, ER-100’ün hayvan deneylerinde kemirgenler ve primatlar üzerinde test edildiğini ve ardından ilk kez bir insan hastada uygulandığını duyurdu. Şirket, bu süreci “epigenetik yenileme alanında klinik aşamaya geçen ilk adaylardan biri” olarak tanımlıyor. Şirket açıklamasında, tedavinin başarılı olması halinde insan hücrelerinin ilk kez kontrollü şekilde gençleştirilebileceği ifade edildi. Ancak uzmanlar, bunun henüz erken aşama bir klinik deneme olduğunu ve güvenlik sonuçlarının belirleyici olacağını vurguluyor.</p>

<h2>Hangi hastalıkları hedefliyor?</h2>

<p>ER-100’ün ilk aşamadaki kullanım alanı, görme kaybına yol açan ciddi göz hastalıkları olarak belirlendi. Klinik denemeler özellikle iki hastalık üzerinde yoğunlaşıyor:</p>

<ul>
 <li>Açık açılı glokom (OAG)</li>
 <li>Non-arteritik anterior iskemik optik nöropati (NAION)</li>
</ul>

<p>Glokom, göz içi basıncının artmasıyla optik sinire zarar veren kronik ve ilerleyici bir hastalık olarak biliniyor. NAION ise göz sinirine giden kan akışının ani şekilde azalmasıyla ortaya çıkan ve genellikle hızlı görme kaybına yol açan ciddi bir tablo olarak tanımlanıyor. Tedavinin bu hastalıklarda optik sinir hücrelerini yeniden işlevsel hale getirmesi hedefleniyor.</p>

<h2>“Yaşlanma geri döndürülebilir olabilir” tartışması</h2>

<p>Life Biosciences’ın kurucu ortağı ve Harvard Tıp Fakültesi genetik profesörü David Sinclair, çalışmayı yaşlanma biyolojisi açısından önemli bir dönüm noktası olarak nitelendiriyor. Sinclair, yaşlanmanın yalnızca geri döndürülemez hücresel hasarlardan değil, epigenetik bilginin zamanla kaybolmasından kaynaklandığını öne sürerek şu değerlendirmede bulundu:</p>

<blockquote>
<p>“Bu çalışma, epigenetik bilginin geri kazandırılmasının insan hastalıklarını hafifletip hafifletemeyeceğini test etmek için ilk fırsatlardan biri.”</p>
</blockquote>

<h2>Sırada ne var?</h2>

<p>Şirket, ER-100’ün yanı sıra farklı organlarda kullanılabilecek yeni tedavi adayları üzerinde de çalışıyor. Karaciğer hastalıklarına yönelik ikinci bir gen tedavisinin de erken aşamada test edildiği belirtiliyor. Ayrıca OSK tabanlı yaklaşımın yalnızca göz hastalıklarıyla sınırlı kalmayacağı, ilerleyen süreçte farklı doku ve organlara yönelik uygulamaların da geliştirileceği ifade ediliyor.</p>

<h2>Yaşlanmayı hedefleyen küresel yarış</h2>

<p>Yaşlanma karşıtı biyoteknoloji alanı son yıllarda hızla büyüyen bir yatırım alanı haline geldi. Henüz hiçbir “yaşlanmayı tersine çevirme” tedavisi klinik kullanım onayı almış değil, ancak küresel ölçekte ciddi bir araştırma yarışı sürüyor. OpenAI’nin kurucu ortağı Sam Altman’ın desteklediği Retro Biosciences ve Birleşik Krallık merkezli Shift Bioscience gibi şirketler de benzer genetik mekanizmalar üzerinden insan ömrünü uzatmayı ve yaşa bağlı hastalıkları geciktirmeyi hedefliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Belirsizlikler devam ediyor</h2>

<p>Uzmanlar, bu tür tedavilerin büyük potansiyele sahip olduğunu ancak güvenlik, uzun vadeli etkiler ve hücresel kontrol mekanizmaları açısından hâlâ önemli soru işaretleri bulunduğunu belirtiyor. Özellikle hücrelerin aşırı yeniden programlanmasının kanser gibi riskleri tetikleyebileceği yönünde bilimsel tartışmalar devam ediyor. Buna rağmen ER-100 denemesi, biyoteknolojide “yaşlanmayı hedef alan tıp” alanında insanlı klinik sürece geçilen en somut adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Euronews</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/biyoteknolojide-yeni-adim-hucreleri-genclestirmeyi-hedefleyen-tedavi-test-edildi</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 16:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/06/is-insani-46-6.png" type="image/jpeg" length="85276"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar uyardı: Fazla vitamin kullanımı sağlığı tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/uzmanlar-uyardi-fazla-vitamin-kullanimi-sagligi-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/uzmanlar-uyardi-fazla-vitamin-kullanimi-sagligi-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı vitamin kullanımı, sanıldığı gibi sağlığı güçlendirmiyor; aksine böbrek hasarından sinir sistemi bozukluklarına kadar uzanan ciddi riskler oluşturabiliyor. Uzmanlar, dengeli beslenmeyle çoğu vitamin ihtiyacının karşılanabileceğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı yaşam, cilt bakımı ve yaşlanma karşıtı (anti-aging) trendlerin yaygınlaşmasıyla birlikte vitamin ve mineral takviyelerine olan ilgi son yıllarda önemli ölçüde arttı. Ancak uzmanlar, bilinçsiz kullanımın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Medichecks uzmanlarından Dr. Tina Ghela, “fazla vitaminin daha iyi sağlık anlamına gelmediğini” vurgulayarak toplumda aşırı doz kullanımının sanılandan daha yaygın olduğunu belirtiyor.</p>

<h2>Aşırı kullanım giderek yaygınlaşıyor</h2>

<p>Uzmanlara göre birçok kişi, günlük beslenme yoluyla zaten yeterli vitamin almasına rağmen ek takviyelere yöneliyor. Özellikle birden fazla ürünün aynı anda kontrolsüz şekilde kullanılması, vücutta birikime ve toksik etkilere neden olabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Ghela, bilinçsiz kullanımın çoğu zaman fark edilmediğini belirterek şu belirtilere dikkat çekiyor: mide bulantısı, ishal, uyku bozuklukları, kronik yorgunluk, cilt döküntüleri ve kas güçsüzlüğü.</p>

<h2>Fazla alındığında risk oluşturan 5 vitamin ve mineral</h2>

<p>Uzmanlar, “zararsız” olarak görülse de yüksek dozlarda ciddi sağlık problemlerine yol açabilen bazı vitamin ve mineralleri şöyle sıralıyor:</p>

