<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İzmir’de Son Dakika Haber</title>
    <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr</link>
    <description>İzmir haberleri ve son dakika gelişmeleri için izmirdesondakika.com.tr. İzmir'den güncel yerel haberler, spor, ekonomi, siyaset, teknoloji, magazin ve daha fazlasını takip edin. İzmir'in en güvenilir ve etkili haber kaynağı.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/rss/bilim" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 04 Sep 2026 09:38:53 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/rss/bilim"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Mars’tan gelen gizemli görüntünün sırrı ortaya çıktı]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/marstan-gelen-gizemli-goruntunun-sirri-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/marstan-gelen-gizemli-goruntunun-sirri-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[NASA’nın Curiosity keşif aracının Mars yüzeyinde kaydettiği, denizanasını andıran karanlık silüet sosyal medyada yeniden gündem oldu. Ancak yapılan değerlendirmelere göre gizemli görüntü Mars’ta bulunan bir canlıya ya da fiziksel bir yapıya ait değil; kozmik ışınların kameranın sensöründe oluşturduğu anlık bir görüntü bozulmasından kaynaklanıyor olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mars yüzeyinde görev yapan NASA’nın Curiosity ve Perseverance keşif araçlarının gönderdiği görüntüler, geçmişte de birbirinden ilginç iddialara konu olmuştu. İnsan kafasına, kemik parçalarına ve mantarlara benzetilen çeşitli şekillerin Mars’ta yaşam izleri olabileceği öne sürülmüş, ancak yapılan incelemelerde bu görüntülerin Mars yüzeyindeki aşınmış kaya oluşumlarından kaynaklandığı belirlenmişti. Curiosity’nin 2023 yılında kaydettiği başka bir görüntü ise yeniden gündeme gelerek benzer bir heyecan yarattı. Fotoğrafta, sarkık kollara sahip bir denizanasını andıran koyu renkli bir silüet görülmesi, görüntünün kaynağı konusunda soru işaretlerine neden oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Görüntü neden sadece bir karede ortaya çıktı?</h2>

<p>Uzmanların değerlendirmelerinde en dikkat çekici ayrıntılardan biri, gizemli şeklin yalnızca belirli bir karede görülmesi oldu. Curiosity, Mars yüzeyindeki bir bölgeyi incelerken aynı kamerayla aynı açıdan art arda çok sayıda fotoğraf çekiyor. 20 Ağustos 2023’te kaydedilen ve söz konusu silüetin görüldüğü görüntünün <strong>13 ve 25 saniye öncesinde çekilen karelerde aynı şekle rastlanmaması</strong>, cismin Mars yüzeyinde fiziksel olarak bulunan bir nesne olma ihtimalini zayıflatıyor. Bu durum, görüntünün kısa süreli bir kamera veya sensör etkileşiminden kaynaklanmış olabileceğini düşündürüyor.</p>

<h2>Mars’ın atmosferi kozmik ışınlara karşı savunmasız</h2>

<p>Bilim insanlarının üzerinde durduğu açıklamalardan biri <strong>kozmik ışınlar</strong>. Uzaydan gelen yüksek enerjili parçacıklar, uzay araçlarının elektronik sistemlerini ve görüntüleme sensörlerini etkileyebiliyor. Dünya, güçlü manyetik alanı ve kalın atmosferi sayesinde bu parçacıkların önemli bir bölümüne karşı doğal bir korumaya sahip. Mars ise küresel ölçekte güçlü bir manyetik alana sahip olmaması ve atmosferinin Dünya’ya kıyasla çok daha ince olması nedeniyle kozmik ışınlara daha fazla maruz kalıyor. Uzaydan gelen yüklü parçacıkların Curiosity’nin kamerasındaki silikon algılayıcıya çarpması, fotoğraflarda anlık görüntü bozulmalarına neden olabiliyor. Bu tür etkiler çoğunlukla parlak noktalar veya çizgiler şeklinde görülse de bazı durumlarda daha farklı ve koyu şekiller de oluşturabiliyor.</p>

<h2>Mars’ta canlı izine dair kanıt değil</h2>

<p>Mevcut bulgular, denizanasını andıran silüetin Mars yüzeyinde bulunan gerçek bir nesne olmadığı ve büyük olasılıkla kamera sensörüne ulaşan kozmik ışınların oluşturduğu geçici bir görüntü bozulması olduğu yönünde. Bununla birlikte uzmanlar, kesin teknik analiz tamamlanmadan görüntü işleme veya sensör kaynaklı diğer ihtimallerin tamamen dışlanamayacağını belirtiyor. Ancak görüntünün yalnızca tek bir karede ortaya çıkması ve hemen öncesindeki karelerde aynı şeklin bulunmaması, <strong>Mars’ta gizemli bir canlı ya da yapı keşfedildiği iddiasını desteklemiyor.</strong> Dolayısıyla sosyal medyada yeniden gündeme gelen “Mars’taki denizanası” görüntüsü, gezegende yaşam bulunduğuna ilişkin yeni bir kanıt olmaktan çok, uzay ortamının keşif araçlarının kameralarında oluşturabileceği sıra dışı görüntülere örnek olarak değerlendiriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>cnn</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/marstan-gelen-gizemli-goruntunun-sirri-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/mars-gizemli-goruntu.png" type="image/jpeg" length="30136"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünya’nın derinliklerinde ne var? Yapay zeka gizemi ortaya çıkardı]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/dunyanin-derinliklerinde-ne-var-yapay-zeka-gizemi-ortaya-cikardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/dunyanin-derinliklerinde-ne-var-yapay-zeka-gizemi-ortaya-cikardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya’nın yaklaşık 2 bin 900 kilometre altında bilim insanlarını şaşırtan yapılar tespit edildi. Milyonlarca sismik kaydı tarayan yapay zeka, gezegenin milyarlarca yıllık geçmişine ışık tutabilecek izler buldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya’nın yüzeyinin binlerce kilometre altında, katı manto ile sıvı dış çekirdeğin buluştuğu sınır bölgesi, gezegenin jeolojik geçmişine ilişkin en büyük bilinmezlerden biri olmayı sürdürüyor. Bu bölgedeki yapıları doğrudan gözlemlemek mümkün olmadığı için bilim insanları, depremlerin oluşturduğu sismik dalgaların Dünya’nın içinden geçerken bıraktığı izleri kullanıyor. Yeni araştırmada ise bu son derece zayıf sinyallerin tespit edilmesi için yapay zeka teknolojisinden yararlanıldı.</p>

<h2>Milyonlarca sismik kayıt yapay zeka tarafından tarandı</h2>

<p>ScienceAlert’ın aktardığı ve <i>Journal of Geophysical Research: Solid Earth</i> dergisinde yayımlanan araştırmada, Dünya’nın derinliklerindeki yapıların haritasını çıkarmak amacıyla kapsamlı bir sismik veri analizi gerçekleştirildi. Araştırmacılar, 1990 ile 2024 yılları arasında meydana gelen yaklaşık <strong>5 bin depreme ait 2 milyondan fazla sismik dalga kaydını</strong> derin öğrenme tabanlı bir yapay zeka algoritmasıyla inceledi.</p>

<p>Çalışmada özellikle <strong>“PKP öncül dalgaları”</strong> olarak adlandırılan son derece zayıf sismik sinyallere odaklanıldı. Bu dalgalar, depremlerin ardından Dünya’nın iç katmanlarından geçerken manto ile çekirdeğin sınırındaki küçük yapısal farklılıklarla karşılaşıyor ve saçılıyor. Daha sonra ana sarsıntıyla ilişkili güçlü dalgalardan hemen önce yüzeye ulaşıyor.</p>

<p>Bilim insanları, normal yöntemlerle ayırt edilmesi oldukça zor olan bu sinyalleri takip ederek Dünya’nın en ulaşılmaz bölgelerinden biri olan manto-çekirdek sınırına ilişkin daha ayrıntılı bir harita oluşturmayı amaçladı.</p>

<h2>Yapay zeka 175 bin sinyal tespit etti</h2>

<p>Araştırmacıların uzman denetimiyle geliştirdiği yapay zeka modeli, milyonlarca kayıt arasından yaklaşık <strong>175 bin yüksek kaliteli PKP öncül sinyali</strong> belirledi. Araştırmacılara göre bu sayı, bugüne kadar yapılan çalışmaların tamamında tespit edilen sinyallerin toplamından yaklaşık 10 kat daha fazla.</p>

<p>Ortaya çıkarılan geniş veri seti, bilim insanlarına Dünya’nın derinliklerindeki yapıların dağılımını küresel ölçekte inceleme imkanı sağladı. Böylece daha önce sınırlı sayıda sismik kayıt üzerinden değerlendirilen manto-çekirdek sınırına ilişkin çok daha kapsamlı bir tablo elde edildi.</p>

<h2>Derinliklerde birbirine bağlı dev kuşaklar olabilir</h2>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, manto-çekirdek sınırındaki yapıların dağılımına ilişkin oldu. Önceki değerlendirmelerde bu yapıların birbirinden bağımsız ve rastgele dağılmış küçük oluşumlar olabileceği düşünülürken, yeni analiz bunların <strong>birbirleriyle bağlantılı geniş kuşaklar</strong> oluşturabileceğine işaret etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yapıların özellikle <strong>Avrasya’nın yüksek enlemleri, Orta Asya ve Güney Atlantik’in altında</strong> yoğunlaştığı belirlendi. Araştırmacılar, söz konusu oluşumların nasıl meydana geldiğini ve milyarlarca yıl boyunca nasıl bu konuma ulaştığını anlamaya çalışıyor.</p>

<h2>Dünya’nın milyarlarca yıllık geçmişinden izler taşıyor olabilir</h2>

<p>Bilim insanlarının üzerinde durduğu ihtimallerden biri, bu derin yapıların Dünya’nın yüzeyinden milyarlarca yıl boyunca aşağıya taşınan maddelerden oluşmuş olabileceği yönünde.</p>

<p>Bu senaryoya göre okyanus tabanındaki bazı parçalar, tektonik levhaların hareketleriyle birlikte mantonun derinliklerine sürüklenmiş olabilir. Söz konusu malzemelerin çok uzun zaman içerisinde manto-çekirdek sınırına kadar ulaşarak burada birikmiş olması ihtimaller arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Ancak araştırmanın ortaya koyduğu daha çarpıcı ihtimallerden biri, bu yapıların Dünya’nın erken dönemlerine ilişkin kozmik kalıntılar olabileceği yönünde. Bazı bilim insanları, söz konusu oluşumların milyarlarca yıl önce genç Dünya’ya çarptığı ve Ay’ın oluşumuna yol açtığı düşünülen dev gök cisminin geride bıraktığı kimyasal kalıntılarla bağlantılı olabileceğini değerlendiriyor.</p>

<p>Bu hipotezin doğrulanması halinde, Dünya’nın derinliklerinde gezegenimizin ve Ay’ın oluşumunun ilk dönemlerinden kalmış maddelere ilişkin izler bulunuyor olabileceği düşünülüyor. Ancak bunun henüz kesinleşmiş bir sonuç değil, araştırılması gereken olası açıklamalardan biri olduğu vurgulanıyor.</p>

<h2>Manyetik alanın sırlarına da ışık tutabilir</h2>

<p>Keşfin önemi yalnızca Dünya’nın geçmişini anlamakla sınırlı kalmayabilir. Manto ile çekirdeğin sınırındaki yapıların, aşırı sıcaklık ve basınç koşulları altında kısmen erimiş olabileceği ve çevrelerindeki manto malzemesinden farklı fiziksel özelliklere sahip olabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Bu farklılıkların anlaşılması, Dünya’nın derinliklerinde meydana gelen hareketlerin yüzeyde gözlenen sonuçlarla nasıl bağlantılı olduğunu ortaya çıkarmaya yardımcı olabilir. Araştırmacılar, yeni sismik haritanın <strong>volkanik faaliyetlerin anlaşılması, Dünya’nın iç yapısının modellenmesi ve gezegenin manyetik alanındaki değişimlerin araştırılması</strong> gibi farklı alanlarda kullanılabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Yapay zekanın milyonlarca sismik kayıt arasından yakaladığı bu son derece zayıf sinyaller, Dünya’nın gözle görülemeyen derinliklerine ilişkin yeni bir pencere açmış durumda. Araştırmacılar, elde edilen verilerin gezegenin milyarlarca yıllık geçmişini ve bugün hâlâ devam eden derin jeolojik süreçleri anlamaya yönelik yeni çalışmaların önünü açabileceğini değerlendiriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>milliyet</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/dunyanin-derinliklerinde-ne-var-yapay-zeka-gizemi-ortaya-cikardi</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/dunya-7.png" type="image/jpeg" length="41245"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Evrenin sırlarını çözmek için geri sayım başladı! NASA'nın yeni teleskobu fırlatılıyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/evrenin-sirlarini-cozmek-icin-geri-sayim-basladi-nasanin-yeni-teleskobu-firlatiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/evrenin-sirlarini-cozmek-icin-geri-sayim-basladi-nasanin-yeni-teleskobu-firlatiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[NASA'nın Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu, 30 Ağustos'ta Florida'daki Kennedy Uzay Merkezi'nden uzaya gönderilecek. Milyonlarca yıldız ve yüz milyonlarca galaksiyi taraması beklenen teleskop, yeni gezegenlerin keşfinden karanlık madde ve karanlık enerjinin gizemlerine kadar evren hakkındaki bilgileri değiştirebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>NASA, evrenin en büyük gizemlerinden bazılarını araştıracak yeni uzay teleskobu için geri sayıma geçti. Adını NASA'nın ilk kadın yöneticisi ve ilk baş astronomu Nancy Grace Roman'dan alan teleskobun <strong>30 Ağustos'ta</strong> Florida'daki Kennedy Uzay Merkezi'nden fırlatılması planlanıyor. Roman Uzay Teleskobu, Hubble ve James Webb'den farklı olarak tek tek gök cisimlerine odaklanmak yerine gökyüzünün çok geniş bölgelerini aynı anda tarayacak. Bilim insanları bu sayede daha önce görülmemiş sayıda yıldız, galaksi ve ötegezegen hakkında veri toplamayı hedefliyor.</p>

<h2>Tek karede binlerce gök cismi görülecek</h2>

<p>Roman'ın en önemli özelliklerinden biri geniş görüş alanı olacak. Teleskobun, Hubble'a benzer bir görüntü kalitesini çok daha geniş bir alana yayması bekleniyor. Surrey Üniversitesi'nden astrofizikçi Dr. Noelia Noël, Roman'ın tek bakışta Hubble'dan <strong>en az 100 kat daha fazla gökyüzünü</strong> görebileceğini belirtiyor. Teleskobun 2,4 metrelik ana aynası da dikkat çekiyor. Ayna, başlangıçta ABD'nin istihbarat amaçlı uydularında kullanılmak üzere geliştirilmiş ve 2012 yılında Ulusal Keşif Ofisi tarafından NASA'ya bağışlanmıştı. NASA, aynanın teleskobun yeni görevine uyarlanmasıyla daha sönük cisimlerin görülebilmesini ve daha net görüntüler elde edilmesini amaçlıyor.</p>

<p><img alt="Sanatçının, uzayda uçan siyah, kapüşonlu dairesel bir aleti, arkasında dağınık mor bulutlar ve çok sayıda galaksiyle birlikte tasvir eden bir illüstrasyonu. " src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/a25e/live/8dc4a0e0-a1f1-11f1-bf30-b9c45f18ad85.jpg.webp" /></p>

<h2>Bir ayda 20 milyardan fazla yıldız taranabilir</h2>

<p>Roman'ın merkezinde <strong>300 megapiksellik kızılötesi bir kamera</strong> bulunuyor. Geniş Alan Cihazı olarak adlandırılan bu kamera, teleskobun çok büyük miktarda veri toplamasını sağlayacak. Misyonun kıdemli bilim insanı Dr. Julie McEnery'ye göre Roman, yalnızca bir ay içerisinde Samanyolu'nda <strong>20 milyardan fazla yıldızı</strong> keşfedebilir. Bu çalışma tamamlandığında astronomların şimdiye kadar oluşturduğu en büyük gök cismi kataloglarından birinin ortaya çıkması bekleniyor.</p>

<h2>Ötegezegen sayısı 100 bini aşabilir</h2>

<p>Roman'ın araştıracağı gök cisimleri yalnızca yıldızlarla sınırlı kalmayacak. Teleskobun, diğer yıldızların çevresinde dolanan çok sayıda yeni ötegezegen keşfetmesi bekleniyor. Bilim insanları şu anda 6 binden biraz fazla ötegezegen biliyor. Roman'ın görev süresince bu sayının <strong>100 binin üzerine çıkabileceği</strong> tahmin ediliyor. Teleskobun yaklaşık bir buçuk yıl içerisinde gökyüzünün yüzde 12'sini taraması planlanıyor.</p>

<p><img alt="Bir hangarda, beyaz koruyucu kıyafetler giymiş insanların çevresinde, büyük bir silindir makaralar yardımıyla kaldırılıyor." src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/aaa1/live/79931ce0-a161-11f1-81f3-a1eb67c44aaf.jpg.webp" /></p>

<h2>James Webb ile birlikte çalışacak</h2>

<p>Roman Uzay Teleskobu, Hubble ve James Webb'in yerini almak için değil, onların çalışmalarını tamamlamak amacıyla tasarlandı. James Webb daha uzak ve sönük cisimleri çok daha ayrıntılı inceleyebilirken daha küçük bir görüş alanına sahip. Roman ise geniş bir bölgeyi tarayarak ilgi çekici gök cisimlerini belirleyecek. Bilim insanları, Roman'ın keşfettiği dikkat çekici bir cismi daha sonra James Webb'e yönlendirerek çok daha ayrıntılı gözlemler yapabilecek.</p>

<h2>Evrenin yüzde 95'ini oluşturan gizem araştırılacak</h2>

<p>Roman'ın en önemli görevlerinden biri, evrenin büyük bölümünü oluşturduğu düşünülen <strong>karanlık madde ve karanlık enerjiyi</strong> araştırmak olacak. Bilim insanlarına göre karanlık madde evrenin yaklaşık yüzde 27'sini oluşturuyor ve galaksileri bir arada tutan görünmez bir yapı gibi davranıyor. Varlığı, uzak galaksilerden gelen ışığın kütleçekimi nedeniyle bükülmesi gibi etkiler üzerinden gözlemlenebiliyor. Roman, bu etkiyi kullanarak karanlık maddenin evren boyunca nasıl dağıldığını daha ayrıntılı biçimde haritalandırmaya yardımcı olacak. Karanlık enerji ise evrenin yaklaşık yüzde 70'ini oluşturuyor. Evrenin genişlemesinin giderek hızlanmasının arkasındaki temel etkenlerden biri olduğu düşünülen karanlık enerjinin doğası ise hâlâ bilinmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="NASA'nın evrenin sırlarını aralayacak yeni teleskobu: Nancy Grace Roman -  Son Dakika Haberleri" height="375" src="https://trthaberstatic.cdn.wp.trt.com.tr/resimler/2232000/nancy-grace-roman-2232402.jpg" width="669" /></p>

<h2>Evrenin geleceğine ilişkin sorulara yanıt aranacak</h2>

<p>Bilim insanlarının kafasındaki en önemli sorulardan biri, karanlık enerjinin zaman içerisinde değişip değişmediği. Roman'ın yapacağı hassas ölçümler, evrenin geçmişte nasıl genişlediğinin ortaya çıkarılmasına yardımcı olabilir. Bu amaçla Tip Ia süpernovalar gibi parlaklığı belirli özellikler taşıyan yıldız patlamaları da incelenecek. Araştırmacılar elde edilecek veriler sayesinde mevcut kozmoloji modellerinin ne kadar doğru olduğunu test etmeyi ve evrenin geleceğine ilişkin daha güçlü tahminler yapmayı umuyor.</p>

<h2>Teleskop adını 'Hubble'ın Annesi'nden alıyor</h2>

<p>Nancy Grace Roman, NASA'nın kuruluş yıllarında astronomi alanında önemli görevler üstlenen öncü isimlerden biriydi. 1925'te Tennessee'de doğan Roman, kadınların bilim dünyasında ciddi engellerle karşılaştığı bir dönemde astronomi alanında kariyer yaptı. NASA'da görev aldığı yıllarda Hubble Uzay Teleskobu'nun geliştirilmesinde önemli rol oynadı. Bu nedenle Roman, uzun yıllar <strong>"Hubble'ın Annesi"</strong> olarak anıldı. Şimdi onun adını taşıyan yeni teleskop, 30 Ağustos'taki fırlatmanın ardından evrenin bugüne kadar keşfedilmemiş bölgelerine bakacak. Bilim insanları, Roman'ın toplayacağı verilerin gezegenlerden galaksilere, karanlık maddeden evrenin geleceğine kadar pek çok temel soruya yeni yanıtlar getirmesini bekliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>bbc</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/evrenin-sirlarini-cozmek-icin-geri-sayim-basladi-nasanin-yeni-teleskobu-firlatiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 18:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/nasa-nancy-grace-roman-uzay-teleskobu-2.png" type="image/jpeg" length="56174"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk dünyasının genç uzay kaşifleri İzmir’de buluştu]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/turk-dunyasinin-genc-uzay-kasifleri-izmirde-bulustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/turk-dunyasinin-genc-uzay-kasifleri-izmirde-bulustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Uzay Ajansı ve Uzay Kampı Türkiye iş birliğiyle düzenlenen programda, Türk Devletleri Teşkilatı’na üye ve gözlemci ülkelerden 65 öğrenci ile 12 öğretmen İzmir’de bir araya geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Uzay Ajansı (TUA) ve Uzay Kampı Türkiye iş birliğiyle düzenlenen “TUA Uzay Kaşifleri Türkiye Uzay Kampı Programı”, Türk dünyasının gençlerini İzmir’de buluşturdu. 23-29 Ağustos 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen programa Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Özbekistan ve Türkiye’den toplam 65 öğrenci ile 12 öğretmen katıldı.</p>

<p>Uzay Kampı Türkiye tarafından sağlanan burs kapsamında öğrencilerin konaklama, eğitim ve kamp süresince gerçekleştirilen tüm aktivitelerine ilişkin giderleri karşılandı. Programla Türk dünyasındaki çocuk ve gençler arasında bilimsel iş birliğinin, kültürel etkileşimin ve uzay bilimlerine olan ilginin artırılması hedeflendi.</p>

<h2><img alt="Türk Dünyası Çocukları Toplu" class="detail-photo img-fluid" height="2710" src="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/turk-dunyasi-cocuklari-toplu.jpg" width="4065" />Genç uzay kaşiflerine gelecek mesajı</h2>

<p>Programın sertifika törenine katılan Türkiye Uzay Ajansı Başkanı Yusuf Kıraç, gençlere hitaben yaptığı konuşmada bilim ve uzay çalışmalarının Türk dünyasının geleceği açısından önemine dikkat çekti.</p>

<p>Kıraç, “Yalnızca ülkelerinizin değil, bütün Türk Dünyası'nın geleceğini temsil ediyorsunuz. Uzaya duyduğunuz ilgi, bilime olan merakınız hepimizi daha güçlü, daha bilinçli bir geleceğe taşıyacak. Bu kampta kazanacağınız bilgi birikimi ve kuracağınız dostluklar, sizleri yarının bilim insanları, teknoloji öncüleri ve ilham verici liderleri olmaya hazırlayacaktır” dedi.</p>

<h2>“Dünya çocukları aynı gökyüzüne bakıyor”</h2>

<p>ESBAŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Faruk Güler ise programın yalnızca uzay ve bilim eğitimiyle sınırlı olmadığını, farklı ülkelerden gelen gençler arasında kalıcı dostluklar kurulmasına da katkı sunduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güler, Uzay Kampı Türkiye’de bugüne kadar çok sayıda astronot ve kozmonotun ağırlandığını, 60 farklı ülkeden 300 bini aşkın çocuk ve gençle buluşulduğunu söyledi.</p>

<p>Farklı kültürlerden gelen öğrencilerin aynı takım içerisinde ortak görevler üstlenerek birlikte çözüm üretme fırsatı bulduğunu belirten Güler, “Dünyanın farklı noktalarından gelerek burada buluşan gençler, aynı takımın parçası olduklarında birbirlerinden çok da farklı olmadıklarını gördüler. Aynı gökyüzüne baktıklarını, benzer sorular sorduklarını ve ortak hayaller taşıdıklarını fark ettiler” diye konuştu.</p>

<p>Güler, Türk dünyasının farklı ülkelerinden gelen gençlerin de ortak bilimsel hedefler etrafında buluşmasının geleceğe ilişkin umutları güçlendirdiğini ifade etti.</p>

<h2><img alt="5 Z1 A1496+" class="detail-photo img-fluid" height="2710" src="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/5-z1-a1496.jpg" width="4065" />Bilim ve kültür aynı kampta buluştu</h2>

<p>Program kapsamında öğrenciler, uzay ve bilim alanındaki eğitimlerin yanı sıra kültürel paylaşım etkinliklerine de katıldı. Farklı ülkelerden gelen gençler kendi kültürlerini tanıtma fırsatı bulurken, akranlarıyla doğrudan iletişim kurarak ortak bir bilim vizyonu geliştirdi.</p>

<p>Uzay Kampı Türkiye, 2000 yılından bu yana İzmir’de uzay, astronomi ve bilim odaklı eğitimler sunuyor. NASA'nın eğitim modellerinden esinlenen simülatörlerle desteklenen merkez, ABD dışında faaliyet gösteren tek uzay kampı olma özelliğini taşıyor.</p>

<h2>300 binden fazla öğrenciye ulaştı</h2>

<p>Bugüne kadar 300 binden fazla öğrenciye ulaşan Uzay Kampı Türkiye’de eğitimler; bilimsel deneyler, astronot simülatörleri ve interaktif atölyelerle destekleniyor.</p>

<p>Kamp programlarıyla çocukların bilimsel bilgi edinmelerinin yanı sıra yaratıcı problem çözme, iletişim ve takım çalışması becerilerinin geliştirilmesi de amaçlanıyor.</p>