<h3>D vitamini</h3>

<p>Kış aylarında eksikliğine karşı sık kullanılan D vitamini, aşırı alındığında kanda kalsiyum birikimine neden olabilir. Bu durum böbrek hasarı, kemik sorunları ve ciddi kalp komplikasyonları gibi riskler doğurabilir.</p>

<h3>A vitamini ve beta-karoten</h3>

<p>Karaciğerde depolanabilen bu vitaminin yüksek dozları, vücutta toksik etki oluşturabilir. Uzun süreli aşırı kullanım ciltte renk değişimleri ve organ hasarıyla ilişkilendirilmektedir.</p>

<h3>Selenyum</h3>

<p>Saç ve tırnak sağlığı için kullanılan selenyumun fazla alınması, saç dökülmesi, sindirim sistemi problemleri ve sinir sistemi hasarı gibi ciddi yan etkilere yol açabilir.</p>

<h3>K vitamini</h3>

<p>Pıhtılaşma mekanizmasında önemli rol oynayan K vitamininin aşırı alınması, doğal dengeyi bozarak kanama risklerini artırabilir.</p>

<h3>C vitamini</h3>

<p>Bağışıklık desteği amacıyla sık tüketilen C vitamini, yüksek dozlarda sindirim sistemi sorunlarına neden olabilir. Mide bulantısı, kramp ve ishal en yaygın yan etkiler arasında yer alır.</p>

<h2>“Tek multivitamin yeterli olabilir” uyarısı</h2>

<p>Uzmanlar, dengeli ve çeşitli bir beslenme düzenine sahip bireylerin çoğu zaman ek takviyeye ihtiyaç duymadığını belirtiyor. Günlük ihtiyaç duyulan 13 temel vitaminin büyük ölçüde besinlerden karşılanabildiği ifade ediliyor.</p>

<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) de takviye kullanımından önce bireylerin beslenme alışkanlıklarını değerlendirmesi gerektiğini hatırlatıyor.</p>

<h2>Bilinçsiz kullanım ciddi sonuçlar doğurabilir</h2>

<p>Dr. Ghela, sosyal medyada yer alan tavsiyelerle kontrolsüz şekilde takviye kullanımının risklerine dikkat çekerek, “Birden fazla ürünü aynı anda kullanmak yerine, gerekiyorsa tek bir multivitamin ile sınırlı kalınmalı ve mutlaka bir sağlık uzmanına danışılmalıdır” uyarısında bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/uzmanlar-uyardi-fazla-vitamin-kullanimi-sagligi-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/04/ilac-5.png" type="image/jpeg" length="26522"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıklı yaşamın anahtarı bulundu: Haftalık ideal egzersiz süresi netleşti]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/saglikli-yasamin-anahtari-bulundu-haftalik-ideal-egzersiz-suresi-netlesti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/saglikli-yasamin-anahtari-bulundu-haftalik-ideal-egzersiz-suresi-netlesti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[147 binden fazla kişinin 30 yıl boyunca takip edildiği araştırma, haftada 90–120 dakika kuvvet antrenmanının ölüm riskini azalttığını ortaya koydu. En yüksek fayda ise kuvvet çalışmasının aerobik egzersizlerle birleştirilmesiyle elde ediliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere’de yayımlanan geniş kapsamlı bir araştırma, düzenli kuvvet antrenmanının uzun yaşam üzerindeki etkilerini ortaya koydu. 147 binden fazla kişinin yaklaşık 30 yıl boyunca takip edildiği çalışmada, haftada 90 ila 120 dakika yapılan kas güçlendirici egzersizlerin ölüm riskini anlamlı ölçüde düşürdüğü belirlendi.</p>

<h2>147 bin kişi 30 yıl izlendi</h2>

<p>British Journal of Sports Medicine’de yayımlanan araştırmada, ABD’de yürütülen üç büyük sağlık çalışmasının verileri analiz edildi. Katılımcıların ağırlık kaldırma, şınav, squat ve lunge gibi kuvvet egzersizleriyle sağlık durumları arasındaki ilişki incelendi.</p>

<h2>Kalp, damar ve nörolojik hastalıklarda düşüş</h2>

<p>Araştırma sonuçlarına göre haftada 90 ila 119 dakika kuvvet antrenmanı yapan bireylerde herhangi bir nedene bağlı ölüm riski yüzde 13 daha düşük çıktı. Aynı grupta kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm riskinin yüzde 19, nörolojik hastalıklara bağlı ölüm riskinin ise yüzde 27 daha az olduğu tespit edildi.</p>

<h2>120 dakikadan sonra ek fayda yok</h2>

<p>Bilim insanları, haftalık kuvvet antrenman süresi 120 dakikanın üzerine çıktığında ek bir sağlık faydası görülmediğini de belirtti.</p>

<h2>Aerobik egzersizle birlikte etki artıyor</h2>

<p>Çalışmada en düşük ölüm riskinin, kuvvet antrenmanını yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme ve tenis gibi aerobik egzersizlerle birleştiren kişilerde görüldüğü kaydedildi. Haftada 60 ila 119 dakika kuvvet antrenmanı yapan ve düzenli aerobik egzersiz gerçekleştiren bireylerde ölüm riskinin belirgin şekilde azaldığı ifade edildi.</p>

<p>En aktif grupta ölüm riskinin hareketsiz bireylere göre yüzde 45’e kadar düştüğü, yoğun aerobik egzersiz yapanlarda ise bu azalmanın yüzde 53 ila 58 arasında değiştiği aktarıldı.</p>

<h2>Araştırma gözlemsel nitelikte</h2>

<p>Araştırmacılar, çalışmanın gözlemsel olduğunu ve kuvvet antrenmanının doğrudan yaşam süresini uzattığının kesin olarak kanıtlanamadığını vurguladı. Egzersiz verilerinin katılımcıların beyanına dayanması ve antrenman şiddetine ilişkin detay eksikliği de sınırlılıklar arasında yer aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna rağmen uzmanlar, bulguların kas güçlendirici egzersizlerin uzun vadeli sağlık üzerindeki olumlu etkilerini desteklediğini ve aerobik egzersizlerle birlikte yapılmasının en yüksek faydayı sağlayabileceğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/saglikli-yasamin-anahtari-bulundu-haftalik-ideal-egzersiz-suresi-netlesti</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 16:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2025/01/egzersiz-4.jpeg" type="image/jpeg" length="69590"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni araştırma ortaya koydu: Erken yaşta tüketilen yumurta çocukluk çağı alerjilerini azaltıyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-ortaya-koydu-erken-yasta-tuketilen-yumurta-cocukluk-cagi-alerjilerini-azaltiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-ortaya-koydu-erken-yasta-tuketilen-yumurta-cocukluk-cagi-alerjilerini-azaltiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[JAMA Pediatrics’ta yayımlanan yeni bir araştırma, bebeklere 6 aylıkken yumurta gibi alerjen gıdaların verilmesinin yumurta alerjisi riskini yüzde 17’den fazla azalttığını ortaya koydu. Uzmanlar, erken ve kontrollü tanıtımın alerji gelişimini önlemede etkili olabileceğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir araştırma, bebeklere yumurta gibi alerjen gıdaların yaklaşık 6 aylıkken verilmesinin yumurta alerjisi riskini önemli ölçüde düşürdüğünü ortaya koydu. Uzmanlar, uzun yıllar geçerli olan “alerjen gıdaların geç verilmesi” yaklaşımının yerini, erken ve kontrollü tanıtım önerisine bıraktığını belirtiyor.</p>

<h2>Yeni kılavuzların etkisi incelendi</h2>

<p>JAMA Pediatrics dergisinde yayımlanan çalışmada, 2016 yılında güncellenen beslenme kılavuzlarının ardından bebek beslenme alışkanlıklarında yaşanan değişim ele alındı. Araştırmaya göre, alerjen gıdaların yaşamın ilk yılı içinde daha erken dönemde verilmesi, yumurta alerjisi görülme oranlarında kayda değer bir düşüşle ilişkilendirildi.</p>

<h2>7 binden fazla bebek verisi analiz edildi</h2>

<p>Çalışma kapsamında Avustralya’nın Melbourne kentinde 11 ila 15 aylık 7 binden fazla bebeğin verileri incelendi. Araştırmada, 2007–2011 yılları arasında doğan bebeklerle 2018–2019 yıllarında doğan bebekler karşılaştırıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuçlar, kılavuz değişikliği sonrası bebeklere 6 aylıkken yumurta verilme oranının yüzde 25’ten yüzde 57’ye yükseldiğini gösterdi.</p>

<h2>Yumurta alerjisinde yüzde 17’den fazla düşüş</h2>

<p>Araştırma bulgularına göre, erken dönemde yumurta ile tanıştırılan bebeklerde yumurta alerjisi görülme sıklığı yüzde 17’den fazla azaldı. Bu düşüş, toplum düzeyinde beslenme kılavuzlarındaki değişikliğin etkisini ortaya koyan önemli bir veri olarak değerlendirildi.</p>

<h2>Uzmanlardan erken tanıtım vurgusu</h2>

<p>Araştırmacılar, yaşamın ilk yılında yumurta ve benzeri alerjen gıdaların kontrollü şekilde verilmesinin gıda alerjisi riskini azaltabileceğini belirtiyor. Çalışmanın başyazarı Jennifer Koplin, bulguların bilimsel kanıtlara dayalı beslenme kılavuzlarının halk sağlığı üzerindeki etkisini net biçimde gösterdiğini ifade etti.</p>

<p>Uzmanlar, yeni yaklaşımın özellikle alerji riskinin azaltılmasında önemli bir koruyucu strateji olabileceğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-ortaya-koydu-erken-yasta-tuketilen-yumurta-cocukluk-cagi-alerjilerini-azaltiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 14:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2024/11/bakan-yumakli-yumurta-fiyatlarindaki-zam-hakkinda-ne-soyledi-1.png" type="image/jpeg" length="42602"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Milyonların kullandığı takviye tartışma yarattı: Alzheimer riskiyle ilişkilendirildi]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/milyonlarin-kullandigi-takviye-tartisma-yaratti-alzheimer-riskiyle-iliskilendirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/milyonlarin-kullandigi-takviye-tartisma-yaratti-alzheimer-riskiyle-iliskilendirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Florida Üniversitesi’nin araştırması, yaygın kullanılan glukozamin takviyesinin hafif bilişsel bozukluğu olan bireylerde demansa ilerleme riskini yüzde 25 artırabileceğini ortaya koydu. Bilim insanları, bulguların nedenselliği kanıtlamadığını ancak konunun daha ayrıntılı incelenmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD’deki Florida Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü yeni bir çalışma, yaygın olarak kullanılan glukozamin takviyesinin Alzheimer ve diğer demans türleri üzerindeki olası etkilerini mercek altına aldı.</p>

<h2>Demans riskinde artış tespit edildi</h2>

<p>Bilim insanlarının <strong>Nature Metabolism</strong> dergisinde yayımlanan araştırmasına göre, hafif bilişsel bozukluğu bulunan ve glukozamin kullanan bireylerin, kullanmayanlara kıyasla demansa ilerleme olasılığının yüzde 25 daha yüksek olduğu belirlendi. Ayrıca Alzheimer tanısı almış kişilerde glukozamin kullanımının ölüm riskinde de yaklaşık yüzde 25 artışla ilişkili olduğu tespit edildi.</p>

<h2>Geniş veri seti yapay zeka ile analiz edildi</h2>

<p>Çalışma kapsamında 2012–2024 yılları arasında toplanan sağlık kayıtları yapay zeka desteğiyle analiz edildi. Verilerde Alzheimer ve ilişkili demans hastalıklarına sahip 1.896 kişi ile hafif bilişsel bozukluğu bulunan 2.750 kişinin glukozamin kullandığı görüldü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaş, cinsiyet ve diğer risk faktörleri dikkate alındığında, glukozamin kullanan hafif bilişsel bozukluk hastalarının ilerleyen dönemde demans geliştirme olasılığının yüzde 25 daha yüksek olduğu saptandı.</p>

<h2>“Nedensellik kanıtlanmadı” uyarısı</h2>

<p>Araştırmanın kıdemli yazarı ve Florida Üniversitesi McKnight Beyin Enstitüsü araştırmacısı Prof. Ramon Sun, “Reçetesiz satılan ve milyonlarca kişinin kullandığı bir takviyenin hastalığın ilerlemesini kötüleştiriyor olabileceğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ancak bilim insanları, elde edilen sonuçların glukozaminin doğrudan Alzheimer’a neden olduğunu göstermediğinin altını çizerek, ilişkinin daha kapsamlı çalışmalarla araştırılması gerektiğini vurguladı.</p>