<h2>Türk dünyasında bilimsel iş birlikleri güçlenecek</h2>

<p>Türkiye Uzay Ajansı’nın liderliği ve Uzay Kampı Türkiye’nin eğitim altyapısıyla gerçekleştirilen “TUA Uzay Kaşifleri Türkiye Uzay Kampı Programı” ile Türk Devletleri Teşkilatı’nın genç kuşakları arasında bilim temelli bağların güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Programın, gençlerin uzay ve bilim alanındaki ilgilerini desteklemesinin yanı sıra ülkeler arasındaki kültürel etkileşime katkı sağlaması ve önümüzdeki yıllarda daha kapsamlı bilimsel iş birliklerinin geliştirilmesine zemin oluşturması amaçlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM, İZMİR GENEL</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/turk-dunyasinin-genc-uzay-kasifleri-izmirde-bulustu</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/toplu-2.jpg" type="image/jpeg" length="40327"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Depresyon beyni nasıl değiştiriyor?]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/depresyon-beyni-nasil-degistiriyor-arastirmadan-carpici-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/depresyon-beyni-nasil-degistiriyor-arastirmadan-carpici-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Columbia Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü çalışma, majör depresyonun beyindeki yeni nöron üretimini duraklatabileceğini ortaya koydu. Yaklaşık yarım milyon beyin hücresinin incelendiği araştırmada, depresyonun hücresel ve moleküler düzeyde sanılandan çok daha karmaşık etkiler yarattığı belirlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Columbia Üniversitesi araştırmacıları, depresyonun beyindeki etkilerini hücresel düzeyde inceleyen dikkat çekici bir çalışmaya imza attı. Araştırmada, yetişkinlik döneminde de yeni nöron üretiminin devam ettiği az sayıdaki beyin bölgesinden biri olan hipokampusa odaklanıldı. Bulgular, majör depresyonun yalnızca ruh hali üzerinde değil, beynin hücresel işleyişi üzerinde de kapsamlı değişikliklere yol açabileceğini ortaya koydu.</p>

<h2>Yeni nöron üretiminde dikkat çeken değişim</h2>

<p>Araştırmacılar, majör depresyonu bulunan yetişkinlerde yeni nöron oluşumu olarak bilinen “nörogenez” sürecinin duraksadığını belirledi. Bu süreci kontrol eden moleküler mekanizmalarda da önemli değişiklikler tespit edildi.</p>

<p>Araştırmayı yöneten Columbia Üniversitesi Psikiyatri Profesörü Maura Dupont, depresyonun geçmişte daha çok serotonin gibi sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan maddelerin eksikliğiyle açıklanmaya çalışıldığını ancak hastalığın günümüzde çok daha karmaşık bir yapı olarak değerlendirildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dupont, “Yeni nöron oluşturma yeteneği olmadan, depresyonu olan kişiler çevreye etkili biçimde uyum sağlayacak dayanıklılığa sahip olmayabilir.” dedi.</p>

<h2>Hafıza ve duygusal tepkiler nasıl etkileniyor?</h2>

<p>Araştırmanın merkezindeki hipokampus, hafızanın yanı sıra çevrede yaşanan olaylara verilen duygusal tepkiler açısından da önemli bir rol üstleniyor.</p>

<p>Bilim insanlarına göre hipokampus, birbirine benzeyen ancak farklı olan anıları birbirinden ayırmaya yardımcı oluyor. Bu işlevin bozulması halinde geçmişte yaşanan olumsuz deneyimlerle yeni olayların birbirine karışması mümkün olabiliyor.</p>

<p>Dupont, yeni nöronların yeni deneyimlere karşı özellikle duyarlı olabileceğini ve yeni hafıza ağlarına daha kolay katılabileceğini belirtti. Araştırmacılar, nörogenezin yeniden etkinleştirilmesinin gelecekte bazı depresyon hastaları için potansiyel bir tedavi yaklaşımına dönüşebileceğini düşünüyor.</p>

<h2>Değişim sadece yeni nöronlarla sınırlı değil</h2>

<p>Çalışmada depresyonla bağlantılı değişikliklerin yalnızca yeni nöron oluşumunda görülmediği de ortaya çıktı.</p>

<p>Araştırmacılar, sinir hücreleri arasında yeni bağlantılar kurulması, hücreler arası iletişim, hücrelerin enerji ihtiyacının karşılanması ve hücre içindeki maddelerin taşınmasıyla ilgili genlerde de değişiklikler tespit etti.</p>

<p>Hipokampusun yeni duygusal anılar oluşturmasında görev alan temel sinir ağında ise iltihaplanma ve hücresel stres belirtilerine rastlandı.</p>

<p>Bilim insanları bu sonuçlara ulaşmak için depresyonu olan ve olmayan kişilerin ölümünden kısa süre sonra alınan yaklaşık yarım milyon beyin hücresini inceledi. Gelişmiş analiz yöntemleriyle hücrelerdeki gen faaliyetleri ve proteinlerde meydana gelen değişiklikler araştırılarak, depresyonla bağlantılı etkilerin hipokampusun hangi bölgelerinde ortaya çıktığı belirlendi.</p>

<h2>“Depresyon tek bir hastalık olmayabilir”</h2>

<p>Araştırmada daha önce majör depresyonla bağlantılı genetik farklılıkların görüldüğü bazı genlerde de değişmiş faaliyetler tespit edildi.</p>

<p>Prof. Maura Dupont, depresyonda çok çeşitli moleküler değişiklikler görülmesinin önemli olduğuna dikkat çekerek, “Genel olarak bulduğumuz geniş etki yelpazesi farklı hastalık mekanizmalarını yansıtıyor olabilir; bu da depresyonun yalnızca tek bir hastalık olmadığını gösterebilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Araştırmacılar, gelecekte depresyonu kanserde olduğu gibi hücresel ve moleküler özelliklerine göre farklı alt türlere ayırmayı hedefliyor. Bu yaklaşımın, hastalara yönelik daha hedefli ve kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine katkı sağlayabileceği düşünülüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/depresyon-beyni-nasil-degistiriyor-arastirmadan-carpici-bulgular</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 15:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2025/10/beyin-sisine-dikkat-covid-sonrasi-zihinsel-bulaniklik-artiyor.jpg" type="image/jpeg" length="55569"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şaşırınca göz bebeklerimiz neden büyüyor? İşte bilimsel nedeni]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/sasirinca-goz-bebeklerimiz-neden-buyuyor-iste-bilimsel-nedeni</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/sasirinca-goz-bebeklerimiz-neden-buyuyor-iste-bilimsel-nedeni" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, şaşırtıcı bir olayla karşılaşıldığında göz bebeklerinin büyümesinin yalnızca anlık bir tepki olmadığını ortaya koydu. Bulgular, beynin beklenmedik durumlarda eski beklentileri azaltarak yeni bilgileri öğrenmeye hazırlandığını gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Göz bebeklerinin karanlıkta daha fazla ışık alabilmek için büyüdüğü, aydınlıkta ise küçüldüğü uzun zamandır biliniyor. Ancak göz bebeğinin boyutunu belirleyen tek etken ışık değil. Yeni bir araştırma, şaşırtıcı bir olayla karşılaşıldığında göz bebeklerinin büyümesinin, beynin beklenmedik durumlara uyum sağlamasına yardımcı olan daha kapsamlı bir mekanizmanın parçası olabileceğini ortaya koydu.</p>

<h2>63 kişiyle deney yapıldı</h2>

<p>Brown Üniversitesinden nörobilimci Matt Nassar ve ekibinin yürüttüğü araştırmada 63 sağlıklı yetişkin gönüllü yer aldı. Katılımcılara farklı renklerden oluşan görüntüler gösterildi. İlk aşamada daha önce gördükleri renkleri hatırlamaları istenirken, sonraki aşamada öğrendikleri renk dizilimlerinden yola çıkarak sıradaki görüntüde hangi rengin ortaya çıkacağını tahmin etmeleri istendi.</p>

<p>Deney sırasında katılımcıların göz bebeği çapındaki değişimler ile beyin aktiviteleri ölçüldü. Beklentilerinin dışında bir renkle karşılaşan katılımcıların göz bebeklerinin belirgin şekilde büyüdüğü ve bazı beyin dalgalarında artış meydana geldiği gözlemlendi.</p>

<h2>Şaşırtıcı olay beyni “Yeniliyor”</h2>

<p>Araştırmacılar, beklenmedik görüntülerin yalnızca anlık bir şaşkınlık tepkisine yol açmadığını, aynı zamanda öğrenme biçimini de değiştirdiğini belirledi.</p>

<p>Görüntüler beklentileriyle uyumlu olduğunda katılımcılar önceki tahminlerine daha fazla bağlı kalırken, beklenmedik bir görüntüyle karşılaştıklarında bu eğilim azaldı. Bu durum, beynin şaşırtıcı bir olay sonrasında mevcut beklentileri zayıflatarak yeni bilgileri değerlendirmeye daha açık hale geldiğini gösterdi.</p>

<h2>Göz bebekleri beyindeki değişimin işareti olabilir</h2>

<p><i>Nature Human Behaviour</i> dergisinde yayımlanan araştırmaya göre göz bebeğindeki büyüme ve belirli beyin dalgalarındaki değişimler, beynin yeni bir zihinsel duruma geçtiğinin dışarıdan gözlemlenebilen işaretleri olabilir.</p>

<p>Araştırmanın başındaki Matt Nassar, beynin bir süre mevcut zihinsel bağlamı koruduğunu, ancak beklenmedik bir olayla karşılaştığında bu bağlamı değiştirdiğini belirtti. Böylece eski beklentilerin etkisi azalırken, beynin yeni bilgileri daha hızlı öğrenebilmesi için adeta bir “temiz sayfa” oluşuyor.</p>

<h2>Locus Coeruleus önemli rol oynuyor</h2>

<p>Araştırmacılar, bu uyarılma mekanizmasında beynin sapında bulunan <strong>locus coeruleus</strong> adı verilen küçük bir nöron kümesinin de önemli rol oynadığını belirtiyor. Bu bölge, “savaş ya da kaç” tepkisiyle bağlantılı nörotransmiter ve hormon olan noradrenalinin başlıca kaynaklarından biri olarak biliniyor.</p>

<p>Beklenmedik olayların ardından locus coeruleus bölgesindeki aktivitenin arttığı ve bunun göz bebeğindeki değişimler ile EEG'de ölçülen bazı beyin dalgalarıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılara göre bulgular, şaşırmanın yalnızca kısa süreli bir tepki olmadığını ortaya koyuyor. Göz bebeğinin büyümesiyle birlikte devreye giren bu mekanizma, beynin mevcut beklentilerini güncellemesine ve değişen koşullara daha hızlı uyum sağlamasına yardımcı olabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/sasirinca-goz-bebeklerimiz-neden-buyuyor-iste-bilimsel-nedeni</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/goz-bebegi.png" type="image/jpeg" length="26572"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Masaru Emoto’nun deneyi: Suyun hafızası bize ne anlatıyor?]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/masaru-emotonun-deneyi-suyun-hafizasi-bize-ne-anlatiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/masaru-emotonun-deneyi-suyun-hafizasi-bize-ne-anlatiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Japon araştırmacı Masaru Emoto’nun su kristalleri üzerine yaptığı deneyler, suyun kelimelerden, düşüncelerden ve çevresel etkilerden etkilenip etkilenemeyeceği tartışmasını yıllardır gündemde tutuyor. Peki “suyun hafızası” olarak adlandırılan bu yaklaşım bilim dünyasında nasıl değerlendiriliyor?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Su, günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Ancak suyun yalnızca fiziksel özellikleriyle değil, çevresinden aldığı mesajlarla da değişip değişemeyeceği uzun yıllardır merak konusu. Bu tartışmanın en çok bilinen isimlerinden biri ise Japon araştırmacı <strong>Masaru Emoto</strong> oldu. Emoto, farklı kelimelere, müziklere ve düşüncelere maruz bıraktığı su örneklerini dondurarak ortaya çıkan buz kristallerini fotoğrafladı. Araştırmacı, farklı mesajlara maruz bırakılan su örneklerinin birbirinden farklı kristal yapılar oluşturduğunu savundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Emoto’nun su kristalleri deneyi</h2>

<p>Masaru Emoto’nun çalışmalarında su örnekleri farklı kelimelere ve mesajlara maruz bırakıldı. Daha sonra bu su dondurularak oluşan kristaller mikroskop altında incelendi ve fotoğraflandı. Emoto’nun yorumuna göre <strong>“sevgi”, “teşekkür” ve “mutluluk” gibi olumlu ifadelerle karşılaşan su daha düzenli ve estetik kristaller oluştururken</strong>, olumsuz ifadelerin yöneltildiği suyun kristalleri daha düzensiz bir görünüm sergiliyordu. Bu çalışmalar, Emoto’nun kitapları ve yayımladığı fotoğraflarla geniş kitlelere ulaştı. Böylece “suyun hafızası” kavramı yalnızca bilimsel çevrelerde değil, günlük yaşam ve popüler kültürde de konuşulmaya başladı.</p>

<p><img alt="Su kristallerinden gizli mesaj" src="https://www.matematikkafe.com/FileUpload/as790370/HaberResim/1189117.jpg" /></p>

<h2>Deneysel olarak da test edildi</h2>

<p>Emoto’nun yer aldığı 2006 tarihli bir çalışmada ise suyun “niyet”ten etkilenip etkilenemeyeceği çift kör bir yöntemle test edildi. Yaklaşık 2 bin kişinin uzaktan olumlu niyet yönelttiği su örnekleri ile kontrol örnekleri donduruldu ve oluşan kristaller bağımsız değerlendiriciler tarafından estetik açıdan puanlandı. Çalışmada, niyet yöneltilen su örneklerinden oluşan kristallerin kontrol grubuna göre daha yüksek estetik puan aldığı bildirildi. Araştırmacılar sonuçların hipotezi desteklediğini belirtirken çalışmanın <strong>pilot bir araştırma</strong> olduğunu da ifade etti. (<a href="https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/16979104/?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Double-blind test of the effects of distant intention on water crystal formation.">PubMed</a>) Ancak tek bir çalışmadan yola çıkarak suyun düşünceleri veya kelimeleri “hafızasına aldığı” sonucuna ulaşmak mümkün değil. Bilimsel bir sonucun kabul edilebilmesi için farklı araştırmacılar tarafından tekrarlanması ve aynı sonuçların elde edilmesi gerekiyor.</p>

<h2>Peki su gerçekten hafızaya sahip mi?</h2>

<p>“Suyun hafızası” kavramı, suyun daha önce temas ettiği maddelerin bilgisini uzun süre saklayabileceği düşüncesine dayanıyor. Evrim Ağacı'nın konuya ilişkin incelemesinde ise bu görüşün <strong>kimya ve fiziğin temel ilkeleriyle uyumlu olmadığı ve bilimsel olarak kanıtlanmadığı</strong> aktarılıyor. Sıvı sudaki hidrojen bağlarının sürekli olarak kırılıp yeniden oluştuğu, dolayısıyla suyun geçmişte temas ettiği maddelere ilişkin bilgiyi uzun süre moleküler düzeyde saklamasını sağlayacak bilinen ve istikrarlı bir mekanizmanın bulunmadığı belirtiliyor.  Konuyla ilgili önemli tartışmalardan biri de 1988 yılında Fransız immünolog Jacques Benveniste tarafından ortaya atılan “su hafızası” çalışmaları oldu. Benveniste, çok yüksek oranda seyreltilen maddelerin su üzerinde iz bırakabileceğini öne sürmüştü. Ancak daha sonra gerçekleştirilen bağımsız ve kontrollü deneylerde bu sonuçlar tekrarlanamadı. </p>

<p><img alt="Su Kristalleri ve İnsan. Japon bilim insanı Masaru Emoto, su… | by Ayşenur | Medium" src="https://miro.medium.com/1*Vxa-DRcrZNMSZFGrrA9A3A.jpeg" /></p>

<h2>Kelimeler suyu etkiliyor mu?</h2>

<p>Emoto’nun deneylerini gündelik hayata uyarlayan yaklaşımın en dikkat çekici noktalarından biri de kelimeler. Bu yaklaşıma göre <strong>su, maruz kaldığı kelimeler ve mesajlardan etkilenebiliyor.</strong> “Sevgi”, “mutluluk” ve “teşekkür” gibi olumlu ifadeler ile olumsuz anlam taşıyan kelimelerin suyun kristal yapısında farklı sonuçlar oluşturabileceği öne sürülüyor. Bu nedenle konu yalnızca laboratuvar deneyleriyle sınırlı kalmıyor. Günlük yaşamda tükettiğimiz su ve içeceklerin çevresindeki kelimelerin veya mesajların da herhangi bir etkisi olup olmadığı sorusu ortaya çıkıyor. Ancak burada önemli bir bilimsel ayrım bulunuyor: Emoto'nun deneyleri üzerinden <strong>kelimelerin içtiğimiz sudaki moleküler yapıyı değiştirdiği veya bunun insan sağlığı üzerinde doğrudan bir etki oluşturduğu</strong> sonucu çıkarılamıyor. “Suyun hafızası” fikrinin genel olarak bilimsel açıdan kabul görmediği de bilimsel incelemelerde vurgulanıyor. </p>

<h2>Neden bu kadar tartışılıyor?</h2>

<p>Emoto’nun deneylerinin en dikkat çekici tarafı, farklı koşullarda dondurulan su kristallerinin fotoğraflarında görülen görsel farklılıklar. Ancak suyun kristalleşme sürecinde sıcaklık, donma koşulları, sudaki maddeler ve başka fiziksel faktörler de rol oynuyor. Bu nedenle kristallerde görülen farklılıkların yalnızca kelimeler, düşünceler veya niyetlerden kaynaklandığını ortaya koymak için daha güçlü ve tekrarlanabilir deneylere ihtiyaç var. Evrim Ağacı'nın değerlendirmesinde de su hafızası üzerine yapılan deneylerde <strong>tekrarlanabilirlik sorununun</strong> temel problemlerden biri olduğu belirtiliyor. Bilim dünyasında kabul gören bir sonuç için aynı etkinin kontrollü koşullarda tekrar tekrar gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p><img alt="Japon Bilim Adamı Masaru Emoto ve Muhteşem Su Deneyi., Su deneyi Eğer düşüncelerimiz suya bunu yapabiliyorsa kim bilir bize neler yapabilir. | Tesla Fizik Kulübü | Facebook" src="https://encrypted-tbn0.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTKe3ECAy_QVGq0I4WKaCi-p_Rzf0WLG-JRL5i5d124LWZh1sujk40EZUqy&amp;s=10" /></p>

<h2>Suyun hafızası bize ne anlatıyor?</h2>

<p>Masaru Emoto’nun deneyleri, suyun kelimeler ve insan niyeti gibi unsurlardan etkilenip etkilenemeyeceği konusunda dikkat çekici bir tartışma başlattı. Emoto’nun çalışmaları bu etkinin var olduğunu savunurken, sonraki bilimsel değerlendirmeler suyun geçmişte maruz kaldığı etkileri uzun süre “hatırladığına” ilişkin güvenilir ve tekrarlanabilir bir kanıt bulunmadığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla <strong>“suyun hafızası” bugün için kanıtlanmış bir bilimsel gerçek değil.</strong> Emoto’nun deneyleri ise suyun yapısı ile çevresel etkiler arasındaki ilişki üzerine popülerleşen, ancak bilimsel geçerliliği tartışmalı bir araştırma alanının en bilinen örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Yine de konu, basit bir soruyu gündeme getiriyor: Su gerçekten çevresinden aldığı mesajları bir şekilde taşıyabiliyor olsaydı, her gün tükettiğimiz suya ve içeceklere bakışımız nasıl değişirdi?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>evrim ağacı</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/masaru-emotonun-deneyi-suyun-hafizasi-bize-ne-anlatiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/masaru-emoto.png" type="image/jpeg" length="67604"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Daha iyi karar vermek isteyenlere karıncalardan 5 ders]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/daha-iyi-karar-vermek-isteyenlere-karincalardan-5-ders</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/daha-iyi-karar-vermek-isteyenlere-karincalardan-5-ders" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsanlar karmaşık kararlar alırken çoğu zaman seçenekler arasında kaybolabiliyor. Ancak bilim insanlarının böcekler üzerindeki araştırmaları, küçük canlıların kolektif hareketlerinden daha hızlı ve verimli karar alma konusunda önemli ipuçları çıkarılabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karıncalar, yiyecek ararken birden fazla güzergahı aynı anda deneyerek en verimli seçeneği zaman içinde belirliyor. Keşif yapan karıncalar yollarına feromon bırakıyor, daha kısa ve verimli rotalardan dönenler ise yuvaya daha hızlı ulaştığı için bu güzergahlar daha güçlü hale geliyor. Böylece koloninin tamamı tek bir karıncanın bütün seçenekleri değerlendirmesine gerek kalmadan en kısa yolu bulabiliyor. Bu sistem, günümüzde ulaşım, lojistik ve iletişim ağlarının planlanmasında kullanılan "karınca kolonisi optimizasyonu" algoritmalarına da ilham veriyor.</p>

<h2>Arılar karar vermeden önce seçenekleri test ediyor</h2>

<p>Bal arıları da yeni bir yuva seçerken farklı seçenekleri değerlendiriyor. Keşifçi arılar buldukları bölgeleri diğer arılara "sallanma dansı" aracılığıyla anlatıyor. Dansın süresi ve hareketleri, bulunan yerin kalitesi ile konumu hakkında bilgi taşıyor. Daha sonra başka arılar bu seçenekleri kontrol ediyor. Farklı arıların aynı bölgeyi olumlu değerlendirmesiyle birlikte koloni ortak bir karara ulaşıyor. Bu davranış, farklı görüşlerin değerlendirilmesinin sağlıklı bir karar sürecindeki önemini ortaya koyuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Çekirgelerden "duraklama" dersi</h2>

<p>Çekirgeler üzerinde yapılan araştırmalar ise karar verme sürecinde zaman zaman tarafsız kalmanın önemine işaret ediyor. Gruplar halinde hareket eden çekirgeler, bir süre duraksayarak mevcut yönlerini değiştirebiliyor. Benzer bir deneyin insanlar üzerinde uygulanması da dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Katılımcılara iki seçenek arasında karar vermenin yanı sıra çekimser kalma imkanı sunulduğunda, grupların daha hızlı ve daha net biçimde ortak bir karara ulaştığı görüldü. Bu bulgu, bir konuda hemen taraf olmak yerine kısa süreliğine geri çekilip seçenekleri yeniden değerlendirmeye izin vermenin grup kararlarını kolaylaştırabileceğini gösteriyor.</p>

<h2>Hamamböceklerinde farklılıklar avantaj sağlıyor</h2>

<p>Hamamböcekleri üzerine yapılan araştırmalar ise grup içerisindeki kişilik farklılıklarının karar alma sürecini hızlandırabileceğini ortaya koyuyor. Bazı hamamböcekleri daha cesur ve keşfetmeye yatkın davranırken bazıları daha ürkek hareket ediyor. Araştırmacıların simülasyonlarında, farklı karakter özelliklerine sahip grupların daha fazla sosyal etkileşim kurduğu ve ortak kararları daha hızlı alabildiği görüldü. Ancak yalnızca cesur ya da yalnızca ürkek bireylerden oluşan grupların daha verimsiz sonuçlara ulaşabildiği belirlendi. Bu durum, kolektif zekanın yalnızca aynı fikirde olmaktan değil, farklı davranış ve bakış açılarının dengeli biçimde bir araya gelmesinden de kaynaklanabileceğini gösteriyor.</p>

<h2>Sinekler kararlarında koşulları dikkate alıyor</h2>

<p>Meyve sinekleri üzerinde yapılan çalışmalar da karar verme sürecinde içsel durumun önemine dikkat çekiyor. Sinekler iki seçenek birbirine ne kadar yakınsa karar vermek için daha uzun süre bekliyor ve seçeneklerin olası faydalarını değerlendirebiliyor. Örneğin daha küçük ancak güvenli bir ödülle daha büyük fakat riskli bir ödül arasında seçim yaparken riskin düzeyini hesaba katabiliyorlar. Ancak açlık ve stres gibi durumlar tercihlerini değiştirebiliyor. Bu davranış, insanların da karar verirken yalnızca dış koşullardan değil, içinde bulundukları psikolojik ve fiziksel durumdan etkilendiğini hatırlatıyor.</p>

<h2>Küçük canlılardan büyük dersler</h2>

<p>Karıncaların en verimli yolu bulması, arıların farklı seçenekleri test etmesi, çekirgelerin tarafsızlığa alan açması, hamamböceklerinin farklı kişiliklerden yararlanması ve sineklerin koşullara göre tercihlerini değiştirmesi aynı noktaya işaret ediyor. Daha iyi kararlar almak için her şeyi tek başımıza değerlendirmek yerine farklı seçenekleri denemek, farklı görüşlere alan açmak, gerektiğinde karar vermeyi kısa süreliğine ertelemek ve içinde bulunduğumuz koşulların düşüncelerimizi nasıl etkilediğini fark etmek önemli olabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>bbc</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/daha-iyi-karar-vermek-isteyenlere-karincalardan-5-ders</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 16:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/karinca.png" type="image/jpeg" length="32487"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İklim değişikliği dengeleri değiştirdi: Buzullar eriyor, dev balinalar Grönland’a akın ediyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/iklim-degisikligi-dengeleri-degistirdi-buzullar-eriyor-dev-balinalar-gronlanda-akin-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/iklim-degisikligi-dengeleri-degistirdi-buzullar-eriyor-dev-balinalar-gronlanda-akin-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğu Grönland’da deniz buzlarının azalması, daha önce bölgeye ulaşamayan dev balinaların yeni beslenme alanlarına yönelmesine neden oldu. Bilim insanları, değişimi Kuzey Kutbu’ndaki büyük ekolojik dönüşümün işareti olarak değerlendiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Grönland kıyılarındaki deniz buzlarının giderek azalması, bölgedeki deniz ekosistemini de değiştirmeye başladı. Onlarca yıla yayılan araştırmalar, kambur, oluklu ve minke balinalarının yaz aylarında buzlardan arınan kıyı sularına giderek daha fazla geldiğini ortaya koydu. Bilim insanlarına göre balinaların bölgeye yönelmesinin arkasında deniz sıcaklıklarının yükselmesi ve besin kaynaklarının artması bulunuyor. Isınan sularda balık ve kril miktarının artması, balinalar için yeni ve zengin beslenme alanları oluşturuyor.</p>

<p><img alt="Buzullar eridikçe dev balinalar Grönland sularına ilerliyor - BBC News  Türkçe" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/fc73/live/c132d210-9bc2-11f1-ae8a-8d57110c5ba6.jpg.webp" /></p>