<h2>Beyindeki biyolojik mekanizmalar incelendi</h2>

<p>Araştırmada, Alzheimer hastalarında bazı proteinlerdeki şeker ekleme süreçlerinin aşırı aktif hale geldiği belirlendi. Glukozamin verilen farelerde sosyal hafıza performansının kötüleştiği, bu biyolojik sürecin azaltılmasıyla ise hafıza performansının iyileştiği gözlemlendi.</p>

<p>Florida Üniversitesi Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Bölümü Başkanı Prof. Matt Gentry ise, “Bu bulgular nedenselliği kanıtlamıyor ancak önemli bir klinik soruya işaret ediyor ve daha fazla araştırılmayı hak ediyor” değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/milyonlarin-kullandigi-takviye-tartisma-yaratti-alzheimer-riskiyle-iliskilendirildi</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/05/demans-1.png" type="image/jpeg" length="83617"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Araştırma ortaya koydu: Her meyve kalbi aynı şekilde korumuyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-ortaya-koydu-her-meyve-kalbi-ayni-sekilde-korumuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-ortaya-koydu-her-meyve-kalbi-ayni-sekilde-korumuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni araştırma, meyve ve sebze tüketen birçok kişinin kalp sağlığı için kritik öneme sahip flavanolleri yeterli miktarda alamadığını ortaya koydu. Uzmanlar, özellikle elma, yeşil çay, erik ve böğürtlen gibi flavanol açısından zengin besinlerin günlük beslenmede daha fazla yer alması gerektiğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Reading Üniversitesi ve uluslararası araştırmacıların katkısıyla yürütülen, <i>Food &amp; Function</i> dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, kalp sağlığıyla ilişkilendirilen flavanol adlı bitkisel bileşiklerin yeterli düzeyde alınamadığını ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmada, mevcut beslenme önerilerine uygun şekilde meyve ve sebze tüketen birçok kişinin dahi kalp sağlığı açısından faydalı kabul edilen flavanol seviyelerine ulaşamadığı belirlendi. Bilim insanları, flavanollerin kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm riskini azaltabildiğini ancak bunun için günlük yaklaşık 500 miligram alınması gerektiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Meyve ve sebze tüketmek her zaman yeterli olmuyor</h2>

<p>Çalışmada, sağlıklı beslenme modellerine ve mevcut meyve-sebze tüketim tavsiyelerine uyan katılımcılar arasında bile yalnızca yüzde 25'ten daha azının günde en az 500 miligram flavanol tüketebildiği tespit edildi.</p>

<p>Araştırmanın başyazarı Dr. Javier Ottaviani, birçok kişinin bol miktarda meyve ve sebze tüketmenin yeterli olduğunu düşündüğünü ancak seçilen ürünlerin içerdiği bileşiklerin de büyük önem taşıdığını söyledi.</p>

<h2>Her meyve aynı etkiyi göstermiyor</h2>

<p>Araştırmacılar, farklı meyve ve sebzelerin yalnızca vitamin ve mineral açısından değil, içerdiği biyolojik bileşikler bakımından da önemli farklılıklar gösterdiğine dikkat çekti.</p>

<p>Çalışmaya göre flavanol açısından en zengin kaynaklar arasında erik, turna yemişi, böğürtlen, yeşil çay, bakla, kiraz ve kabuğuyla tüketilen elma yer alıyor.</p>

<p>Uzmanlar, günlük beslenmeye bir fincan yeşil çay ya da bir adet elma eklenmesinin flavanol alımını önemli ölçüde artırabileceğini belirtiyor.</p>

<h2>Beslenme tavsiyeleri yeniden şekillenebilir</h2>

<p>30 binden fazla kişinin verilerinin incelendiği araştırma, uzun yıllardır uygulanan "günde beş porsiyon meyve ve sebze" tavsiyesinin tek başına yeterli olmayabileceğine işaret etti.</p>

<p>Reading Üniversitesi'nden Prof. Gunter Kuhnle, flavanoller gibi biyolojik bileşikler hakkındaki bilgilerin artmasıyla birlikte beslenme önerilerinin daha etkili ve daha spesifik hale getirilebileceğini ifade etti.</p>

<h2>En yüksek flavanol içeren besinler</h2>

<p>Araştırmaya göre flavanol bakımından öne çıkan besinler ve yaklaşık içerikleri şöyle:</p>

<ul>
 <li>Erik (500 gram): 450 mg</li>
 <li>Turna yemişi (250 gram): 300 mg</li>
 <li>Böğürtlen (200 gram): 250 mg</li>
 <li>Yeşil çay (250 ml): 200 mg</li>
 <li>Bakla (80 gram): 140 mg</li>
 <li>Kiraz (400 gram): 130 mg</li>
 <li>Kabuğuyla birlikte orta boy elma: 110 mg</li>
 <li>Çilek (200 gram): 90 mg</li>
 <li>Yaban mersini (150 gram): 80 mg</li>
 <li>Pinto fasulyesi (40 gram kuru ürün): 70 mg</li>
</ul>

<p>Araştırmacılar, kalp sağlığını desteklemek için yalnızca meyve ve sebze miktarına değil, tüketilen ürünlerin flavanol içeriğine de dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/arastirma-ortaya-koydu-her-meyve-kalbi-ayni-sekilde-korumuyor</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 17:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2025/12/sebze-meyve-1.png" type="image/jpeg" length="99212"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalbin ihtiyaç duyduğu en önemli besin: Flavanol]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/kalbin-ihtiyac-duydugu-en-onemli-besin-flavanol</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/kalbin-ihtiyac-duydugu-en-onemli-besin-flavanol" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, kalp sağlığı için yalnızca “günde 5 porsiyon” kuralının yeterli olmadığını, tüketilen meyve ve sebzelerin içeriğinin de kritik rol oynadığını ortaya koydu. Flavanol bakımından zengin gıdaların kalp-damar sağlığını destekleyebileceği belirtiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp sağlığına ilişkin yeni bir bilimsel araştırma, beslenme alışkanlıklarına dair bilinen genel kabulleri yeniden tartışmaya açtı. ABD ve İngiltere’den yaklaşık 30 bin kişi üzerinde yapılan çalışmada, “günde 5 porsiyon meyve ve sebze” kuralını uygulayan bireylerin bile önemli bir kısmında kalp sağlığıyla ilişkilendirilen flavanol adlı bileşiklerin yetersiz seviyede olduğu tespit edildi. Araştırma, her meyve ve sebzenin kalp sağlığına aynı düzeyde katkı sunmadığını ortaya koyarak, tüketim tercihlerinin en az miktar kadar önemli olduğunu vurguladı.</p>