<h2>2006’da hiç görülmedi, 2024’te 150 kez kayda geçti</h2>

<p>Değişimin boyutunu ortaya koyan en dikkat çekici verilerden biri kambur balinalara ilişkin. Doğu Grönland’da gemilerle yapılan araştırmalarda 2006 yılına kadar tek bir kambur balina dahi görülmezken, 2007’de yedi balina kaydedildi. 2024 yılına gelindiğinde ise gemilerden yapılan gözlemlerde kambur balinalar 150 kez görüntülendi. Araştırmacılar, hava araştırmalarından uydu vericisi takılan 15 balinanın hareketlerinden ve İnuit avcılarının gözlemlerinden de yararlanarak bölgedeki değişimi inceledi.</p>

<p><img alt="İklim krizi: Grönland'daki bir buzul 15 yılda 100 metre inceldi - BBC News  Türkçe" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/473F/production/_108593281_d23f93ca-28d4-4e96-974f-abcc3fe44058.jpg.webp" /></p>

<h2>Binlerce balina Grönland Denizi’ne geliyor</h2>

<p>Araştırmacıların tahminlerine göre 2024 yazında yaklaşık <strong>4 bin kambur balina, 6 bin oluklu balina ve 6 bin minke balinası</strong> Grönland Denizi'ni ziyaret etti. Bu üç türün yaz aylarındaki beslenme döneminde toplam <strong>800 bin tona kadar balık ve kril tüketebileceği</strong> tahmin ediliyor. Bilim insanları, balinalardaki artışın bölgedeki toplam nüfus artışından mı yoksa başka bölgelerden gerçekleşen göçten mi kaynaklandığının ise henüz kesin olarak belirlenemediğini belirtiyor.</p>

<p><img alt="Buzulların erimesinin sonuçları sandığımızdan çok daha ağır olacak! Yüz  milyonlarca insan temiz içme suyuna ulaşamayacak, dünyada birçok bölge  sular altında kalacak - Hürriyet Dünyadan Haberler" src="https://image.hurimg.com/i/hurriyet/90/750x422/67e3c7a21137988c0d43a68a.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>“Büyük bir ekolojik rejim değişikliği”</h2>

<p>Araştırmanın başındaki Grönland Doğal Kaynaklar Enstitüsü'nden Prof. Mads Peter Heide-Jørgensen, yaşanan değişimi “büyük bir ekolojik rejim değişikliği” olarak tanımlıyor. Heide-Jørgensen, Doğu Grönland’da muhtemelen Arktik altı kuşağın herhangi bir bölgesinde görülebilecek en köklü değişimlerden birinin yaşandığını belirtiyor. Araştırmacılara göre yükselen deniz sıcaklıkları ve değişen besin dağılımı, balinaların bölgeye ulaşmasını kolaylaştırıyor.</p>

<p><img alt="Buzullar eridikçe dev balinalar Grönland sularına ilerliyor - BBC News  Türkçe" src="https://ichef.bbci.co.uk/ace/ws/640/cpsprodpb/ea42/live/4cc94f00-9bc5-11f1-8849-3fe19bf8df06.jpg.webp" /></p>

<h2>Bazı türler için yeni fırsat, bazıları için tehdit</h2>

<p>Bilim insanları, değişimin tüm deniz canlıları açısından aynı sonucu doğurmadığına dikkat çekiyor. Kambur, oluklu ve minke balinaları gibi bazı türler yeni beslenme alanlarından yararlanırken, narval ve beyaz balinalar gibi Kuzey Kutbu'na özgü türler artan rekabet nedeniyle yaşam alanlarını paylaşmak zorunda kalıyor. Bazı durumlarda bu türlerin yaşam alanlarından uzaklaştırılabileceği belirtiliyor. Araştırmacılar, iklim değişikliğinin bazı türler için yeni fırsatlar oluştururken, yaşam alanları buz ve soğuk koşullara bağlı olan diğer türler açısından ciddi bir tehdit oluşturabileceğine dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>bbc</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/iklim-degisikligi-dengeleri-degistirdi-buzullar-eriyor-dev-balinalar-gronlanda-akin-ediyor</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 16:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/buzullar-dev-balina.png" type="image/jpeg" length="73064"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ege Üniversitesi’nden bilim dünyasını heyecanlandıran keşif: "Latmos Taşkıranı" literatüre girdi!]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/ege-universitesinden-bilim-dunyasini-heyecanlandiran-kesif-latmos-taskirani-literature-girdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/ege-universitesinden-bilim-dunyasini-heyecanlandiran-kesif-latmos-taskirani-literature-girdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi ve Herbaryum Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Yıldırım ve ekibi, Latmos Dağları’nda bilim dünyası için yeni bir endemik bitki türü keşfetti. “Saxifraga alpsengulii” adı verilen tür, Türkiye’de bilinen taşkıran türü sayısını 25’e çıkardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi, Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğine ilişkin bilimsel çalışmalara bir yenisini daha ekledi. Aydın ve Muğla sınırlarında bulunan Latmos (Beşparmak) Dağları’nda yürütülen araştırmalar sonucunda, Taşkıran (Saxifraga) cinsine ait yeni bir endemik bitki türü tanımlandı.</p>

<p>“Saxifraga alpsengulii” bilimsel adı verilen yeni tür, Türkçe olarak ise yetiştiği bölgeye atıfla “Latmos taşkıranı” olarak adlandırıldı.</p>

<h2>Keşif 2023 yılında başladı</h2>

<p>Yeni türün keşif süreci, hekim ve amatör botanikçi Dr. Türker Şengül’ün 2023 yılında Latmos Dağları’ndaki gölgeli granit kaya oyuklarında farklı bir bitkiyi fotoğraflamasıyla başladı.</p>

<p>Fotoğrafların Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi ve Herbaryum Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Yıldırım’a ulaştırılmasının ardından bitkinin bilinen taşkıran türlerinden farklı olabileceği değerlendirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Arazi çalışmaları, morfolojik karşılaştırmalar ve laboratuvar incelemeleri sonucunda bitkinin bilim dünyası açısından yeni bir tür olduğu belirlendi.</p>

<p>Yeni türe, bitkiyi ilk fark eden Dr. Türker Şengül’ün oğlu Alp Şengül’ün adından esinlenilerek “Saxifraga alpsengulii” ismi verildi. Türün bilimsel makalesi Prof. Dr. Hasan Yıldırım ve doktora öğrencisi Aşkın Öykü Çimen tarafından hazırlanırken, bitkinin illüstrasyonları ise bitki ressamı Hazelnas Varol tarafından çizildi.</p>

<h2><img alt="++Bitki Ressamı Hazelnas Varol5" class="detail-photo img-fluid" height="1536" src="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/bitki-ressami-hazelnas-varol5.jpg" width="2048" />Türkiye’deki taşkıran türü sayısı 25’e yükseldi</h2>

<p>Prof. Dr. Hasan Yıldırım, Taşkıran (Saxifraga) cinsinin dünya genelinde yaklaşık 490 türle temsil edildiğini belirterek, yeni keşfin Türkiye’nin bitki çeşitliliği açısından önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p>Yıldırım, yeni türle birlikte Türkiye’de bilinen taşkıran türü sayısının 25’e, endemik taşkıran türü sayısının ise 5’e yükseldiğini belirtti.</p>

<p>Latmos taşkıranının özellikle nemli granit kaya çatlakları ve küçük mağara girişleri gibi özel habitatlarda yetiştiğini aktaran Yıldırım, bitkinin çiçeklerinin parlak altın sarısı renginin ve düşük ışıkta sergilediği metalik görünümün dikkat çekici özellikleri arasında olduğunu söyledi.</p>

<h2>“Yeni türü keşfetmeye fırsat bulamadan kaybedebiliriz”</h2>

<p>Yeni keşfedilen türün yalnızca Latmos bölgesindeki sınırlı bir alanda yaşaması, bitkinin korunmasını da gündeme getirdi.</p>

<p>Prof. Dr. Yıldırım, türün dar yayılış alanı ve habitatının bozulma riski nedeniyle “Kritik Tehlikede (CR)” kategorisinde sınıflandırıldığını belirtti.</p>

<p>Latmos’taki yoğun madencilik faaliyetlerinin hem yeni keşfedilen bitki türü hem de bölgenin doğal ve kültürel mirası açısından tehdit oluşturduğuna dikkat çeken Yıldırım, “Yeni türü keşfetmeye fırsat bulamadan kaybedebiliriz” uyarısında bulundu.</p>

<p>Bilim dünyasına kazandırılan Latmos taşkıranının korunması için bölgedeki habitatın sürdürülebilir şekilde korunmasının büyük önem taşıdığı vurgulandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/ege-universitesinden-bilim-dunyasini-heyecanlandiran-kesif-latmos-taskirani-literature-girdi</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 11:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/08/ege-universitesinden-bitki-dunyasina-yeni-bir-kesif-latmos-taskirani-3.JPG" type="image/jpeg" length="74173"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nuh'un Gemisi tartışmasına bilimsel yanıt aranıyor: Dev proje başladı]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/nuhun-gemisi-tartismasina-bilimsel-yanit-araniyor-dev-proje-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/nuhun-gemisi-tartismasina-bilimsel-yanit-araniyor-dev-proje-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağrı'daki Durupınar Formasyonu'nda, Hz. Nuh'un Gemisi'ne ait kalıntılar bulunup bulunmadığını ortaya çıkarmak amacıyla uluslararası bilim ekibinin katılımıyla kapsamlı araştırma başlatıldı. Çalışmalarda yer altı radarından karot sondaja kadar birçok ileri teknoloji kullanılacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en büyük arkeolojik gizemlerinden biri olarak görülen Hz. Nuh'un Gemisi'nin izleri, Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesindeki Durupınar Formasyonu'nda yeniden araştırılıyor. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi öncülüğünde hazırlanan uluslararası ve multidisipliner proje kapsamında, formasyonun kutsal metinlerde anlatılan gemiyle bağlantısı bilimsel yöntemlerle incelenecek.</p>

<h2>5 ülkeden yaklaşık 20 bilim insanı görev alıyor</h2>

<p>Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cenker Atila koordinasyonunda yürütülen projeye, ABD merkezli Noah's Ark Scans ekibinin yanı sıra 5 farklı ülkeden yaklaşık 20 bilim insanı ve öğrenci katılıyor. 29 Haziran-11 Eylül 2026 tarihleri arasında sürecek arazi çalışmalarında hassas GPS ölçümleri, 2D ve 3D dijital modelleme, yüksek hassasiyetli yer altı radarı (GPR) taramaları ile karot sondaj yöntemleri kullanılacak. Elde edilecek bulgular laboratuvar ortamında incelendikten sonra "Durupınar Formasyonu 2026 Yılı Araştırmaları" adıyla kitaplaştırılacak ve uluslararası bilimsel bildirilerle paylaşılacak.</p>

<h2>"Bugüne kadar kapsamlı araştırma yapılmadı"</h2>

<p>Prof. Dr. Cenker Atila, Durupınar Formasyonu'nun 1959 yılında Yüzbaşı İlhan Durupınar tarafından keşfedildiğini hatırlatarak, formasyonun şekli ve ölçülerinin kutsal kitaplarda tarif edilen gemiye benzemesi nedeniyle uzun yıllardır tartışma konusu olduğunu söyledi. Bugüne kadar bölgede yalnızca sınırlı toprak analizleri ve yüzey araştırmaları yapıldığını belirten Atila, ilk kez kapsamlı arkeolojik ve jeolojik inceleme gerçekleştirildiğini ifade etti.</p>

<h2>Radar taraması ve sondaj yapılacak</h2>

<p>Araştırmalar kapsamında ilk olarak alanın detaylı haritalaması tamamlandı. Önümüzdeki süreçte yer altı radar taramaları gerçekleştirilecek, ardından toprak örnekleri alınacak ve kuru sondaj yöntemiyle olası ahşap veya iskelet kalıntıları araştırılacak. Kış boyunca laboratuvar analizlerinin süreceğini belirten Atila, tüm verilerin 2027 yılı mayıs ayında tamamlanmasının hedeflendiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Amaç bilimsel veriler ortaya koymak</h2>

<p>Araştırma ekibi, çalışmalar sonunda Durupınar Formasyonu'nun gerçekten Hz. Nuh'un Gemisi'yle bağlantılı olup olmadığına ilişkin bilimsel verilere ulaşmayı amaçlıyor. Proje kapsamında elde edilecek sonuçların, uzun yıllardır tartışılan bu gizeme ışık tutması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/nuhun-gemisi-tartismasina-bilimsel-yanit-araniyor-dev-proje-basladi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 14:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/nuhun-gemisi-1.png" type="image/jpeg" length="80567"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bazı kadınlar dünyayı farklı görüyor: Bilimin açıklayamadığı renkleri seçebiliyorlar]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bazi-kadinlar-dunyayi-farkli-goruyor-bilimin-aciklayamadigi-renkleri-secebiliyorlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/bazi-kadinlar-dunyayi-farkli-goruyor-bilimin-aciklayamadigi-renkleri-secebiliyorlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı kadınlar, çoğu insanın ayırt edemediği renk tonlarını görebiliyor. Bilim insanları, "tetrakromasi" adı verilen bu nadir görme özelliğinin, kadınların yaklaşık yüzde 12'sinde genetik potansiyel olarak bulunabileceğini ancak bu yeteneğin yalnızca çok az kişide aktif hale geldiğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan gözü, renkleri algılayan koni hücreleri sayesinde çevresindeki dünyayı farklı tonlarda görebiliyor. Çoğu insanda üç farklı koni hücresi bulunurken, bazı kadınlarda genetik farklılık nedeniyle dördüncü bir koni hücresinin gelişebildiği ortaya çıktı. Bilim insanlarının "tetrakromasi" olarak adlandırdığı bu özellik, bazı kişilerin milyonlarca ek renk tonunu ayırt edebilmesini sağlayabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Renk algısının sınırlarını genişletiyor</h2>

<p>Araştırmalara göre normal insan gözünde kırmızı, yeşil ve mavi dalga boylarına duyarlı üç tip koni hücresi bulunuyor. Bu hücrelerden gelen sinyaller beyinde birleşerek renk algısını oluşturuyor. Tetrakromasiye sahip kişilerde ise dördüncü bir koni hücresi daha bulunabiliyor. Bu sayede beyne ulaşan görsel bilgi miktarı artıyor ve bazı renk geçişleri çok daha ayrıntılı biçimde algılanabiliyor. Uzmanlar, bu durumun teorik olarak görünür ışık spektrumundaki renk çeşitliliğini önemli ölçüde artırabileceğini ifade ediyor.</p>

<h2>Neden daha çok kadınlarda görülüyor?</h2>

<p>Araştırmacılar, kırmızı ve yeşil renklere duyarlı hücreleri oluşturan genlerin X kromozomu üzerinde bulunduğunu belirtiyor. Kadınların iki X kromozomuna sahip olması nedeniyle aynı genin farklı varyasyonlarını taşıma ihtimali daha yüksek oluyor. Bu da bazı kadınlarda dördüncü koni hücresinin gelişmesine zemin hazırlıyor. Erkeklerde ise tek X kromozomu bulunduğu için aynı genetik farklılık çoğunlukla renk körlüğü gibi farklı sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<h2>Genetik potansiyel her zaman yeterli olmuyor</h2>

<p>Bilim insanları yalnızca fazladan bir koni hücresine sahip olmanın üstün renk algısı anlamına gelmediğini vurguluyor. Uzmanlara göre "retinal tetrakromasi" olarak tanımlanan genetik özellik ile kişinin bunu gerçekten kullanabildiği "fonksiyonel tetrakromasi" arasında önemli fark bulunuyor. Yapılan çalışmalar, dördüncü koni hücresine sahip kişilerin tamamının gelişmiş renk algısına ulaşamadığını gösteriyor. Bu nedenle araştırmacılar, genetik yapı kadar beynin bu bilgiyi işleme biçiminin de belirleyici olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<h2>Bazı kişiler tarif edilemeyen renklerden söz ediyor</h2>

<p>Tetrakromasi üzerine çalışan uzmanlar, bu kişilerin tam olarak ne gördüğünü açıklamanın oldukça zor olduğunu belirtiyor. Bazı araştırmacılar tetrakromatların, diğer insanların hiç göremediği tamamen yeni renkler algıladığını öne sürerken, bazıları ise mevcut renklerin çok daha ince tonlarını ayırt edebildiklerini düşünüyor. İnsanların öznel renk deneyimini doğrudan ölçmenin mümkün olmaması nedeniyle bu konuda kesin bir sonuca henüz ulaşılamadı.</p>

<h2>Günlük yaşamda bazı ipuçları verebiliyor</h2>

<p>Uzmanlara göre tetrakromasiye sahip kişiler çocukluk döneminden itibaren renkleri çevrelerindeki insanlardan farklı algıladıklarını fark edebiliyor. Bazı kişiler sert LED veya floresan aydınlatmalardan rahatsız olduklarını, bu ışıkların baş ağrısı ya da mide bulantısı oluşturduğunu ifade ediyor. Ayrıca dijital ekranlarda görülen renklerle gerçek hayattaki renkler arasındaki farkı çok daha belirgin hissettiklerini söyleyen kişiler de bulunuyor. Bununla birlikte uzmanlar, internet üzerindeki renk testlerinin bu özelliği belirlemek için güvenilir olmadığını vurguluyor.</p>

<h2>Kesin tanı laboratuvar ortamında konulabiliyor</h2>

<p>Araştırmacılar, tetrakromasinin yalnızca çevrim içi testlerle doğrulanamayacağını belirtiyor. Modern ekranların yalnızca kırmızı, yeşil ve mavi olmak üzere üç temel renk kanalıyla çalışması nedeniyle olası ek renk algısını ölçmek mümkün olmuyor. Bu nedenle kesin değerlendirme ancak genetik analizler ve laboratuvar ortamında yapılan özel görme testleriyle yapılabiliyor. Bilim insanları, tetrakromasinin nasıl geliştiği ve beynin bu ek renk bilgisini nasıl kullandığına ilişkin araştırmaların ise halen devam ettiğini belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>cnn</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bazi-kadinlar-dunyayi-farkli-goruyor-bilimin-aciklayamadigi-renkleri-secebiliyorlar</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/kadin-2.png" type="image/jpeg" length="73834"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni araştırma ortaya koydu: Uzun yaşamın sırrı doğumdan önce başlıyor olabilir]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-ortaya-koydu-uzun-yasamin-sirri-dogumdan-once-basliyor-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-ortaya-koydu-uzun-yasamin-sirri-dogumdan-once-basliyor-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir bilimsel değerlendirme, uzun yaşam araştırmalarında ezber bozacak bir öneri ortaya koydu. Araştırmacılar, sağlıklı yaşlanmanın temellerinin doğum öncesi dönemde atıldığını belirterek erken yaşlara odaklanılması çağrısı yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Uluslararası bir araştırma ekibi, sağlıklı ve uzun yaşamı destekleyen araştırmaların yaşamın çok daha erken dönemlerine, hatta doğum öncesine odaklanması gerektiğini savundu. Nature Health dergisinde yayımlanan değerlendirme yazısında, bilim insanları bu alandaki çalışmaları bir araya getirecek uluslararası PROSPER adlı araştırma konsorsiyumunun kurulmasını önerdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar, günümüzde uzun ömür çalışmalarının büyük bölümünün yetişkin bireyler üzerinde yürütüldüğünü, ancak yaşlanmaya neden olan birçok biyolojik sürecin çok daha erken dönemlerde şekillenmeye başladığını ifade etti.</p>

<h2>'Kritik fırsat erken yaşlarda kaçıyor'</h2>

<p>Bilim insanlarına göre yaşlanmaya bağlı moleküler ve hücresel değişiklikler yıllar boyunca birikiyor. Bu nedenle yalnızca ileri yaşlarda uygulanan müdahalelerin, yaşlanma sürecini yavaşlatmada önemli bir fırsatı kaçırdığı değerlendiriliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, çocukluk ve doğum öncesi dönemdeki biyolojik gelişimin ilerleyen yaşlardaki sağlık üzerinde belirleyici rol oynayabileceğini belirterek, yaşlanmanın yaşam boyu takip edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h2>Çocuklara özel biyolojik yaş ölçümleri önerildi</h2>

<p>Araştırmada, yetişkinlerde kullanılan biyolojik yaş göstergelerinin çocuklar için doğru sonuç vermeyebileceğine dikkat çekildi. Bilim insanları, erken yaşlarda biyolojik yaşın biriken hasarı değil, gelişim sürecinin uyumunu ve dayanıklılığını yansıttığını ifade etti.</p>

<p>Bu nedenle çocuklara özel biyobelirteçlerin ve yaşlanmayı değerlendirecek yeni yöntemlerin geliştirilmesi gerektiği belirtildi.</p>

<h2>Hedef hastalıkları ortaya çıkmadan önlemek</h2>

<p>Önerilen PROSPER girişiminin; genetik veriler, klinik bulgular ve biyolojik ölçümleri yaşamın tüm evrelerinde bir araya getirerek bireylerin uzun vadeli sağlık risklerini çok daha erken belirlemeyi amaçladığı aktarıldı.</p>

<p>Araştırmacılar, bu yaklaşımla sağlık sisteminin hastalık ortaya çıktıktan sonra tedaviye odaklanmak yerine, doğum öncesinden başlayarak sağlıklı yaşlanmayı destekleyen önleyici bir modele geçebileceğini ifade etti.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yeni-arastirma-ortaya-koydu-uzun-yasamin-sirri-dogumdan-once-basliyor-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 14:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/uzun-yasamin-sirri-dogumdan-once-basliyor-olabilir.png" type="image/jpeg" length="80652"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim dünyasında tarihi keşif: Uzayda şeker bulundu]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-dunyasinda-tarihi-kesif-uzayda-seker-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-dunyasinda-tarihi-kesif-uzayda-seker-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, Samanyolu'nun merkezine yakın dev bir moleküler bulutta ilk kez bir şeker molekülü keşfetti. Nature Astronomy'de yayımlanan araştırma, yaşamın temel yapı taşlarının Dünya oluşmadan önce uzayda meydana gelmiş olabileceği ihtimalini güçlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İspanya Astrobiyoloji Merkezi öncülüğünde yürütülen araştırmada, Samanyolu'nun merkezine yakın G+0.693-0.027 isimli dev moleküler bulut incelendi. İspanya'daki Yebes 40 metre ve IRAM 30 metre radyo teleskoplarıyla yapılan gözlemlerde, Dünya'dan yaklaşık 26 bin 700 ışık yılı uzaklıkta bulunan bu bölgede "erythrulose" adı verilen dört karbonlu bir şeker molekülüne ait 17 farklı tayfsal iz tespit edildi. Böylece yıldızlararası uzayda ilk kez doğrudan bir şeker molekülü keşfedilmiş oldu.</p>

<h2>Yaşamın kökenine ilişkin önemli ipucu</h2>

<p>Araştırmacılar, erythrulose molekülünün suyla temas ettiğinde RNA ve DNA'nın yapı taşlarının oluşumunda görev alan diğer şekerlere dönüşebildiğini belirtti. Bu bulgunun, yaşam için gerekli organik moleküllerin önemli bir bölümünün Güneş Sistemi oluşmadan önce yıldızlararası ortamda sentezlenmiş olabileceği yönündeki teorileri güçlendirdiği ifade edildi. Bilim insanları ayrıca bu moleküllerin kuyruklu yıldızlar, asteroidler ve meteoritler aracılığıyla genç Dünya'ya taşınmış olabileceğini değerlendiriyor.</p>

<h2>Dünya'ya milyarlarca kilogram ulaşmış olabilir</h2>

<p>Araştırmada, erken Güneş Sistemi döneminde yaşanan yoğun gök taşı bombardımanı sırasında Dünya'ya yaklaşık 500 milyon ile 50 milyar kilogram arasında erythrulose taşınmış olabileceğine yönelik hesaplamalara da yer verildi. Araştırmacılar, bu rakamların kesinlik taşımadığını ancak yaşamın kimyasal başlangıcına ilişkin mevcut modellerle uyumlu olduğunu vurguladı.</p>

<h2>"Eksik yapboz parçası tamamlandı"</h2>

<p>Bilim insanları daha önce yıldızlararası uzayda üre, hidroksilamin ve etanolamin gibi yaşamla bağlantılı organik molekülleri tespit etmişti. Riboz ve glikoz gibi şekerler ise meteoritlerde ve NASA'nın Bennu asteroidinden getirilen örneklerde bulunmuştu. Ancak yıldızlararası uzayda bugüne kadar yalnızca şeker öncülleri ya da şeker benzeri bileşiklere rastlanırken, ilk kez doğrudan bir şeker molekülünün keşfedildiği belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nature Astronomy'de yayımlanan çalışma, yaşamın kökenine ilişkin araştırmalarda önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilirken, yıldızlararası uzayda ilk kez bir şeker molekülünün tespit edilmesi "eksik yapboz parçasının tamamlanması" şeklinde yorumlandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>CNN</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-dunyasinda-tarihi-kesif-uzayda-seker-bulundu</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2024/11/uzay-1.png" type="image/jpeg" length="40050"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yapay zeka hayatını kaybedenleri dijital ortamda yeniden canlandırıyor!]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yapay-zeka-hayatini-kaybedenleri-dijital-ortamda-yeniden-canlandiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/yapay-zeka-hayatini-kaybedenleri-dijital-ortamda-yeniden-canlandiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapay zeka şirketleri, hayatını kaybeden kişilerin sesi, yazışmaları ve görüntülerini kullanarak dijital ortamda sohbet edilebilen "dijital hayaletler" oluşturuyor. Uzmanlar, bu teknolojinin yas sürecine etkilerini araştırırken etik tartışmalar da giderek büyüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yapay zeka teknolojilerindeki hızlı gelişim, hayatını kaybeden kişilerin dijital ortamda yeniden "canlandırılmasını" mümkün kılan yeni bir alanı ortaya çıkardı. "Dijital hayaletler" olarak adlandırılan sistemler, ölen kişilerin sosyal medya paylaşımları, e-postaları, ses kayıtları, videoları ve fotoğraflarından yararlanarak, onlarla sohbet edilebilen yapay zeka avatarları oluşturuyor. Uzmanlar, bu teknolojilerin yas sürecine etkileri kadar etik boyutunun da tartışılması gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<h2>Sınırlı verilerle bile gerçekçi sohbetler oluşturulabiliyor</h2>