<h2>Flavanol nedir ve neden önemli?</h2>

<p>Araştırmaya göre flavanoller, antioksidan özellikler taşıyan ve vücutta iltihabı azaltarak damar sağlığını destekleyebilen doğal bitkisel bileşikler olarak tanımlanıyor. Bu bileşiklerin, kalp-damar sisteminin daha sağlıklı çalışmasına katkı sağlayarak dolaşımı ve damar esnekliğini olumlu yönde etkileyebileceği ifade ediliyor. Uzmanlar, günlük yaklaşık 500 mg flavanol alımının kalp sağlığı açısından faydalı olabileceğini belirtiyor. Ancak araştırma, toplumun yalnızca yaklaşık yüzde 20’sinin bu seviyeye ulaşabildiğini ortaya koyuyor.</p>

<h2>Hangi gıdalar daha fazla flavanol içeriyor?</h2>

<p>Çalışmada bazı meyve ve sebzelerin flavanol açısından daha zengin olduğu belirlendi. Özellikle erik, böğürtlen, kiraz, yaban mersini, elma ve yeşil çay gibi gıdaların bu açıdan öne çıktığı kaydedildi. Araştırma verilerine göre bazı gıdaların flavanol içerikleri şu şekilde sıralandı: erik (450 mg), kızılcık (300 mg), böğürtlen (250 mg), yeşil çay (200 mg), kiraz (130 mg), elma (110 mg) ve çilek (90 mg). Ayrıca kakao içeriği yüksek bitter çikolatanın da flavanol açısından görece zengin olduğu, ancak sütlü çikolataya göre çok daha yüksek oranda bileşik içerdiği belirtildi.</p>

<h2>“Ne yediğiniz kadar neyi seçtiğiniz de önemli”</h2>

<p>Araştırmayı yöneten Dr. Javier Ottaviani, beslenmede yapılan küçük değişikliklerin bile flavanol alımını ciddi şekilde etkileyebileceğini ifade etti. Ottaviani, birçok kişinin sadece meyve ve sebze tüketmenin yeterli olduğunu düşündüğünü ancak asıl belirleyici faktörün tüketilen ürünlerin türü olduğunu söyledi. Uzman, “Aynı miktarda meyve ve sebze tüketmek her zaman aynı besinsel faydayı sağlamıyor. Seçimler toplam miktardan daha önemli olabilir” değerlendirmesinde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanlar: Bulgular umut verici ama kesin değil</h2>

<p>Reading Üniversitesi’nden Prof. Gunter Kuhnle ise “günde 5 porsiyon” önerisinin halen geçerli olduğunu ancak hangi gıdaların tercih edildiğinin daha fazla önem kazandığını belirtti. Kuhnle, farklı meyve ve sebzelerin vitamin ve mineral dışında çok çeşitli biyolojik faydalar sunduğunu ifade etti. Öte yandan bazı uzmanlar, flavanol tüketimi ile kalp hastalıklarının doğrudan önlenmesi arasında kesin bir bağ kurulabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Glasgow Üniversitesi’nden Prof. Naveed Sattar, mevcut verilerin tansiyon üzerinde olumlu etkiler gösterebildiğini ancak kalp krizi ve felç riskinde net bir azalma kanıtlanmadığını söyledi.</p>

<h2>Beslenme kılavuzları yeniden şekillenebilir</h2>

<p>Araştırmada görev alan uzmanlar, beslenme kılavuzlarının gelecekte daha spesifik hale gelebileceğine dikkat çekiyor. Buna göre yalnızca meyve ve sebze tüketimi değil, bu gıdaların içerdiği biyolojik bileşenlerin de dikkate alınması gerektiği ifade ediliyor. British Heart Foundation ise en sağlıklı yaklaşımın, farklı türlerde meyve ve sebzeleri içeren dengeli bir beslenme modeli olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, tek bir besine odaklanmak yerine çeşitliliğin kalp sağlığı açısından daha güvenilir bir strateji olduğunu vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/kalbin-ihtiyac-duydugu-en-onemli-besin-flavanol</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 17:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/06/kalp-sagligi-1.png" type="image/jpeg" length="89843"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim dünyasından yeni bulgu: İçme suyundaki nitrat, demans riskiyle ilişkilendirildi]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-dunyasindan-yeni-bulgu-icme-suyundaki-nitrat-demans-riskiyle-iliskilendirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-dunyasindan-yeni-bulgu-icme-suyundaki-nitrat-demans-riskiyle-iliskilendirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sebzelerden alınan nitratın demans riskini düşürebileceği, işlenmiş et ve içme suyundan alınan nitratın ise risk artışıyla ilişkilendirilebileceği ortaya kondu. Araştırmacılar, bulguların kesin nedensellik göstermediğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">Avustralya’daki Edith Cowan Üniversitesi (ECU) ile Danimarka Kanser Araştırma Enstitüsü (DCRI) tarafından yürütülen geniş kapsamlı bir araştırma, nitratın kaynağının beyin sağlığı üzerindeki etkilerinin farklılık gösterebileceğini ortaya koydu. Çalışma, sebzelerden alınan nitratın demans riskini azaltabileceğini, işlenmiş ve kırmızı et ile içme suyundan alınan nitratın ise daha yüksek riskle ilişkili olabileceğini gösterdi.</section>

<section dir="auto">
<h2>Araştırmanın yöntemi</h2>

<p>Araştırmada 54 binden fazla Danimarkalı yetişkin, 27 yıla kadar takip edilerek beslenme alışkanlıkları ile demans gelişimi arasındaki ilişki incelendi. Bilim insanları, katılımcıların nitrat ve nitrit alım kaynaklarını ayrıntılı şekilde analiz etti.</p>

<h2>Sebzelerden alınan nitrat daha koruyucu olabilir</h2>

<p>Sonuçlara göre, ıspanak gibi nitrat açısından zengin sebzeleri daha fazla tüketen kişilerde demans riskinin daha düşük olduğu tespit edildi. Araştırmacılar, sebzelerde bulunan vitamin ve antioksidanların nitratın vücutta daha faydalı biçimde işlenmesine yardımcı olabileceğini belirtti.</p>

<p>Çalışmanın yazarlarından ECU Öğretim Üyesi Doç. Dr. Catherine Bondonno, “Daha fazla sebze, daha az kırmızı et ve işlenmiş et tüketmek; bulgularımız ve yıllardır süren beslenme araştırmaları doğrultusunda mantıklı bir yaklaşım” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>İçme suyu bulgusu dikkat çekti</h2>