<p>Colorado Boulder Üniversitesi araştırmacıları, yapay zeka ile yas süreci arasındaki ilişkinin giderek daha fazla ilgi gördüğünü belirtti. Haziran ayında Association for Computing Machinery'de yayımlanan araştırmada, katılımcılardan hayatını kaybeden yakınlarına ilişkin kısa anılar ve temel kişilik özelliklerini paylaşmaları istendi.</p>

<p>Araştırma sonucunda, insan dilini anlama, işleme ve üretme kapasitesine sahip büyük dil modellerinin (LLM), yalnızca sınırlı bilgilerle bile ölen kişinin konuşma tarzını taklit edebilen sohbet sistemleri oluşturabildiği gözlemlendi. Araştırmacılar, ücretsiz yapay zeka araçlarıyla dahi doğru komutlar kullanılarak kaybedilen bir yakının üslubuna benzer yanıtlar üretilebildiğini ifade etti.</p>

<h2>'Death Bot' ile 'Dijital Hayalet' arasında önemli fark var</h2>

<p>Araştırmacılar, bu teknolojileri iki farklı kategoriye ayırıyor. İlk grupta yer alan ve "death bot" olarak adlandırılan sistemler, yalnızca kişinin geçmişte kaydedilmiş sözlerini yeniden oynatabiliyor.</p>

<p>"Dijital hayalet" olarak tanımlanan daha gelişmiş sistemler ise kişinin sesini, konuşma biçimini ve üslubunu taklit ederek kullanıcılarla etkileşim kurabiliyor. Bu sistemler, kişinin daha önce hiç söylemediği ancak konuşma tarzına uygun yeni yanıtlar da üretebiliyor.</p>

<h2>Etik tartışmalar gündemde</h2>

<p>Uzmanlara göre dijital hayalet teknolojilerinin en tartışmalı yönü, gerçekte hiç söylenmemiş ifadelerin üretilmesi. Bu durum, hem ölen kişinin temsil edilme biçimi hem de yakınlarının psikolojik durumu açısından etik soruları beraberinde getiriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmaya katılan kullanıcılar, yapay zekanın sohbet sırasında ölen kişi adına birinci tekil şahıs kullanmasını daha doğal bulduklarını belirtti. Buna karşın, kişinin hayattayken hiç kullanmadığı hitap şekilleri veya alışık olmadığı ifadelerin kullanılması, deneyimin gerçekçiliğini azaltarak kullanıcıların olumsuz hissetmesine neden oldu. Uzmanlar, bu nedenle yapay zeka destekli yas teknolojilerinin geliştirilmesinde teknik başarı kadar etik ilkelerin de gözetilmesi gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/yapay-zeka-hayatini-kaybedenleri-dijital-ortamda-yeniden-canlandiriyor</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2025/10/yapay-zeka-30.png" type="image/jpeg" length="79377"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[214 bin kişilik araştırma ortaya koydu: Yaşadığınız ülke bunama riskinizi etkileyebilir!]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/214-bin-kisilik-arastirma-ortaya-koydu-yasadiginiz-ulke-bunama-riskinizi-etkileyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/214-bin-kisilik-arastirma-ortaya-koydu-yasadiginiz-ulke-bunama-riskinizi-etkileyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güney Kaliforniya Üniversitesi (USC) öncülüğünde 14 ülke ve bölgeden 214 binden fazla yaşlı yetişkinin verileriyle yürütülen araştırma, demans riskini artıran değiştirilebilir faktörlerin ülkeden ülkeye farklılık gösterdiğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güney Kaliforniya Üniversitesi (USC) liderliğinde yürütülen ve 14 ülke ile bölgeden 214 binden fazla yaşlı yetişkini kapsayan araştırma, demans riskini artıran değiştirilebilir faktörlerin ülkeler arasında önemli farklılıklar gösterdiğini ortaya koydu.</p>

<p>2026 Alzheimer Derneği Uluslararası Konferansı'nda (AAIC) sunulan araştırma, aynı zamanda <i>The Lancet Healthy Longevity</i> dergisinde yayımlandı.</p>

<p>Araştırmada düşük eğitim düzeyi, yüksek tansiyon, sigara kullanımı, obezite, depresyon, işitme kaybı, fiziksel hareketsizlik ve sosyal izolasyonun da aralarında bulunduğu 12 değiştirilebilir demans risk faktörü değerlendirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Ülkeler arasında çarpıcı farklılıklar</h2>

<p>Araştırma sonuçlarına göre düşük eğitim düzeyi Çin'deki yaşlı yetişkinlerin yüzde 85,6'sını etkilerken, bu oran ABD'de yüzde 12 olarak belirlendi. Buna karşılık yüksek vücut kitle indeksi ABD'de yüzde 44,9 seviyesindeyken, Hindistan'da yüzde 13,3 olarak tespit edildi.</p>

<p>Araştırmanın başyazarı ve USC Schaeffer Enstitüsü Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi araştırmacısı Emma Nichols, ülkeler arasındaki farklılıklardan çok benzerliklerin dikkat çekici olduğunu belirterek, "Bu risklerin farklı ülkelerde benzer şekillerde bir araya geldiğini gördük. Bu durum, önleme stratejilerini nasıl geliştireceğimiz açısından önemli sonuçlar doğuruyor." ifadelerini kullandı.</p>

<h2>"Risk azaltılabilir" mesajı verildi</h2>

<p>Araştırmacılar, risk faktörleri ülkeden ülkeye değişse de yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi kalp-damar hastalıklarıyla ilişkili sorunların çoğu zaman birlikte görüldüğünü, sigara ve alkol kullanımı gibi davranışların da benzer şekilde kümelendiğini belirtti.</p>

<p>Bilim insanlarına göre bu bulgular, her ülkenin kendi sağlık sistemi ve ihtiyaçlarına uygun demans önleme programları geliştirmesi gerektiğini gösteriyor. Özellikle diyabetle mücadele programlarının yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi bağlantılı riskleri de hedef almasının daha etkili sonuçlar sağlayabileceği ifade edildi.</p>

<p>Emma Nichols, demans riskinin kaçınılmaz olmadığını vurgulayarak, "Bu hastalıklara yakalanma riski önceden belirlenmiş değildir. İnsanlar yaşamları boyunca karşılaştıkları risk faktörlerini değiştirerek kendi risklerini azaltabilir. Bunun yanında toplumsal koşulların da önemli bir rol oynadığını unutmamak gerekir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Araştırma ekibi, gelecek çalışmalarda uyku bozukluğu gibi diğer değiştirilebilir risk faktörlerini de incelemeyi ve araştırmayı Kenya ile Mısır gibi yeni ülkeleri kapsayacak şekilde genişletmeyi planlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/214-bin-kisilik-arastirma-ortaya-koydu-yasadiginiz-ulke-bunama-riskinizi-etkileyebilir</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 13:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/05/alzheimer-4.png" type="image/jpeg" length="70386"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim dünyasını heyecanlandıran keşif: Kurbağadan alınan bakteri, farelerde kanseri tek dozda yok etti]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-dunyasini-heyecanlandiran-kesif-kurbagadan-alinan-bakteri-farelerde-kanseri-tek-dozda-yok-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-dunyasini-heyecanlandiran-kesif-kurbagadan-alinan-bakteri-farelerde-kanseri-tek-dozda-yok-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Japon bilim insanlarının yürüttüğü araştırmada, Japon ağaç kurbağasının bağırsaklarında bulunan Ewingella americana adlı bakterinin, kolorektal kanserli farelerde tek doz uygulamayla tüm tümörleri tamamen ortadan kaldırdığı belirlendi. Uzmanlar, bulguların umut verici olduğunu ancak henüz yalnızca hayvan deneylerine dayandığını vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Japonya İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüsü (JAIST) araştırmacıları, <i>Gut Microbes</i> dergisinde yayımlanan çalışmalarında Japon ağaç kurbağası (<i>Dryophytes japonicus</i>), Japon ateş semenderi ve Japon çim kertenkelesinden elde edilen toplam 45 farklı bakteri türünü analiz etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İncelenen bakterilerden dokuzu kanser karşıtı etki gösterirken, Ewingella americana isimli bakteri en başarılı sonuçları verdi. Araştırmacılar, bu bakterinin kanser tedavisinde yeni bir yaklaşım geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini belirtti.</p>

<h2>Tek doz uygulamayla tüm tümörler ortadan kalktı</h2>

<p>Araştırma kapsamında kolorektal kanserli fareler üzerinde gerçekleştirilen deneylerde, damardan verilen tek doz Ewingella americana bakterisinin tüm tümörleri tamamen yok ettiği tespit edildi.</p>

<p>Bilim insanları, elde edilen sonucun karşılaştırma amacıyla kullanılan bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri (anti-PD-L1) ve liposomal doksorubisin kemoterapisinden daha etkili olduğunu ifade etti. Ancak araştırmacılar, bu bulguların yalnızca fare deneylerine ait olduğunu, yöntemin insanlar için güvenli ve etkili olup olmadığının henüz bilinmediğinin altını çizdi.</p>

<h2>Kanseri iki farklı mekanizmayla hedef alıyor</h2>

<p>Araştırmaya göre bakteri, kanserle iki farklı mekanizma üzerinden mücadele ediyor. İlk olarak oksijen seviyesinin düşük olduğu tümör dokularında hızla çoğalarak doğrudan kanser hücrelerine zarar veriyor. Tedavinin ardından ilk 24 saat içinde bakterinin tümör içerisindeki miktarının yaklaşık 3 bin kat arttığı belirlendi.</p>

<p>İkinci aşamada ise bağışıklık sistemi devreye giriyor. Bakterinin varlığıyla birlikte T hücreleri, B hücreleri ve nötrofiller tümör bölgesine yöneliyor. Bu hücrelerin salgıladığı bağışıklık sinyal molekülleri de kanser hücrelerinin yok edilmesini destekliyor.</p>

<h2>İnsanlarda kullanım için daha fazla çalışma gerekiyor</h2>

<p>Araştırmacılar, bakterinin büyük ölçüde yalnızca tümör dokusunda biriktiğini, karaciğer, böbrek, akciğer, dalak ve kalp gibi sağlıklı organlarda ise çoğalmadığını bildirdi.</p>

<p>Deneylerde bakterinin 24 saat içinde kandan tamamen temizlendiği, yalnızca hafif ve geçici bir iltihabi yanıt oluşturduğu, 60 günlük takip sürecinde ise kronik toksisiteye rastlanmadığı aktarıldı.</p>

<p>Bilim ekibi, yöntemin meme kanseri, pankreas kanseri ve melanom gibi diğer katı tümörlerde de test edileceğini açıkladı. Ayrıca bakteri tedavisinin kemoterapi ve immünoterapiyle birlikte kullanıldığında daha etkili olup olmayacağı da araştırılacak. Bilim insanları, tedavinin klinik aşamaya henüz ulaşmadığını ve insanlar üzerinde kullanılabilmesi için kapsamlı güvenlik ile etkinlik çalışmalarının tamamlanması gerektiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sputnik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/bilim-dunyasini-heyecanlandiran-kesif-kurbagadan-alinan-bakteri-farelerde-kanseri-tek-dozda-yok-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/kurbaga.png" type="image/jpeg" length="32829"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsanlar gelecekte nasıl görünecek: Bilim insanları olası değişimleri anlattı]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/insanlar-gelecekte-nasil-gorunecek-bilim-insanlari-olasi-degisimleri-anlatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/insanlar-gelecekte-nasil-gorunecek-bilim-insanlari-olasi-degisimleri-anlatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanlarına göre insan evrimi durmadı, yalnızca yön değiştirdi. Genetik, küreselleşme ve gelişen teknolojiler gelecekte insanların fiziksel özelliklerini önemli ölçüde değiştirebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Modern tıp, gelişen yaşam koşulları ve teknolojik ilerlemeler doğal seçilimin etkisini azaltmış olsa da bilim insanları insan evriminin devam ettiğini belirtiyor. Uzmanlara göre gelecekte insanların fiziksel görünümü yalnızca çevresel koşullarla değil, genetik teknolojiler ve toplumsal tercihlerin de etkisiyle şekillenebilir.</p>

<p>İngiltere'deki Anglia Ruskin Üniversitesi'nden antropolog ve evrimsel genetikçi Dr. Jason Hodgson, evrimin günümüzde de sürdüğünü ancak bunun insan ömrü içinde fark edilemeyecek kadar yavaş gerçekleştiğini söyledi. Hodgson'a göre belirli genlerin bazı topluluklarda zamanla daha yaygın hale gelmesi, evrimin devam ettiğinin en önemli göstergeleri arasında yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Beslenme alışkanlıkları evrimi değiştirdi</h2>

<p>ABD'deki Smithsonian Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nde görev yapan paleoantropolog Briana Pobiner, son binlerce yıldaki en dikkat çekici evrimsel değişimlerden birinin süt tüketimiyle ortaya çıktığını belirtti.</p>

<p>Pobiner, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinin yetişkinlikte sütü sindirebildiğini, oysa 5 ila 10 bin yıl önce bunun neredeyse hiç görülmediğini ifade ederek, bu durumun insanların süt veren hayvanları evcilleştirmesiyle gelişen hızlı bir evrim örneği olduğunu söyledi.</p>

<h2>Küreselleşme genetik yapıyı değiştiriyor</h2>

<p>Bilim insanlarına göre insanların farklı kıtalara göç etmesi ve farklı iklim koşullarına uyum sağlaması geçmişte ten rengi gibi birçok fiziksel özelliğin değişmesine neden oldu. Günümüzde ise küreselleşme ve artan göç hareketleri nedeniyle farklı toplumlar arasındaki genetik karışım hızlanıyor.</p>