<p>Araştırmada ilk kez içme suyundaki nitrat seviyeleri ile demans riski arasında da ilişki tespit edildi. Bilim insanları, Avrupa Birliği ve Danimarka’da içme suyunda izin verilen üst sınır litre başına 50 miligram olmasına rağmen, çok daha düşük seviyelerde (litre başına 5 miligram) bile artmış risk gözlemlendiğini aktardı.</p>

<h2>Uzmanlardan temkinli değerlendirme</h2>

<p>Araştırmacılar, çalışmanın yalnızca bir ilişki ortaya koyduğunu, nitratın doğrudan demansa neden olduğunun kanıtlanmadığını vurguladı. Uzmanlar ayrıca halkın bu bulgular nedeniyle su tüketimini bırakmaması gerektiğini, içme suyunun hâlâ güvenli ve sağlıklı bir seçenek olduğunu belirtti.</p>

<p>Bununla birlikte, bireysel risk artışının düşük olduğu ve özellikle sebze ağırlıklı beslenmenin genel sağlık açısından olumlu etkilerinin devam ettiği ifade edildi.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-dunyasindan-yeni-bulgu-icme-suyundaki-nitrat-demans-riskiyle-iliskilendirildi</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 16:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/06/musluk-icme-suyu.png" type="image/jpeg" length="95666"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun ömür tıbbı yükselişte: Yaşlanmaya hazır mıyız?]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/uzun-omur-tibbi-yukseliste-yaslanmaya-hazir-miyiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/uzun-omur-tibbi-yukseliste-yaslanmaya-hazir-miyiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya genelinde yaşam süresi uzarken, uzmanlar yalnızca daha uzun yaşamanın değil, sağlıklı yaşlanmanın da önem kazandığına dikkat çekiyor. Uzun ömür tıbbı, hastalıkları ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek yerine yaşlanma sürecini daha sağlıklı yönetmeyi hedefleyen yeni bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Tıp dünyasında son yıllarda öne çıkan "uzun ömür tıbbı" yaklaşımı, yaşlanmanın kaçınılmaz etkilerini azaltmayı ve bireylerin yaşam kalitesini ileri yaşlarda da koruyabilmesini amaçlıyor. Ortalama yaşam süresinin giderek arttığı günümüzde uzmanlar, asıl hedefin daha uzun yaşamak değil, sağlıklı ve bağımsız bir yaşam sürdürmek olması gerektiğini vurguluyor. Özellikle Avrupa'nın en uzun yaşam süresine sahip ülkelerinden biri olan İspanya'da yürütülen çalışmalar, yaşlı nüfusun karşı karşıya olduğu sağlık sorunlarını yeniden gündeme taşıdı. Araştırmalar, insanların daha uzun yaşadığını ancak yaşamın son yıllarında kronik hastalıklar ve fonksiyon kayıplarının ciddi şekilde arttığını ortaya koyuyor.</p>

<h2>Yaşam süresi uzuyor ancak sağlıklı geçirilen yıllar aynı hızda artmıyor</h2>

<p>Modern tıptaki gelişmeler, sağlık hizmetlerine erişimin artması ve yaşam koşullarındaki iyileşmeler sayesinde dünya genelinde ortalama yaşam süresi yükselmeye devam ediyor. Ancak uzmanlar, yaşam süresindeki bu artışın her zaman yaşam kalitesine aynı ölçüde yansımadığı görüşünde birleşiyor. İspanya örneğinde ortalama yaşam süresi 84 yıla ulaşırken, 65 yaş sonrasındaki yılların önemli bir bölümünün kronik hastalıklar, hareket kısıtlılıkları veya bağımsız yaşam becerilerindeki kayıplarla geçtiği belirtiliyor. Bu durum, sağlık sistemlerini yalnızca hastalık tedavisine değil, yaşlanmanın etkilerini azaltacak önleyici uygulamalara yönelmeye zorluyor. Uzmanlara göre geleceğin sağlık politikaları, bireylerin yaşlılık dönemine daha güçlü ve daha sağlıklı girmesini sağlayacak stratejiler üzerine kurulacak.</p>

<h2>Uzun ömür tıbbı nedir?</h2>

<p>Uzun ömür tıbbı, insanların yalnızca daha uzun yaşamasını değil, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde fiziksel ve zihinsel sağlıklarını koruyabilmesini hedefleyen bir tıp yaklaşımı olarak tanımlanıyor. Bu alan; genetik araştırmalar, beslenme bilimi, fiziksel aktivite, uyku düzeni, stres yönetimi ve teknolojik sağlık takip sistemlerini bir araya getiriyor. Amaç, yaşlanmanın biyolojik etkilerini daha iyi anlamak ve yaşa bağlı hastalıkların ortaya çıkmasını geciktirmek. Uzmanlar, uzun ömür tıbbının estetik uygulamalarla karıştırılmaması gerektiğini belirtiyor. Bu yaklaşımın temelinde, bireyin yaşam boyu sağlık durumunu koruyacak bilimsel yöntemler bulunuyor.</p>

<h2>Sosyal medyadaki bilgi kirliliği risk oluşturuyor</h2>

<p>Uzun ömür ve sağlıklı yaşlanma konularına yönelik ilginin artmasıyla birlikte sosyal medyada da çok sayıda içerik paylaşılmaya başlandı. Ancak uzmanlar, bilimsel temelden yoksun önerilerin ciddi sağlık riskleri oluşturabileceği konusunda uyarıyor. Son yıllarda yaygınlaşan "biohacking" akımları, insanların çeşitli yöntemlerle biyolojik performanslarını artırabileceklerini savunuyor. Buna rağmen birçok uygulamanın yeterli bilimsel kanıtla desteklenmediği belirtiliyor. Uzmanlar, sağlıklı yaşlanma konusunda bireylerin sosyal medya fenomenleri yerine sağlık profesyonellerine başvurmasının önemine dikkat çekiyor. Bilimsel araştırmalarla desteklenmeyen yöntemlerin uzun vadede yarardan çok zarar verebileceği ifade ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Önleyici tıp anlayışı güç kazanıyor</h2>

<p>Uzun ömür tıbbının merkezinde önleyici sağlık hizmetleri yer alıyor. Geleneksel sağlık sistemlerinde bireyler genellikle bir hastalık ortaya çıktıktan sonra sağlık kuruluşlarına başvururken, yeni yaklaşım hastalık oluşmadan önce riskleri azaltmayı amaçlıyor. Beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku, stres yönetimi ve erken tarama programları bu yaklaşımın temel unsurları arasında bulunuyor. Uzmanlara göre kalp-damar hastalıkları, diyabet, demans ve bazı kanser türleri gibi yaşla ilişkili sağlık sorunlarının önemli bir bölümü erken müdahale sayesinde geciktirilebilir veya önlenebilir.</p>

<h2>Akıllı cihazlar sağlık takibinde yeni dönem başlattı</h2>

<p>Teknolojinin gelişmesiyle birlikte sağlık verilerinin takibi de günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Akıllı saatler ve giyilebilir cihazlar sayesinde bireyler kalp ritimlerini, uyku düzenlerini, fiziksel aktivitelerini ve çeşitli biyolojik verilerini sürekli takip edebiliyor. Ancak uzmanlar, veri toplamanın tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. Toplanan bilgilerin doğru yorumlanması ve kişiye özel değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Yanlış yorumlanan sağlık verilerinin bireylerde gereksiz kaygıya yol açabileceği, hatta bazı durumlarda sağlık takıntısını artırabileceği ifade ediliyor. Bu nedenle verilerin sağlık profesyonelleri tarafından değerlendirilmesi öneriliyor.</p>

<h2>Uzun ömür tıbbı geleceğin sağlık modeli olabilir</h2>

<p>Nüfusun yaşlanması, birçok ülkenin sağlık sistemleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Uzmanlar, önümüzdeki yıllarda yaşlı nüfus oranının daha da artacağını ve buna bağlı olarak sağlık harcamalarının yükseleceğini öngörüyor. Bu nedenle uzun ömür tıbbı, yalnızca bireysel sağlık açısından değil, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından da önem taşıyor. Bilim insanları, yaşlanmanın biyolojik mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasıyla birlikte yaşa bağlı hastalıkların ortaya çıkışının geciktirilebileceğini düşünüyor. Araştırmacılara göre gelecekte sağlık politikalarının temel hedeflerinden biri, insanların yaşam sürelerini uzatmanın ötesinde, yaşlılık dönemlerini daha aktif, bağımsız ve kaliteli geçirmelerini sağlamak olacak. Bu nedenle uzun ömür tıbbı, önümüzdeki yıllarda sağlık sektörünün en hızlı gelişen alanlarından biri olarak görülüyor.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>euronews</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/uzun-omur-tibbi-yukseliste-yaslanmaya-hazir-miyiz</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 15:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/06/y-a-s-l-a-n-m-a-1.png" type="image/jpeg" length="25586"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim insanları uyardı: 1 dakikalık öfke bağışıklığı çökertiyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-insanlari-uyardi-1-dakikalik-ofke-bagisikligi-cokertiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-insanlari-uyardi-1-dakikalik-ofke-bagisikligi-cokertiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, günlük hayatta sıkça yaşanan öfke patlamalarının vücut üzerindeki etkilerine dair dikkat çekici bir bulguya ulaştı. Yapılan araştırmaya göre, yalnızca bir dakikalık yoğun öfke bile bağışıklık sisteminin savunma hattını yaklaşık 5 saat boyunca zayıflatabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Zihin ve beden arasındaki güçlü ilişkiyi inceleyen araştırmacılar, laboratuvar ortamında gerçekleştirdikleri deneylerde öfke anlarında yaşanan biyolojik değişimleri ortaya koydu. Yapılan ölçümlerde, yoğun öfke yaşayan bireylerde hastalıklara karşı ilk savunma hattında yer alan İmmünoglobulin A (IgA) antikor seviyelerinin kısa sürede belirgin şekilde düştüğü tespit edildi.</p>

<p>Uzmanlara göre bu durum, bağışıklık sisteminin ani duygusal tepkilerden doğrudan etkilendiğini ve vücudun geçici olarak dış etkenlere karşı daha savunmasız hale geldiğini gösteriyor.</p>

<h2>Stres hormonları savunma sistemini baskılıyor</h2>

<p>Araştırma ekibi, öfke anında devreye giren stres mekanizmalarının bu tabloyu açıklamada kritik rol oynadığını belirtiyor. Öfke sırasında salgılanan kortizol ve adrenalin gibi hormonlar, “savaş ya da kaç” tepkisini tetiklerken bağışıklık sistemi gibi bazı hayati fonksiyonları geçici olarak baskılıyor.</p>

<p>Araştırmanın başındaki uzman, elde edilen bulguların etkisini şu sözlerle özetledi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Öfkelendiğimizde vücut hızla kortizol ve adrenalin salgılar. Bu durum kısa süreli bir hazırlık hali yaratırken, bağışıklık sistemi baskılanır. Ancak verilerimiz, bu etkinin yalnızca anlık olmadığını; tek bir dakikalık yoğun öfkenin ardından vücudun yaklaşık 5 saat boyunca savunmasız kalabildiğini gösteriyor.”</p>

<h2>Uzmanlardan öfke kontrolü uyarısı</h2>

<p>Bilim insanları, özellikle enfeksiyon hastalıklarının yaygın olduğu dönemlerde öfke yönetiminin önemine dikkat çekiyor. Sık tekrarlayan öfke patlamalarının uzun vadede bağışıklık sistemini zayıflatabileceği ve hastalıklara yakalanma riskini artırabileceği ifade ediliyor.</p>

<p>Uzmanlar, ani öfke anlarında derin nefes egzersizleri yapılmasını, ortam değişikliğiyle zihnin sakinleştirilmesini ve tepki vermeden önce birkaç saniyelik bekleme (10 saniye kuralı) uygulanmasını öneriyor. Buna göre, kısa süreli bir duygusal kontrol bile vücudun biyolojik dengesini korumada önemli rol oynuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-insanlari-uyardi-1-dakikalik-ofke-bagisikligi-cokertiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/06/ofke-1.png" type="image/jpeg" length="79942"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rus bilim insanlarından beyin tümörlerinde çığır açabilecek yeni ilaç]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/rus-bilim-insanlarindan-beyin-tumorlerinde-cigir-acabilecek-yeni-ilac</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/rus-bilim-insanlarindan-beyin-tumorlerinde-cigir-acabilecek-yeni-ilac" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rusya’da geliştirilen yeni radyofarmasötik ilaç, glioma türü beyin tümörlerinin hem tanı hem de tedavisinde hedefli etki göstererek kanser hücrelerinin yayılımını engellemeyi amaçlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Rusya’da yürütülen disiplinler arası bir araştırma, beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde önemli bir dönüm noktası olabilecek yeni bir radyofarmasötik ilacı gündeme taşıdı. Geliştirilen yöntemin özellikle glioma türü beyin tümörlerine odaklandığı belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Disiplinler arası çalışma: aptamer temelli yeni yaklaşım</h2>