<p>Dr. Jason Hodgson, buna rağmen insanların kendilerine benzeyen bireylerle eşleşme eğilimi gösterdiğini belirterek, boy, kilo ve yüz yapısı gibi özelliklerde benzer eşleşmelerin bazı genlerin toplum içinde daha sık görülmesine neden olabileceğini ifade etti.</p>

<h2>Estetik müdahaleler evrimin parçası değil</h2>

<p>Uzmanlar, estetik operasyonlar veya sporla kazanılan fiziksel özelliklerin genetik olarak sonraki nesillere aktarılmadığını vurguluyor.</p>

<p>Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği'nin verilerine göre 2024 yılında dünya genelinde yaklaşık 38 milyon cerrahi ve cerrahi olmayan estetik işlem gerçekleştirildi. Bu rakamın 2020 yılına göre yüzde 40 arttığı belirtilirken, bilim insanları bu değişimlerin biyolojik evrimden değil bireysel tercihlerden kaynaklandığını ifade ediyor.</p>

<h2>Gen düzenleme geleceği değiştirebilir</h2>

<p>Bilim dünyasında geliştirilen CRISPR teknolojisi, DNA üzerinde doğrudan değişiklik yapılmasına imkan tanıyor. Günümüzde bazı kalıtsal hastalıkların tedavisinde kullanılmaya başlanan yöntemin ileride çok daha geniş alanlarda kullanılabileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Uzmanlar, teknolojinin gelişmesi halinde yalnızca hastalıkların değil, göz rengi, boy uzunluğu veya fiziksel görünüm gibi birçok özelliğin de genetik düzeyde değiştirilebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Ancak bilim insanları, bu tür uygulamaların etik açıdan ciddi tartışmalar doğurduğunu ve "tasarım bebek" gibi uygulamaların bugün için kabul görmediğini vurguluyor.</p>

<h2>Gelecekte yeni bir insan türü ortaya çıkabilir</h2>

<p>Araştırmacılar, çok uzun zaman dilimlerinde insanların tamamen farklı bir türe dönüşmesinin de ihtimal dahilinde olduğunu ifade ediyor.</p>

<p>Danimarka'daki Aarhus Üniversitesi'nden biyoinformatik uzmanı Thomas Mailund, bir milyon yıl gibi uzun bir süreçte insan soyunun bugünkü Homo sapiens'ten, Homo erectus'un bizden farklı olduğu kadar uzaklaşabileceğini belirtti.</p>

<p>Mailund'a göre özellikle Ay veya Mars gibi düşük yerçekimine sahip ortamlarda uzun süre izole yaşayan insan topluluklarının zamanla farklı biyolojik özellikler geliştirmesi ve yeni insan türlerinin ortaya çıkması teorik olarak mümkün.</p>

<p>Uzmanlar, gelecekte insanın nasıl görüneceğinin yalnızca doğal evrimle değil, teknolojik gelişmeler ve insanların kendi genetik yapılarına müdahale edip etmeyeceğine bağlı olarak şekilleneceğini değerlendiriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/insanlar-gelecekte-nasil-gorunecek-bilim-insanlari-olasi-degisimleri-anlatti</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/insan.png" type="image/jpeg" length="77104"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Voyager 1'in 50 yıllık yolculuğu: Uzayın derinliklerinden hala Dünya'ya veri gönderiyor]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/voyager-1in-50-yillik-yolculugu-uzayin-derinliklerinden-hala-dunyaya-veri-gonderiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/voyager-1in-50-yillik-yolculugu-uzayin-derinliklerinden-hala-dunyaya-veri-gonderiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[NASA'nın 1977 yılında uzaya gönderdiği Voyager 1, yaklaşık 50 yıl sonra insanlık tarihinin en uzak noktasına ulaşırken hâlâ Dünya ile iletişim kurmaya devam ediyor. Kasım ayında Dünya'dan bir ışık günü uzaklığa erişmesi beklenen uzay aracı, sınırlı teknolojisine rağmen yıldızlararası uzaydan bilim insanlarına kritik veriler gönderiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>1977 yılında NASA tarafından fırlatılan Voyager 1, insan yapımı en uzak cisim olarak uzay keşif tarihine adını yazdırdı. Yaklaşık 26 milyar kilometrelik, yani ışığın bir günde katettiği mesafeye ulaşmaya hazırlanan uzay aracı, ilk etapta yalnızca beş yıllık bir görev için tasarlanmasına rağmen yaklaşık yarım asırdır görevini sürdürüyor. Görev bilim insanları, Voyager 1'in günümüz standartlarına göre son derece mütevazı bir bilgisayar sistemine sahip olmasına rağmen hâlâ veri gönderebilmesini mühendislik tarihinin en büyük başarılarından biri olarak değerlendiriyor. Araçta bulunan bellek kapasitesinin günümüzde bir otomobil anahtarındaki elektronik sistem kadar olduğu belirtiliyor.</p>

<h2>Dev gezegenlerin sırlarını ortaya çıkardı</h2>

<p>Voyager 1 ve ikizi Voyager 2, Güneş Sistemi'nin dış bölgelerini keşfetmek amacıyla "Büyük Tur" adı verilen görev kapsamında uzaya gönderildi. Araçlar, dev gezegenlerin nadir görülen hizalanmasından yararlanarak sırasıyla Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün hakkında bugüne kadar görülmemiş görüntüler elde etti. Voyager 1, Jüpiter'in uydusu Io üzerinde Dünya dışında keşfedilen ilk aktif volkanları görüntülerken, gezegendeki şimşekleri de ilk kez tespit etti. Voyager 2 ise Europa yüzeyinin altında sıvı su okyanusu bulunabileceğine ilişkin ilk güçlü ipuçlarını ortaya çıkardı. Bu keşifler, Güneş Sistemi'nde yaşam ihtimaline yönelik araştırmalarda önemli dönüm noktaları oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img class="" height="720" src="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/voyager1-2.png" width="1280" /></p>

<h2>Yıldızlararası uzaya ulaşan ilk insan yapımı araç</h2>

<p>Voyager 1, 2012 yılında Güneş Sistemi'ni çevreleyen helyosfer sınırını aşarak yıldızlararası uzaya giren ilk insan yapımı araç oldu. Voyager 2 de altı yıl sonra aynı başarıyı gösterdi. Bugün iki araç da yıldızlararası ortamın manyetik alanı, parçacık yoğunluğu ve kozmik ışınları hakkında benzersiz veriler göndermeyi sürdürüyor. Bilim insanları, bu bölgeyi doğrudan inceleyen başka bir uzay aracı bulunmadığı için Voyager verilerinin büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.</p>

<h2>Gücü azalıyor ama görev devam ediyor</h2>

<p>Voyager uzay araçları, enerjilerini plütonyum tabanlı radyoizotop jeneratörlerinden sağlıyor. Ancak enerji üretimi her yıl azalırken, NASA sistemleri çalışır durumda tutabilmek için bilimsel cihazları kademeli olarak devre dışı bırakıyor. Yetkililer, her iki uzay aracının da 2030'lu yılların başına kadar en az bir bilimsel cihazla veri göndermeye devam edebileceğini öngörüyor. Görev ekibi ise mümkün olduğu sürece araçların doğal ömürlerini tamamlamasına izin vermeyi planlıyor.</p>

<h2>"Soluk Mavi Nokta" insanlığa unutulmaz bir miras bıraktı</h2>

<p>Voyager 1, 1990 yılında kamerasını kapatmadan hemen önce geriye dönerek Dünya'nın tarihe geçen "Soluk Mavi Nokta" (Pale Blue Dot) fotoğrafını çekti. Carl Sagan tarafından önerilen bu görüntü, Dünya'nın uzayın sonsuzluğu içindeki küçüklüğünü simgeleyen en önemli karelerden biri olarak kabul ediliyor. Her iki Voyager aracında ayrıca insanlığı temsil eden altın kaplama kayıt diskleri bulunuyor. Disklerde 55 dilde selamlamalar, Dünya'dan fotoğraflar, doğa sesleri ve farklı kültürlere ait müzikler yer alıyor. Bilim insanları bu kayıtların milyarlarca yıl boyunca uzayda varlığını sürdürebileceğini düşünüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/voyager-1in-50-yillik-yolculugu-uzayin-derinliklerinden-hala-dunyaya-veri-gonderiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 16:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/voyager1.png" type="image/jpeg" length="89774"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünya'ya 25 ışık yılı uzaklıktaki GJ 3378b gezegeni yaşam ihtimaliyle bilim dünyasını heyecanlandırdı]]></title>
      <link>https://www.izmirdesondakika.com.tr/dunyaya-25-isik-yili-uzakliktaki-gj-3378b-gezegeni-yasam-ihtimaliyle-bilim-dunyasini-heyecanlandirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirdesondakika.com.tr/dunyaya-25-isik-yili-uzakliktaki-gj-3378b-gezegeni-yasam-ihtimaliyle-bilim-dunyasini-heyecanlandirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya'ya yalnızca 25 ışık yılı uzaklıkta bulunan GJ 3378b isimli ötegezegen, bilim dünyasında büyük heyecan yarattı. Yaşanabilir bölgede yer alan gezegenin kayalık yapıda olabileceği ve uygun atmosfer koşulları oluşması halinde sıvı su barındırabileceği değerlendiriliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Evrende yaşam olup olmadığı sorusuna yanıt arayan bilim insanları, Dünya'ya yaklaşık 25 ışık yılı uzaklıkta bulunan <strong>GJ 3378b</strong> adlı ötegezegene ilişkin yeni verileri paylaştı. Son analizler, gezegenin bugüne kadar keşfedilen yaşanabilir ötegezegen adayları arasında en dikkat çekenlerden biri olduğunu ortaya koydu. Bilim insanlarına göre GJ 3378b, <strong>Camelopardalis (Zürafa) Takımyıldızı</strong> sınırlarında yer alan soğuk bir kırmızı cüce yıldızın etrafında dönüyor. Gezegenin, yıldızının yaşanabilir bölgesinde bulunması nedeniyle yüzeyinde uygun şartlar oluşması halinde sıvı su barındırma ihtimali bulunuyor.</p>

<h2>Yaşanabilir bölgede yer alıyor</h2>

<p>Science Alert'te yer alan bilgilere göre GJ 3378b, yıldızından Dünya'nın Güneş'ten aldığı enerjinin yaklaşık yüzde 90'ına denk bir enerji alıyor. Bu durum, gezegenin atmosferinin uygun olması halinde yüzey sıcaklıklarının sıvı su oluşumuna izin verebileceği anlamına geliyor. Uzmanlar, sıvı suyun yaşamın oluşması için en önemli unsurlardan biri olduğuna dikkat çekerek, bu nedenle GJ 3378b'nin bilimsel açıdan büyük önem taşıdığını belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Yeni ölçümler dikkat çekti</h2>

<p>Gezegenin keşfedildiği ilk dönemde Dünya'nın yaklaşık 5 katı kütleye sahip olduğu tahmin ediliyordu. Ancak gelişmiş gözlem teknikleriyle yapılan yeni analizler, GJ 3378b'nin kütlesinin Dünya'nın yaklaşık <strong>2,3 katı</strong> olduğunu gösterdi. Bu yeni hesaplamalar, gezegenin kalın gaz tabakalarıyla kaplı bir gaz devi yerine, yüzeyi büyük ölçüde kayalık olan bir <strong>"Süper Dünya"</strong> olabileceği ihtimalini güçlendirdi.</p>

<h2>Radyasyon yaşam için risk oluşturabilir</h2>

<p>Olumlu özelliklerine rağmen GJ 3378b'nin önünde önemli belirsizlikler de bulunuyor. Gezegen, kırmızı cüce yıldızına oldukça yakın bir yörüngede hareket ettiği için yoğun yıldız radyasyonuna maruz kalıyor. Araştırmacılar, bu güçlü radyasyonun zaman içerisinde gezegenin atmosferini inceltmiş ya da tamamen yok etmiş olabileceğini değerlendiriyor. Böyle bir durumda gezegenin yaşama elverişli olması zorlaşabilir.</p>

<h2>Kesin sonuçlar yeni gözlemlerle ortaya çıkacak</h2>

<p>Bilim insanları, GJ 3378b'nin Dünya'nın birebir benzeri olmadığını ancak bugüne kadar keşfedilen en güçlü yaşanabilir ötegezegen adaylarından biri haline geldiğini ifade ediyor. Önümüzdeki yıllarda gerçekleştirilecek gelişmiş uzay teleskobu gözlemleriyle gezegenin atmosferi, yüzey yapısı ve olası biyolojik yaşam koşulları daha ayrıntılı şekilde incelenecek. Elde edilecek yeni verilerin, evrende yaşam arayışına önemli katkılar sağlaması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>CNN</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.izmirdesondakika.com.tr/dunyaya-25-isik-yili-uzakliktaki-gj-3378b-gezegeni-yasam-ihtimaliyle-bilim-dunyasini-heyecanlandirdi</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 14:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirdesondakikacomtr.teimg.com/crop/1280x720/izmirdesondakika-com-tr/uploads/2026/07/gj-3378b.png" type="image/jpeg" length="91659"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