<p>Rusya Nörofizyoloji Enstitüsü, Burdenko Merkezi ve Lomonosov Üniversitesi’nden bilim insanları ve doktorların yer aldığı ekip, glioma tümörlerinin hem teşhisi hem de tedavisi için yenilikçi bir ilaç geliştirdi.</p>

<p>PET (pozitron emisyon tomografisi) ve BT (bilgisayarlı tomografi) tarayıcılarıyla entegre çalışabilen ilaç, radyoaktif izotoplara bağlanmış tek zincirli DNA ve RNA moleküllerinden oluşan aptamerler içeriyor. Bu yapı sayesinde tümör hücrelerinin daha hassas şekilde hedeflenmesi amaçlanıyor.</p>

<h2>Tümör hücrelerini hedefleyen ve yayılımı engelleyen etki</h2>

<p>Geliştirilen özel aptamerlerin, bilinen antitümör tedavileriyle uyumlu şekilde çalışarak doğrudan glioma hücrelerini hedef aldığı ifade edildi. En dikkat çekici özelliğinin ise, tümörlü hücrelerin sağlıklı dokulara yayılımını engelleyecek şekilde tasarlanması olduğu vurgulandı.</p>

<p>Yapılan ön çalışmaların yüksek başarı gösterdiği, ilacın etkinliğinin doğrulandığı bildirildi. Araştırma ekibi ayrıca patent başvurusu sürecine başladıklarını ve klinik deney hazırlıklarının sürdüğünü açıkladı.</p>

<h2>Klinik süreç ve olası yeni dönem</h2>

<p>Uzmanlara göre söz konusu gelişme, beyin tümörü tedavilerinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilir. İlacın klinik testlerden başarıyla geçmesi halinde, glioma tedavisinde daha hedefli ve etkili bir yaklaşımın mümkün olabileceği değerlendiriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/rus-bilim-insanlarindan-beyin-tumorlerinde-cigir-acabilecek-yeni-ilac</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2025/09/beyin-tumoru-34028-54301-bpng.jpeg" type="image/jpeg" length="61253"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni araştırma uyardı: Oturma süresi beyin sağlığını tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-uyardi-oturma-suresi-beyin-sagligini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-uyardi-oturma-suresi-beyin-sagligini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yedi yıl süren araştırma, düzenli egzersiz yapılsa bile uzun süre oturmanın beyin sağlığı üzerinde bağımsız risk oluşturabileceğini ortaya koydu. Özellikle Alzheimer genine sahip bireylerde bilişsel gerileme ve beyin hacminde azalma ile ilişkilendirilen hareketsiz yaşam tarzı, uzmanlara göre gün içindeki oturma sürelerinin de en az fiziksel aktivite kadar önemli olduğunu gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yedi yıl süren yeni bir araştırma, gün içinde uzun süre hareketsiz kalmanın, düzenli egzersiz yapılsa bile beyin sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini ortaya koydu. Özellikle Alzheimer ile ilişkili APOE-e4 genine sahip bireylerde, fazla oturma süresi bilişsel gerileme ve bazı beyin bölgelerinde küçülme ile ilişkilendirildi.</p>

<p>Çalışmaya demansı olmayan 400’den fazla yaşlı birey katıldı. Katılımcılar yedi yıl boyunca takip edildi; bileklerine takılan aktivite izleyicilerle günlük hareket düzeyleri ölçüldü. Ayrıca MRI taramaları yapıldı ve Alzheimer riskiyle bağlantılı APOE-e4 gen testi uygulandı.</p>

<p>Elde edilen sonuçlara göre, gün içinde daha uzun süre oturan bireylerde bilişsel performansın daha hızlı gerilediği ve bazı beyin bölgelerinde hacim kaybı görüldüğü tespit edildi. Katılımcıların yaklaşık %90’ı önerilen haftalık 150 dakikalık fiziksel aktivite seviyesine ulaşmasına rağmen, uzun süreli oturma etkisinin devam ettiği belirlendi.</p>

<h2>Uzmanlardan kritik uyarı</h2>

<p>Çalışmanın başyazarı Dr. Marissa A. Gogniat, fiziksel aktivite düzeyi yüksek olsa bile hareketsiz kalma süresinin bağımsız bir risk faktörü olabileceğini belirtti. Gogniat, “Daha fazla hareketsiz davranış, daha büyük bilişsel gerileme ve sinirsel dejenerasyonla ilişkiliydi” dedi.</p>

<p>Araştırmacılardan Dr. David Hunter ise hareketsiz yaşamın beyinde genel inflamasyonu artırabileceğini ve bunun uzun vadede nörolojik etkiler yaratabileceğini ifade etti.</p>

<h2>Oturma süresi ve beyin sağlığı ilişkisi</h2>

<p>Bilim insanlarına göre uzun süre oturmanın beyin üzerindeki etkisi tam olarak açıklanabilmiş değil. Ancak olası mekanizmalar arasında artan inflamasyon, damar sağlığındaki değişiklikler ve öğrenme ile hafızayı etkileyen sinaptik plastisite kaybı yer alıyor.</p>

<p>Öte yandan, okuma ve kart oyunu gibi zihinsel olarak aktif kalınan oturma aktivitelerinin, televizyon izlemek gibi pasif davranışlara göre daha faydalı olabileceği belirtiliyor.</p>

<h2>Ne yapılmalı?</h2>

<p>Uzmanlar, beyin sağlığını korumak için yalnızca spor yapmanın yeterli olmadığını, gün içindeki oturma sürelerinin de bölünmesi gerektiğini vurguluyor. Kısa yürüyüşler, sık mola verme ve aktif kalma alışkanlıkları riskin azaltılmasına katkı sağlayabilir.</p>

<p>Ayrıca yüksek tansiyon, diyabet, işitme kaybı, sigara ve alkol kullanımı gibi diğer risk faktörlerinin kontrol altına alınmasının da demans riskini düşürmede önemli olduğu belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırma, Alzheimer’ı önleyecek tek bir çözüm olmadığını, sağlıklı yaşamın bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini bir kez daha ortaya koyuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-uyardi-oturma-suresi-beyin-sagligini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/06/oturmak.png" type="image/jpeg" length="95184"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
